Soğuk Savaş Sonrası Kosova Sorunu

Soğuk Savaş Sonrası Kosova Sorunu

Kosova Sorununu iyi anlayabilmemiz için Kosova nüfusu, coğrafi ve etnik yapısı ile ilgili kısa bilgilere yer vermekte fayda var.Kosova’nın nüfusu tam olarak bilinmemekle birlikte 2001 yılında yapılan nüfus sayımlarına göre 2.400.000 olarak tahmini bir rakam söylenmektedir.Yaklaşık olarak 11.000 km karelik bir alana sahip olan Kosova’nın Kuzeybatısında Karadağ, kuzey ve doğusunda Sırbistan, güneyinde Makedonya ve güneybatısında Arnavutluk bulunmaktadır.Ve en büyük yerleşim merkezi de başkenti olan Priştine’dir.[1]

Kosova nüfusunun %90-92’sini Arnavutlar, ortalama %5’ini ise Sırplar oluşturmaktadır. Sırplar Arnavutlardan sonra en büyük nüfusa sahip ikinci ulustur. Kosovada yaşayan diğer etnik gruplar ise, Türkler, Boşnaklar, Makedonlar, Romlar, Aşkaliler, Çerkezler, Goraniler ve Mısırlılardır. Din açısından her ne kadar Arnavutluk’taki Arnavutlar parçalı bir yapı gösterseler de Kosova nüfusunun %90’ından fazlasını oluşturan Arnavutlar’ın %3’lük Katolik nüfusu hariç tamamının Müslüman olduğu söylenmektedir. Ülkedeki Sırplar, Karadağlıılar ve Çingeneler dışında kalan Boşnak, Türk ve diğer milletlerin büyük ölçüde Müslüman olduğu ifade edilmektedir. Bu bağlamda Kosova nüfusunun yaklaşık %95’i Müslümandır.[2]

Kosova Anayasası Madde 5[3]’te belirtildiği üzere Kosova Cumhuriyeti resmi dilleri Arnavutça ve Sırpçadır. Türkçe, Boşnakça ve Romca ise, belediyeler seviyesinde resmi statüye sahiptir veya yasaya uygun bir biçimde herhangi bir seviyede resmi kullanımda olacaklardır şeklinde ifade edilmiştir.

Kosova Sorununun Ortaya Çıkışında Genel Nedenler

Kosova Sorunu uluslararası toplumun gündemine 1990’lı yıllarda gelmiştir. Ve fakat sorunun temeli çok eskilere dayanır. Pek çok yazar sorunun kökenini 1389 yılında Kosova’nın Osmanlı hakimiyetine girmesine kadar götürmektedir.[4] Sırplar ve Arnavutlar Kosova’nın savunmasında beraber savaşmışlar ancak Arnavutların büyük çoğunluğu özellikle din birliği nedeniyle hakimiyeti daha kolay kabullenirken, Sırplar tarih boyunca bu yenilgiyi hep canlı tutarak Kosova’yı milli bir sembol haline getirmiştir. Her iki tarafın temel iddiaları da bu toprakların kendi uluslarına ait olduğudur. Arnavutlar bunu bölgenin en eski yerlileri olan İliryalılardan olmalarına dayandırırken Sırplar da bölgedeki eski manastırlar ve kiliselerin varlığını bölgedeki yerleşimlerinin kanıtı olarak göstermektedirler.[5]

Tarihsel süreç içerisinde Kosova Sorununun ortaya çıkmasının nedenlerini maddeler halinde verecek olursak;

  1. Yükselen Milliyetçilik akımlarıdır.Bu milliyetçilik akımları iki farklı toplumun milliyetçiliği olarak ortaya çıkmıştır. Bunlardan birincisi Sırp Milliyetçiliği diğeri ise Arnavut Milliyetçiliğidir.
  2. Diğer bir neden ekonomik kaynaklıdır. Özellikle Yugoslavya’nın dağılması hatta öncesinde Tito’nun ölmesi kurulmuş olan sistemi ve ekonomik dengeyi bozucu en önemli unsurlar olmuştur.
  3. Bir diğer neden Ortak bir yugoslav üst kimliğinin oluşturulamamış olmasıdır.
  4. Son neden ise, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından oluşturulan yeni dünya düzenidir.[6]

Kosova’nın Bağımsızlığına Giden Tarihsel Süreci

1.Dünya savaşı sonunda kazanan tarafta yer alan Sırplar, 1 Aralık 1918’de Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı’nı kurmuş ve başına Sırp Karayorgiyviç’i geçirmişlerdir. Sırbistan içinde bulunan Kosova bölgesi de kurulan bu krallığın bir parçası olmuştur. Sırbistan’ın kurulan bu krallıkta hakim olmasının iki sebebi vardır: Birincisi sınırlarının genişliği ikincisi ise, ordusunun büyüklüğüdür.[7] Kurulan bu krallığın en büyük dezavantajı ise çok fazla etnik topluluğu bir arada barındırmasıydı. Yeni kurulan krallığın en büyük unsuru %41’lik nüfus oranı ile Sırplardı. Bunu %23 ile Hırvatlar, %8,5 ile Slovenler, % 6 ile Boşnak Müslümanlar, % 5 ile Makedonlar, %3,6 ile Arnavutlar ve %14 ile diğer unsurlar oluşturmaktaydı( Almanlar, Macarlar, Çingeneler ve Ulahlar) .Ocak 1929’da baş geçen Kral Alexander Karayorgiyeviç, Krallığın ismini Yugoslavya Krallığı olarak değiştirmiş ve krallık içindeki Sırp egemenliğini de pekiştirmiştir. Eyaletler ise nehirlere göre ve her birinde Sırp nüfus çoğunlukta olacak şekilde dokuz ile bölünmüştür. İşre Kosova’da haksızlık ve adaletsizliğe giden yol böyle şekillenmiştir.[8]

2.Dünya Savaşı yılları

2. Dünya savaşı yıllarında Sırbistan’ın büyük bir bölümü Almanya işgali altına girerken, Kosova, İtalya’nın işgali altındaki Arnavutluğa verildi. Geçmişe karşı büyük bir nefretle dolan Kosovalı Arnavutlar, işgali altında bulunduğu İtalya’yı desteklediler. Kosova’nın bir tarafsız bölge olmasını isteyen Almanlar döneminde Kosovalı Arnavutlar biraz olsun rahatladılar ve Sırpların itirazlarına rağmen 40 kadar ilkokul açmayı başardılar.[9] 1938 yılında Yugoslav Komünist Partisi genel sekreteri seçilen Tito, Kosova içinde önemliydi. Çünkü Komünist parti iskan politikalarını eleştiriyor ve Sırbistan burjuvazisini lanetliyordu. Arnavutlar için de eşit haklar istiyordu. Kosova’nın Kosova olarak isimlendirilmesi bile Tito zamanında olmuştur.

Tito Dönemi

Eski Yugoslav rejiminin baskıları altında ezilen Arnavutlar, Tito döneminde biraz olsun rahata ermişlerdir. Çünkü Tito’nun temel politikası küçük Sırbistan ve büyük Yugoslavya idi. Ve temelde de Sırbistan’a karşıydı. Bu sayede etnik statüsü de iyileşen Arnavutlar, ilk defa ayrı bir ulusal grup olarak tanınmakla kalmamış, dilleri de Yugoslavya’nın resmi dillerinden biri haline gelmiştir. Okullarda bazı derslerin Arnavutça okutulması bile büyük oranda Tito döneminde gerçekleşmiştir.

1963,1974 ve 1980’de Yapılan Anayasal Değişiklikler

Tito’nun eski Sırp liderlerden en büyük farkı, onun homojen bir devlet yerine kendi kendini yöneten ve farklılıkları zenginlik olarak algılayan bir devlet anlayışına sahip olmasıdır. Bu amaçla 1963 yılında yeni anayasa devreye girdi ve devletin adı “Yugoslavya Sosyalist Federe Cumhuriyeti” olarak değiştirildi. İşte Kosova Arnavutlarının sıkıntısı biraz da kurulan bu yeni anayasa tanımlamasından kaynaklanıyordu. Çünkü yeni anayasaya göre Kosovalı Arnavutlar, Yugoslav Cumhuriyeti dışında devletleri olduğu için Cumhuriyet’i oluşturan “millet” değil de  Cumhuriyet’te yer alan “milliyet” statüsünde yer alıyordu. Kısacası, her ne kadar kendi dillerini geliştirme ve dinlerini koruma hakları olsa da, asli bir unsur olarak kabul görmüyorlardı. Bu sebepten dolayı yeni kurulan devletten istedikleri zaman ayrılma hakları yoktu. Hırvatistan ve Slovenya gibi cumhuriyetlerin Yugoslavya’nın dağılmasından hemen sonra bağımsızlıklarına kavuşmasına rağmen Kosova’nın 2008 yılına kadar beklemesinin arkasında yatan diğer önemli bir sebep de budur.

68 kuşağı gösterileri tüm dünyayı kasıp kavururken, Yugoslavya’da bundan nasibini aldı ve Kosova Arnavutlarının gösterilerine sahne oldu. Bu protestoları yatıştırmak isteyen Yugoslavya yönetimi 1974 Anayasası’nı yürürlüğe koydu. Bu anayasa ile Kosova ve Voyvodina “özerk bölge” statüsüne kavuşuyordu. Artık kendi anayasasını hazırlayabilecek, kendi parlamentosuna ve mahkemelerine sahip olabilecekti. Ayrıca, polis gücü oluşturabilecek, federasyon kurumlarında eşit temsil ve oy hakkına sahip olabilecekti. Ama yine de, Kosova’ya kendi kaderini tayin hakkı tanınmadı.[10]

1980-1990 Arası Dönemde Yaşanan Gelişmeler

Yetmişli yılların ortalarına gelindiğinde, cumhuriyetler arası eşitsizliklerle tırmanan milliyetçilik sonucu federasyonun içinde istikrar giderek bozulmaya başladı. 4 Mayıs 1980 yılında Tito’nun ölmesi ve yerine geçecek karizmatik bir liderin bulunamaması Sırpların Eski Sırbistan’ı kurması için büyük bir fırsattı.[11] Federasyon içinde federasyonun yeniden yapılanması tartışmaları başlayınca Kosova, uygulamada zaten eşit olan statüsünü “cumhuriyet” seviyesine çıkarmayı arzulamıştır. Fakat Sırbistan, özerk bölgesine ayrılan bütçeyi her geçen gün kısmış, gönderilen parayı da daha çok Sırp yerleşimcilere aktarma yoluna gitmiştir. Bu ise daha önce Kosovalı Arnavutların içine ekilen nefret tohumlarını iyice büyütmüştür.

1980 sonrası Kosova sorunu, Sırbistan siyasi hayatının adeta belirleyicisi haline gelmiştir. Şöyle ki; 1986 Ocak’ında Sırp Bilimler Akademisi’nce 216 Sırp bilim adamı tarafından, daha sonra Belgrad tarafından izlenecek politikaların bir yol göstericisi olarak ortaya bir memorandum konulmuştur.[12] Memorandum’a göre Tito’nun izlediği politikalar baştan beri yanlıştı ve Kosovalı Arnavutlar cezalandırılmalıydı. Aynı yıl, Sırbistan komünist partisinin lideri olan aşırı milliyetçi Slobodan Miloseviç’in Sırbistan’ın başına geçmesi bu politikaların uygulamaya konulması sürecini hızlandırmıştır. Olaylar öyle bir hal almıştı ki adeta Kosova sorunu Miloseviç’i, Miloseviç ise Kosova sorununu besliyordu. Çünkü sloganı belliydi: “Kosova yoksa Sırbistan’da yok.” Devamlı bu sorunu kullanarak Miloseviç, Sırbistan içinde “ulusal” bir lider haline dönüştü. 1987 yılından itibaren Kosova karşıtı, Kosova’yı tecrit eden politikalar hız kazandı. Şöyle ki; yeni anayasa ile hem Kosova hem de Voyvodina’nın özerkliği olabildiğince kısıtlandı. Daha önce her iki özerk bölgenin 1974 Anayasası ile kazandığı tüm haklar Sırbistan’a devredilip, Sırbistan’ın egemenlik hakları genişletildi. Her iki özerk bölgenin daha önce kazandığı tüm hakları kısıtlayan Sırp Meclisi, aynı yılın 28 Mart’ında aldığı kararla bu bölgelerin özerkliklerini iptal etti ve bu eylemiyle Kosova sorunun fitilini ateşledi ve Arnavutlar kitlesel gösterilere büyük bir hız verdi.

1991 Yılı Kosova’nın Bağımsızlığını İlan Etmesi

26 Haziran 1990’da “geçici önlemler” adı altında bir kararname çıkaran Sırp Meclisi; Arnavutça yayın yapan bir gazeteye, Kosova Sanat ve Bilim Akademisi’ne ve Kosovalı binlerce memurun devlet kurumlarında çalışmasına karşı gelince olan oldu[13]. 2 Temmuz tarihinde, eski kapatılan meclis önünde toplanan Kosovalı Arnavutlar çıkan kararnameyi protesto ettiler. 7 Eylül’de ise Kaçanak ilinde toplanan Kosovalı milletvekilleri “Kaçanak Anayasası” olarak da bilinen Kosova Cumhuriyeti’nin yeni anayasasını ilan ettiler. Bir yıl sonra Kosovalı Arnavutlar tarafından bir referandum düzenlendi ve tek taraflıda olsa Kosova’nın bağımsızlığı ilan edildi.

Batılı devletlere göre; Yugoslavya’yı oluşturan cumhuriyetler devletten ayrılma hakkına sahipken, otonom yapılar bu haktan mahrumdular. Bu sebeple AT’nin üyeleri tarafından Kosova’nın bağımsız olması en başta reddedilmişti. O dönemde Kosova, uluslararası hukuk açısından da devlet olmaktan uzaktı. 26 Aralık 1993 tarihli Amerikan Devletleri Montevideo Sözleşmesine göre; bir birimin devlet olabilmesi için; açıkça belirlenmiş sınırlara, etkin bir hükümete ve sürekli bir insan topluluğuna sahip olmalıydı. Ancak bu niteliklerin hepsine sahip olan ve diğer devletler tarafından tanınan birimler devlet olarak anılabilirdi. Oysaki Kosova ne bu niteliklere sahipti ne de halkının tamamı üzerinde etkin bir kontrole. Buna rağmen Kosova bağımsızlığını tek taraflı olarak ilan etti. Temel gerekçesi belliydi: Kosova için geçersiz olan self determinasyon.[14]

Bilindiği gibi self determinasyonun sömürgeden kurtulan yeni devletlere verilmesi genel bir teamüldür. Gerek Sovyetler Birliği’nin dağılması gerekse Yugoslavya’nın çözülmesi sonrası ortaya çıkan devletler ayrılmalarını meşrulaştırmak amacıyla self determinasyon kavramını kullandılar. Yani ayrılma hakkı bir anayasa sisteminin parçası olarak görülmekteydi; uluslararası hukukun bir parçası olarak değil. Gerçekten de 1976 Sovyet Anayasası, Sovyetler Birliği’ni oluşturan cumhuriyetlere bu hakkı tanıyordu. Yugoslavya’yı oluşturan 6 cumhuriyet ise aynı şeyi 1974 Anayasası’na dayandırarak yapmışlardır. Bu yolla cumhuriyetlere bu hak tanınırken, otonom birimler bu haktan mahrum kalmışlardır. Böylelikle uluslararası hukukta yeni bir içtihat daha oluşmuştur Self determinasyon sadece sömürgecilikten yeni kurtulan ülkelere değil, federasyon anayasasına göre federasyondan ayrılan yeni birimlere de verilmektedir.

1991-2000 Arası Dönemde Kosova

Slovenya, Hırvatistan, Bosna-Hersek ve Makedonya’nın Yugoslavya’dan ayrıldıklarını ilan etmesinden hemen sonra 27 Nisan 1992’de Karadağ ve Sırbistan, yeni bir hak tanımadıkları Voyvodina ile Kosova’yı içine alan yeni bir Yugoslavya’yı oluşturduklarını ilan etmişlerdir. Bu süreç ile beraber artan Sırp baskılarına bir tepki olarak, tam bağımsız ve egemen bir Kosova ülküsü ile Kosova Demokratik Birliği (LDK) kurulmuş, seçime gidilmiş, seçimler sonucunda LDK lideri İbrahim Rugova 24 Mayıs 1992’de ilk cumhurbaşkanı ilan edilmiştir. Bu aynı zamanda İbrahim Rugova liderliğindeki “pasif direnişin de başlangıcıdır. Kasım 1995’de imzalanan Dayton Barış Antlaşması[15]’nda Kosova ile herhangi bir madde bulunmaması da bu olup bitenleri önleyememiştir. Çünkü Batılıların amaçları belliydi: Miloseviç’i bir an önce masaya oturtup, etnik temizliğe bir son verilmesini sağlamak. Bundan dolayı pürüz çıkaracak böyle bir konuyu antlaşma dışında tutmayı tercih ettiler ve barışçıl önlemelerin bir sonuç getirmemesi üzerine ortaya çıkan UÇK (Ushtria Clirimtore Kosoves) ile sorun yeni bir boyut kazandı.

Artan baskılar ve karşı yanıtlar Sırplar tarafından bir tehdit olarak algılanıyor, ortam iyice geriliyordu. Olan oldu  Batılı ülkeler ikinci bir Bosna Krizi istemediklerinden dolayı, Sırp yönetiminin kuvvet kullanmasını protesto etmek amacıyla Sırbistan’a yapılan silah ihracatını durdular.[16] ABD ve Batılı ülkelerin temaslarının sonuçsuz kalmasının yanı sıra Kosova ve Sırp liderleri arasında yapılan görüşmelerin 5 Haziran 1998’de durması sonucunda, Batı artık somut adımlar atmanın zamanının geldiğine inandı. Mekik diplomasisinin arttığı dönemler sonunda bir sonuca varıldığı sanılırken Kosovalı Arnavutlara yönelik saldırılar, yaklaşık bir ay sonra, yeniden başladı. Batılıları askeri bir müdahaleye iten şey ise; Sırpların 18 Ocak 1999’da Racak Köyü’ne yaptıkları ve yaklaşık 45 sivillin ölümüne sebep olan saldırılardı. AGİT’in bölgede yaptığı araştırma ve soruşturmalar sonunda, bölgede yaşayan silahsız sivillere Sırp askerler tarafından silahlı saldırılar yapıldığı belgelendi. Hatta AGİT inceleme heyeti başkanı William Walker, istenmeyen adam (persona non grata) ilan edilerek bölgeden çıkması istendi. Bu olaylar sonucunda Yugoslavya ile Batılı güçler arasında olan ince bağlar kopma noktasına geldi. Rambouillet[17] temasları da başarısız olunca NATO, 24 Mart günü, askeri müdahale için düğmeye bastı. Askeri müdahaleye daha fazla dayanamayan Miloseviç, masaya oturmayı kabul etti. Kosova, henüz adı konulmamış bir uluslararası manda himayesine alınıyordu.

Antlaşmaya göre üç yıllık bir dönem için Kosova, kâğıt üzerinde Yugoslavya’nın bir parçası gibi görünecek ama üç yıl sonunda Yugoslavya ile bir bağlantısı kalmayacaktı. Bu açıdan ilk yapılan antlaşma bir ara çözüm olarak değerlendirilebilir.[18] Aslında daha çok Kosova’yı bağımsızlığa hazırlayan ara formül görevi görüyordu.

Kosova’nın Bağımsızlığı

Kosova’nın esaslı özerkliğinin kabul edilmesi öngörülmüştür. Ayrıca bölgede istikrarı temin etmek amacıyla hem Kosova Gücü (KFOR) hem de BM Kosova Geçici Yönetim Misyonu (UNMIK) konuşlandırılmıştır. KFOR, bünyesinde NATO’yu da barındıran BM uluslararası askeri gücünü ifade etmektedir Buna rağmen birçok olayda yetersiz kalmış, bölgede tam anlamıyla güvenli bir ortam sağlayamamıştır.

UNMIK ise BM tarafından oluşturulan uluslararası sivil varlıktır. Temel amacı; KFOR’un sağladığı güvenli ortamda, bölgenin demokratik ve ekonomik gelişimini sağlamak ve sivil yönetime bazı konularda yardım etmektir. UNMIK’in bu rolüne rağmen Kosova’ya baktığımızda, yüksek orandaki işsizliği ile yardımsız ayakta duramadığını görmekteyiz. Öte yandan, bölgede mafyalaşma da hız kazanmıştır. Ayrıca, her ne kadar birçok NATO üyesi ya da üyesi olmayan devlet müdahaleye karşı olsa da; daha sonraki gelişmelerde söz sahibi olmak için müdahaleye öyle ya da böyle destek vermek zorunda kalmışlardır. Bunun en basit örneği Rusya’dır. Müdahaleye başından beri karşı olan Rusya, Kosova’nın yeniden inşa sürecinde söz sahibi olmak için KFOR’a asker sağlayan ülkeler arasında yer almıştır. Her şeye rağmen, uluslararası toplumun yönetimi altında yoluna devam eden Kosova, 17 Şubat 2008 tarihinde bu sefer daha hazır bir şekilde bağımsızlığını ilan etmiştir.

Ahmet ATAŞ

Kırıkkale Üniversitesi

Uluslararası İlişkiler


[1] http://tr.wikipedia.org/wiki/Kosova (erişim tarihi: 09.05.2012)

[2] Shqipran Kadriaj, Kosova Sorunu, Ankara Üniversitesi SBE Yüksek Lisans Tezi, Danışman:Doç .Dr. Gökçen Alpkaya, s.3.

[4] Elif Burcu Pekyardımcı, İnsancıl Müdahale Kavramı ve Kosova Sorunu, Ankara Üniversitesi SBE Kamu Hukuku Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, Danışman: Prof. Dr. Serap Akipek, s.85.

[5] Der: Mustafa Türkeş, İlhan Güzel, “Bağlantısızlıktan Yalnızlığa: Yugoslavya’da Milliyetçilik ve Dış Politika, Türkiye’nin Komşuları, İmge Kitabevi Yayıncılık, Ankara, 2003, s125.

[6] Kosova Sorununun Ortaya Çıkmasına ilişkin bu maddeler ile ilgili ayrıntılı bilgi için bknz:Numan Baş, Kosova Sorunu’nun Ortaya Çıkışı ve Balkanlar Üzerine Etkileri, Süleyman Demirel Üniversitesi SBE Yüksek lisans Tezi, Danışman: Yard. Doç. Dr. Timuçin Kodaman, 2009.

[7] Sırbistan’ın ordusunun büyüklüğü ve genişliği ileri de Tito zamanından kalan silah ve mühimmatla da birleşince kosova’ya yapılacak olan saldırırnın temellerini oluşturacaktır.

[8] Deniz Tören, Kosova Analizi: Kosova Sorunu Üzerine Bir İnceleme, GLOPOL( Global Politikalar Araştırma Merkezi), Rapor No: 2, 2011, s.4.

[9] Tören, s.6.

[10] Anayasa ile ilgili yapılan değişiklikler için bkz: http://kosova.ihh.org.tr/tarihisurec/yugoslavya/yugoslavya.html

[11] Tören, s.7.

[12] Noel Malcolm, Kosova-Balkanları Anlamak İçin, Sabah Kitapçılık Yayınları, İstanbul, 1998, s.395-412.

[13] Tören, s.8

[14] Tören, s.9.

[15] Pekyardımcı, s.98.

[16] Silah ambargosundan Sırpların aksine yine güçsüz taraf olan Kosova zarar görmüştür.

[17] Tören, s.11.

[18] Hüseyin Savaş, Dünü ve Bugünüyle Kosova Sorunu-III,  C.Ü Sosyal Bilimler Dergisi Cilt:25, No:1 s.107.