Akademisyenlerin Maaş Problemi

Akademisyenlerin Maaş Problemi

Akademisyenlik uzun ve meşakkatli bir yoldur. 4 yıllık üniversite diploması pek çoklarını mühendis, mimar veya müfettiş yaparken, bilim insanı olmayı aklına koyanın yolu daha yeni başlamaktadır. Sıra arkadaşları dolgun maaşlarla iş dünyasına girerken, aday-akademisyen yeni bir öğrenciliğe, yani yüksek lisansa (master) yelken açar. Bunun için kazanması gereken bazı sınavları vardır: Dil sınavı, ALES’i ve mülakatı. Eğer hepsini geçmeyi başarır, uygun bir de kontenjan bulabilirse yeniden öğrenci olabilir. Master bizde en az 2 yıl sürüyor. Hocaların kaprisi, üniversite bürokrasisi, özel hayattaki engeller dikkate alındığında pek çok öğrenci doktora eğitimine lisans diplomasını aldıktan en az 3 yıl sonra başlayabiliyor.

Doktora ise bizde ortalama 5 yıl sürüyor. Bazı öğretim üyeleri 7 yıldan önce alınan doktoraya doktora demiyor, ama neyse biz doktorayı ortalama 5 yıl sayalım. Böylece bir akademisyen adayının üniversiteye adım atmasıyla ‘doktor’ (dr.) unvanını isminin başına eklemesi arasında ortalama 10-12 yıl geçiyor. İlk-orta-lise eğitimini de eklediğinizde bu kişinin ‘dr.’ oluncaya kadar yaklaşık 24 yılı sıralarda dirsek çürütmekle geçiyor. Üstelik üniversitelerde araştırma görevlisi olarak işe başlayamayanlar ana-baba desteğiyle ya da geceleri çalışıp, gündüzleri okuyarak bu açığı kapatmaya çalışıyorlar.

Büyük, çok büyük bir fedakârlıktan bahsediyoruz burada. Üstelik fedakârlık sadece zaman ve paradan değil. İnsanlar hayatlarının en güzel yıllarını eğitim ve bilim için harcıyorlar. Bu arada sağlıkları ve çoğu kez gözardı edilse de fiziksel güzellikleri de feda edilenler arasına katılabiliyor. Evlilikler erteleniyor, hatta çocuk sahibi olma yaşları 35-40 yaşlarına sarkabiliyor. Hatta bilim uğruna evliliklerini ve çocuk sahibi olmayı erteleyenler bu imkânı bir daha asla bulamayabiliyorlar.

***

Sözün özü, bilim insanlığı para için veya şan-şöhret için yapılacak bir iş değil. Eğer sevmiyorsanız, buna katlanmak mümkün değil… Bundan dolayıdır ki pek çok akademisyen adayı severek ve isteyerek bu zorluklara göğüs geriyor. Ne var ki tüm bu fedakârlıkları sadece bireylerin omuzlarına yüklemek de bir devlet için hem haksızlık, hem de ölümcül bir hatadır. Çünkü bilim de, yüksek eğitim de bir milletin büyümesi ve güçlenmesi için hayatidir. Bu nedenle ileri devletler bilim insanlarının omuzlarındaki yükü hafifletmeye çalışırlar. Çünkü bilirler ki bilim de, bilim adamı da iltifat gördüğü, takdir edildiği yerde durur. Hatta bu ülkeler ödüller ile diğer ülkelerin seçkin beyinlerini de ülkelerine çekmenin yollarını ararlar. Bizde ise onlarca yıldır derinleşen sorunlar bir türlü düzelemiyor, büyüyen Türkiye ile uyumsuz bir tablo ısrarla bilim hayatımızdaki yerini koruyor. Şöyle ki:

Ülkemizde üniversite eğitiminin üzerine 8-10 yıl eğitim yapıp zorlukla ‘yrd.doç.’ unvanını alabilen öğretim üyeleri mezun ettikleri sıradan öğrencilerinin bile aldıkları maaşların altında bir ücrete mahkumlar. Kıdemsiz doçentler bile 1 yıllık hâkimlerden, yüzbaşılardan veya stajyer kaymakamlardan daha az bir maaş alıyorlar. Sıradan bir bankada göreve başlayan memure hanım 1 ay önce kendisini mezun eden hocasına borç verebilecek bir maaşa sahip olabiliyor. Master veya doktora yapan araştırma görevlilerinin durumu ise çok daha vahim.

***

Elbette bilim insanının ağzı açlıktan kokmuyor. Bilimden-eğitimden alınamayan paralar diğer işlerle, ya da haftada 30-40 saati bulan ek derslerle kapatılmaya çalışılıyor. Hukukçuların neredeyse tamamı dışarıya iş yapıyor. Kısacası bilim yapması gereken kişiler yüksek lise öğretmenlerine dönüyorlar. Ya da üniversite unvanları piyasada tutunabilmek için etkili birer etikete dönüşebiliyor. En kötüsü ise mevcut maaş rejimi sonucunda en iyileri üniversiteye çekebilmek her geçen gün zorlaşıyor.

Prof. Dr. Sedat Laçiner

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Rektörü