Suriye’de Yaşanan Kürt Hareketliliği ve Kürt Bölgesel Yapısı

Suriye’de Yaşanan Kürt Hareketliliği ve Kürt Bölgesel Yapısı

Barzani yönetiminde bulunan askerlerin(peşmerge) yaya olarak Suriye’nin kuzeyinde bulunan Kürt nüfusun yoğun olarak yaşadığı bölgeye geçmesi ile beraber Suriye krizi tüm aktörler için farklı bir boyut kazanmıştır. Askerlerin Suriye’nin kuzeyine geçmeleri ve bölgede yaşayan Kürt nüfusunun bölgeyi hakimiyeti altına almaya başlaması ile bir Kuzey Suriye mi çıkıyor? sorusunu akıllara getirmiştir. Bu kısa makalemizde bölgede yaşayan Kürt nüfusunun tarihten beri bölge ve Suriye ile ilişkileri kaleme alınacak, bölgedeki mevcut Kürt hareketinin yapısına değinilecek ve bir Kuzey Suriye çıkar mı?  sorusunun olanaklılığı tartışılacaktır.

Tarihten Günümüze Suriye Kürtlerine Kısa Bir Bakış

‘Kürtler, Suriye’deki en büyük etnik azınlığı oluşturmaktadırlar. Yaklaşık 1,8 milyonluk nüfuslarıyla ülke nüfusunun yaklaşık % 10’unu oluşturdukları iddia edilmekle birlikte bu oran bir kesinlik ifade etmemektedir. Bununla beraber Kürt nüfusuna yakın kaynaklar nüfusun 2,5 milyon olduğunu ifade ederler. Bu konuya ilişkin en düşük tahmin ise 500,000’dir.’[1] Bu durumun farklı sonuçlar çıkarmasının sebebi Suriye’deki Baas Rejiminin Suriye’de yaşayan tüm halkı Arap olarak görmesinden kaynaklanmaktadır. Suriyeli Kürtler Suriye’nin kuzeyinde Ayn el-Arap, Haseke, Kamışlı, Amude, Afrin , Halep’in Kuzey Doğusunda ve Şam’ın bir bölümünde dağınık olarak yaşamaktadırlar.

Suriye’deki Kürt demografik  yapısından bahsettikten sonra tarih içindeki gelişimine bakmakta yarar vardır. ‘Savaş’tan yenik çıkan Osmanlı Devleti, Arapların yaşadığı toprakların tamamına yakınını İtilaf Devletleri’ne bırakmak zorunda kaldı. 1916 yılında Rusya, Fransa ve Büyük Britanya arasında gizlice yapılan Sykes-Picot Anlaşması’nda Britanya ve Fransa, Osmanlı Devleti’nin Ortadoğu topraklarını kendi aralarında paylaşmışlardır. I. Dünya Savaşı’ndan sonra bu iki sömürgeci güç arasında Sykes-Picot Anlaşması’nı temel alarak yapılan düzenlemeler sonucunda Büyük Britanya, bugünkü Irak, Ürdün, Filistin (İsrail dâhil), Arabistan topraklarını ve Basra Körfezi’ni; Fransa ise bugünkü Suriye ve Lübnan topraklarını ve Hatay’ı himayesine almıştır.Türkiye’nin, manda yönetimleri altındaki Irak ve Suriye ile olan sınırı ise 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Barış Antlaşması’yla karara bağlanmıştır.’[2]

Her iki sömürgeci güç kendilerine karşı oluşabilecek bir birlik hareketine karşı böl-yönet politikası uygulamışlardır. Böylelikle Osmanlı devleti içinde yaşayan Kürt nüfusu Türkiye’nin Güney Doğu bölgesinde, Irak ve Suriye’nin ise kuzeyinde dağınık halde kalmışlardır. Fransız manda yönetimi Suriye’de yirmi altı yıl kalmış ve ülkeyi yönetmiştir. Bu süre zarfında ülkede iki amaç gütmüştür. Birincisi ülkeden en fazla düzeyde ekonomik çıkar sağlamak ikincisi ise kendine karşı oluşabilecek tehlikeleri bertaraf etmek olmuştur. Suriye nüfusunun çoğunluğunu Araplar oluştursa da Kürt nüfusu da Fransızlar için bir tehdit unsuru oluşturmuştur.

‘Suriye Kürtleri de 1928 yılında manda yönetimine yaptıkları başvuruda özerklik taleplerini dile getirmişlerdir. Bu talepler anadilde eğitim, Kürt bölgelere Kürt yöneticilerin atanması ve bu bölgelerde Kürtçe’nin de resmi dil olarak kabul edilmesiydi. Ancak Fransa, dini azınlıklara özerklik vermesine karşın Kürtlerin özerklik talebini kabul etmemiştir. Rondot’ya göre bunun nedeni Fransızların, Kürtler konusunda hassasiyeti olan Türkiye ve Irak’ın tepkisini çekmek istememesiydi.’[3] Rondot’un bu yorumuyla beraber Kürtlerin taleplerini karşılayamamasının sebebi ekonomik olarak güçlü olmamaları ve nispeten bölgede yaşayan diğer Kürtlere göre daha rahat olmalarıydı. Kürtler istedikleri zaman gazete, dergi çıkara biliyorlar, kendi dillerinde kasetler dinleye biliyorlardı. Fransız yönetimi özerlik taleplerini ret etmekle beraber Kürtleri sosyal alanlarda ve diğer bazı alanlarda serbest bırakmıştır. Bunun sebebi ise Sünni Arap nüfusuna karşı dengeleme politikası gütmesindendir.

1946 yılında Fransızların Suriye manda yönetimine son vermelerinin ardından bölge ülkeleri arasında bir Arap Milliyetçiliği dalgası başlamış ve bu dalga Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdül Nasır ile zirveye ulaşmıştır. Suriye’nin bağımsızlığının ardından kısa süreli Birleşik Arap Cumhuriyeti 1958 yılında kurulmuştur. Bu Cumhuriyetin içinde Mısır ve Suriye bulunmaktadır. Birleşik Arap Cumhuriyeti’ni Kürtlerle uğraşmaya fırsatı olmamıştır. Ancak bazı gazete ve dergi yayınları yasaklanmıştır. Birleşik Arap Cumhuriyeti’nin yıkılmasının ardından Suriye Ordusunda bulunan ve yönetimden memnun olmayan subaylar 1963 yılında Sosyalizm ile Arap Milliyetçiliğini savunan bir oluşum ile Baas Rejimini kurmuşlardır. 1963 yılından 1970 yılına kadar ülke içi karışıklıkla ve istikrarı sağlamakla uğraşılmıştır. 1970 yılında Hava Kuvvetleri Komutanı Hafız Esad’ın bir darbe ile rejimin başına geçmesiyle günümüze kadar gelecek olan dönemin kapıları açılmıştır.

Esad, yönetiminde iki temel ilke ile hareket etmiştir. Birinci olarak ülke içinde istikrarı sağlamak için baskıcı bir rejim inşa etmiş ve kendi ailesinin mensup olduğu Nusayri Cemaatinden kişileri devletin önemli kademelerine getirmiş ve kendine itaati sağlamıştır. İkinci olarak ise toplumda yaşayan herkesi Arap olarak görmüştür. İkinci amaç çerçevesinde Esad, Kürt köylerinin isimlerini Arapça isimlerle değiştirmiş bir asimilasyon politikası uygulamıştır. Esad, bu politikasından 1976 yılında vazgeçmiş ve Suriyeli Kürtleri Türkiye ve Irak ile olan problemlerinde kullanmıştır. Ayrıca ülke içinde de Müslüman Kardeşler örgütüne karşı olarak Kürtleri kullanmaktan geri durmamıştır. Esad rejimi, Fransızların yaptığı gibi Kürtlere bazı kolaylıklar sağlamış ve kendine daha yakın tutmaya çalışmıştır. Esad’ın sağladığı bu kolaylıklar 1991 Körfez Savaşı ile sona ermiştir. Savaş sonrasında Saddam’a karşı savaşan koalisyon güçlerince Kuzey Irak’ta Kürtler için Saddam’ın müdahale edemeyeceği güvenli bir alan kurulmasıyla birlikte burada fiili bir Kürt devleti oluşmuştur. Suriye’deki Kürtlerin de bu tür bir oluşumdan etkilenmesinden ve benzer talepler dile getirmesinden çekinen Esad, Irak’taki Baas rejiminin de iyice zayıflaması sonucu Kuzey Irak’taki Kürt siyasi gruplarına desteğini sona erdirmiştir. Bununla birlikte Suriye içinde yaşayan Kürtlerde bu durumdan etkilenmişlerdir.

Esad Rejimi, PKK terör örgütüyle de sıkı bağlar içinde bulunmuş ve bu örgütün faaliyetlerini Suriye topraklarında yürütmelerine izin vermiştir. Bunu yapmasının sebebi Esad, hem kirli işlerinde bu örgütü kullanıyor hem de Türkiye’ye karşı bir tehdit unsuru olarak kullanmakta yarar görüyordu. 1980’li yıllar boyunca Suriye Kürt halkının birçoğu PKK’ya destek vermiş ve bu örgüte üye olmuşlardır. Ancak 1990’lı yıllara gelindiği zaman örgüt artık halktan zorla yiyecek ve para almaya başlamış kendine zorla sempatizan oluşturmaya başlamıştır. Bununla beraber Esad Rejiminin Suriye Kürtlerinin aleyhinde yaptığı işlere PKK’nın destek vermeye başlamasıyla halk PKK’dan desteğini çekmiştir.

Halkın desteğini çekmesi ve Suriye ile Türkiye arasında 1998 Ekim ayında imzalanan Adana Protokolü ile PKK terör örgütü Suriye’de barınamaz hale gelmiştir.

2000 yılında Hafız Esad’ın oğlu Beşar Esad’ın iktidara gelmesiyle Türkiye-Suriye sınırında olumlu gelişmeler artmıştır. Ta ki 2011 yılında Arap Baharı’nın Suriye rejime uğramasına kadar.

Beşar Esad’ın iktidarında ülke bir reform sürecine girmiştir. Bu süreci bir Şam Baharı olarak adlandıranlar bile mevcuttur. Bu süreç içinde Kürtlerde memnuniyet duymaktaydılar. Ancak bu Şam Baharı kısa sürmüş ve Beşar Esad eski düzeni yeniden inşa etmeye başlamıştır. Bunun sebebini uzmanlar ülke içindeki istikrarın bozulmasından korkulması nedeniyele gerçekleştiğini savunmakla beraber dış kaynak olarak da 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından ABD’nin bölgeye uyguladığı politika olması savunulmaktadır. Uzun sözün kısası Kürtler üzerinde de etkili olan Şam Baharı ardından kara kışlar geri dönmüştür. 2004 yılında yaşanan Kamışlı bölgesindeki olaylar bunun en açık delilidir.

Günümüzde Yaşanan Kürt Hareketliliği Ve Bölgede Yaşayan Kürtlerin Durumu

2011 Mart ayından itibaren Suriye’de yaşanan Arap Baharı sürecinin uzantısı olan ve giderek bir iç savaşa evrilen durumun son noktasında yaşanan Kürt hareketliliği dikkatleri farklı bir boyuta çekmiş bütün dikkatler ülke içinde şimdiye kadar sesini yükseltmiş Özgür Suriye Ordusun(ÖSO)’dan gelecek zafer haberini beklerken bir Kürt devletinin Suriye’nin Kuzeyinde kurulup kurulmayacağı tartışılmaya başlanmıştır. Hal böyle iken günümüzde bölgede yaşayan Kürtlerin böyle bir şey yapabilecek güçleri var mı yok mu siyasi ve askeri örgütlenmeleri neler ve ülke içindeki ve dışındaki dengelerin değerlendirilerek bir yorum yapılması daha rasyonel olacaktır diye düşünüyorum.

Suriyeli Kürtler bölgelerinde ki idari birimleri ellerine geçirirlerken barışçıl yollarla kan dökmeden idari birimlerin yönetimlerini ellerine almaktadırlar. Bu durumda akıllara Esad yönetiminin ülke içindeki diğer muhalefet grubunu oluşturan kesimlere bir rakip çıkarmak istediği akıllara gelmektedir. Bu yüzden yöneticilerin idareleri hiç savaşmadan teslim ettikleri düşünülmektedir. Suriyeli Kürtlerin şuan Türkiye sınırındaki Afrin’den Halep’in kuzeyine kadar olan bölgenin yanı sıra, Amude, Kobani, Girke Lege, Dirbesiye ve El Malikiye’den Irak sınırına kadar uzanan bölgelerin kontrolünü eline aldığı söylenmektedir.

‘Kuzey Irak’taki siyasi aktörlerin kafa karışıklığının iz düşümleri Suriye’de de görüldüğü için çok net bir tavır sergilenmiyor. En keskin tavrı PKK’nın kontrolündeki partiler ortaya koyuyor. Çok farklı fikirler sonucunda enteresan yapılar yani komite ve konseyler kurulmuş bulunuyor. Örneğin şu anda Suriye’de iki Meclis var. Birisi Suriye Ulusal Meclisi, diğeri ise PKK’nın siyasi uzantısının bunlara karşı kurmuş olduğu halkın Meclisi. Mesut Barzani bunların ikisini Kürt Yüksek Konseyi çatısı altında birleştirse de PKK, istediğini yaptırmak için diğer siyasi oluşumlara baskı kuruyor. Ayrıca Suriye’de tüm tarafların katılımıyla oluşturulan Ulusal Kürt Konseyi de var. 356 kişiden oluşan bu konseyde 150 kişi partilerin temsilcilerinden oluşurken 206 kişi de gazeteciler, aydınlar, faklı meslek kuruluşlarının üyeleri ve gençlerden oluşmuş durumda, 75 kişiden oluşan Temsilciler meclisi ve 35 kişiden oluşan yüksek komiteden Kürtleri ilgilendiren kararlar alınıyor. Fakat bu kararlara herkesin aynı ölçüde riayet ettiği söylenemez.’[4] Bu oluşumlarla beraber bölge içinde beş tane etkin siyasi grup vardır. Bu grupları kısaca anlatmak yararlı olacaktır.

1-      Suriye Kürdistan Yurtsevenler Birliği (S-KYB): Suriyeli Kürtler tarafından kurulan en eski partilerden bir olup lideri Hemit Hacı Derviş’dir. Bu parti, adından da anlaşıldığı gibi Kuzey Irak’taki KYB’den etkilenmiş ve aynı isimle siyaset yaparak bugünlere gelmiş bulunmaktadır. Talabani yönetimi tarafından destek görmektedir.

2-      Suriye Kürdistan Birlik Partisi: Bu parti de S-KYB’den kopmuştur. Talabani’nin geleneğini sürdürmektedir. Lideri İsmail Heme, şu anda Kürt Ulusal Meclisi’nin başkanlığını yürütmektedir.

3-      Suriye Kürdistan Demokrat Partisi (S-KDP): Barzanici olarak bilinen bu parti de oldukça uzun bir geçmişe sahip. Lideri Dr. Abdülhakim Beşşar, Barzani’nin yakın adamı olarak biliniyor. S-KDP en güçlü ve etkin siyasi grupken dörde bölünmüş, gücü ve etkinliği azalmıştır. Abdülhakim, halen saygınlığı olan biri olarak görünüyor.

4-      Demokratik Birlik Partisi (PYD): PKK’nın Suriye’deki siyasi uzantısı olarak biliniyor. Başkanı Salih Muhammet Müslim olarak bilinmektedir. Aslında Müslim partinin eş başkanıdır. Yanında ve aynı konumda görev yapan bir kadın bulunuyor. Asya Abdullah bu kişi uzun sure Kandil’de kalan bir militan olmakla beraber partiyi perde gerisinden yönetmektedir. Partinin kurmuş olduğu bir meclis var. Kitlesi yok denilecek kadar az olan 3 partide PYD ile birlikte hareket ediyor. Aslında bu parti de dışa yani Öcalan’a bağımlı. Zira parti Öcalan’ı kendi liderleri olarak kabul ediyor ve tüm etkinliklerinde poster ve afişlerini taşıyorlar.

5-      Özgürlük Partisi: Dışa bağımlı siyaset yapmayan ve gücünü halktan alan bir siyasi oluşum olarak biliniyor. Lideri Mustafa Cumadır. Kobani merkezli bu siyasi oluşumun Suriye’deki Kürtlerin yaşadığı coğrafyada etkinliği söz konusudur. Mustafa Cuma, eğitimli, bilgi birikimi fazla olan biri olarak ön plana çıkmaktadır.[5]

Sıraladığımız bu siyasi oluşumlardan son yaşanan olayların ardından ön plana çıkan iki ve etkin rol oynayacak üç parti bulunmaktadır. KYB ve KDP uzantısı olan partiler bunların yanında bölgede tekrar etkin olmaya çalışan PYD son süreçte etkin olmaktadır. PYD başkanı Salih Müslim basına yaptığı açıklamalarda PKK ile organik bağlarının olmadığını dolayısıyla bölge içinde ki devletlerin özellikle Türkiye’nin rahat olması gerektiğini bir devlet kurma gibi fikirlerinin olmadığını yalnızca barış istediklerini vurgulamaktadır.

Kuzey Irak KDP yöneticilerinden olan Fazıl Mirani ise Suriye’de yaşanan Kürt hareketliliğinin ardından Kürtlerin ülke içindeki muhalefet ile beraber hareket etmeleri gerektiğini vurgulamıştır.

Son olarak şunu belirtmeliyim ki ÖSO’na mensup askerlerin bağımsız bir Kürt devletine müsaade etmeyeceklerini yapacakları devrimle bir bütün olarak Suriye’yi kurmak istediklerini belirtmektedirler. Yalnız Kürtlere değil Hıristiyan devleti kurmak isteyenlere de izin vermeyeceklerini belirtmişlerdir.

Sonuç

Suriye içinde yaşanan iç savaş giderek daha içinden çıkılmaz bir hal almaktadır. ÖSO Halep kentinde son iki gündür Esad kuvvetleri ile çarpışmakta ve Esad’ın gücünü iyiden iyiye zayıflatmış durumdalar. Olaya müdahil olan tüm guruplar Esad sonrası düzeni belirlemeye çalışmaktadırlar. Esad düştükten sonra birlik olan muhalefet güçleri birbirine düşer mi? Sorusu akıllara takılmaktadır. Suriye’de hareketliliğin başlamasından beri muhalefet içinde fazla ses çıkarmamış ve geri planda kalmış Kürtlerin bir anda atağa geçmesi ve mevcut iktidar boşluğundan faydalanmak istemesi şaşkınlık yaratmıştır. Bunu yapabilecek güçte olduklarına dair ciddi şüpheler bulunmaktadır.

Bu durumun ortaya çıkmasının ardından akıllara bir de Kuzey Suriye çıkar mı? Sorusu gelmiştir. Bu durumun ortaya çıkması pek uygun gözükmemektedir. Çünkü böyle bir oluşumu destekleyecek olan üç mevcut yapı vardır. KDP, KYP ve PYD bu partilerin destekçisi durumunda olan sırasıyla Barzani, Talabani ve PKK yardımıyla ancak böyle bir durumun olanaklılığı savunulabilir. Ancak Irak’ın mevcut yapısı düşünüldüğünde Barzani ve Talabani ikilisi birleşip böyle bir yardımı Suriyeli Kürtlere yapar mı? Böyle bir oluşumu gerçekleştirmek isteyen PKK’ya Türkiye müsaade eder mi? Buna ek olarak ÖSO’nun son açıklamaları dikkate alındığında bu oluşuma izin verir mi? Bunları düşünerek yorum yapmak daha isabetli olacaktır.

Samet GÜNEŞ

Gazi Üniversitesi

Uluslar Arası İlişkiler Bölümü

KAYNAKÇA

1-      Suriye Kürtleri: Siyasi Etkisizlik Ve Suriye Devleti’nin Politikaları, Abdi Noyan ÖZKAYA

2-      www.ensonhaber.com

3-      www.radikal.com

4-      www.hürriyet/planet.com

Dipnotlar

*Abdi Noyan Özkaya, Suriye Kürtleri: Siyasi Etkisizlik Ve Suriye Devleti’nin Politikaları,[2],[3],[4]

*www.ensonhaber.com,[5],[6]