Modernleşme Ekseninde Batı’nın Rolü ve Küreselleşme

Modernleşme Ekseninde Batı’nın Rolü ve Küreselleşme

“…insan, güzel bir buzdolabına sahip olmakla, geniş caddelerden geçmekle Batılı sayılamaz.”

(Prof. Dr. Mümtaz Turhan)

Sosyolojik bağlamda toplumları “geleneksel” ve “modern” olmak üzere iki sınıflandırmaya tabi tutmak mümkündür. Geleneksel toplum, yapısında maneviyatçılığı barındıran, gelenek ve göreneklere önem veren, örfleri ve folklorik unsurları canlı tutan bir örgütlenme biçimidir. Modern toplum ise geleneksel toplumun aksine daha “somutsal”, gelişmeye ağırlık veren, kültürel anlamda bir parçalanmışlık görüntüsü çizen teşekküldür.

III. Dünya Ülkeleri veya bir diğer adıyla “gelişmemiş ülkeler”, geleneksel toplum modelinin görüldüğü ülkelerdir. Bu ülkelerin modernleşme çabaları, coğrafi olmaktan ziyade sosyal bir alan olan “Batı”ya yönelik gerçekleşmiştir. Bunun nedeni ise “sanayileşmenin esasen özgürleştirici bir güç ve ileriye dönük bir olgu olduğu”(1) gerçeğidir. Toplumların sanayileşmiş ülkelerdeki standartları yakalayabilmek için girişmiş oldukları çabalar, “ileri düzeyde endüstrileşmiş toplum tipine doğru bir değişme”yi(2) de ifade etmektedir.

Türk modernleşmesinin temelleri 18. yüzyılda Osmanlı Devleti sırasında atılmıştır. Bu modernleşme alansal olarak “askeri” nitelik taşımasından dolayı “kısmi” bir modernleşme örneği oluşturmuştur. Osmanlı sonrası kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin, modernleşme çabalarında da yine “kısmi” bir eğilim görülmüştür. Ancak bu, birbirini takip eden değişimler itibarıyla daha “genel” bir çizgiye oturmuştur.

Yeni Cumhuriyet’in modernleşme yönelimi de doğal olarak “Batı”ya olmuştur. “Batı”dan kastedilen “bir zihniyettir, bir ruhtur, bir “kafa”dır.”(3) Batı’nın ilmi, fikri gelişimini esas alarak çağı yakalamak düşüncesidir. Batılılaşmak, “bize has kıymetlerin muhafaza edilmesi ve geliştirilmesi”(4) prensibidir.

Bunun yanında “Batılılaşmaya” karşı çıkan ve “Doğu” sentezini savunanlar da olmuştur. Batılılaşmaya karşı çıkanların dayandıkları nokta aynıdır. Batılılaşmak, “Batı gibi yaşamak” demekti. Oysa Batılılaşmanın özünü, kültürel bir değişim oluşturmaktaydı. Prof. Dr. Mümtaz Turhan, “Batı medeniyetinin esas prensiplerini bilmediğimiz, onun ne olduğunu bir türlü anlayamadığımız için Batılılaşamadık” (5) diyerek bu noktaya işaret ediyordu.

Toplum olarak “Batılılaşmaya” bakışımız nedir?

Batılılaşmak, tartışılan ve halende tartışılmaya devam eden bir muammadır. Bu tartışmanın dinamiğini sağlayan kesim, daha çok akademisyenlerle sınırlıdır. Toplum olarak Batılılaşma realitesine bakışımız oldukça “sempatik” bir penceredendir. Bunun sebebi ise “hazmedilmeden, fikir jimnastiği yapılmadan”(6) Batılılaşma arzusunda yatmaktadır. İktisadi teşebbüsler sonucu meydana gelen sosyo-kültürel değişimlere reaksiyon gösterirken radikal ve paradoksal(çelişik, çatışık) tepkiler ortaya konmaktadır. Toplumun algı düzeyinde bir “travma” yaratan bu reaksiyon, toplumun karakteristik özelliğini de sekteye uğratmaktadır. Kültürel deformasyon, ahlaki yozlaşma bunun en belirgin örneklerini teşkil etmektedir.

Hamdullah Suphi 1925 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaptığı bir konuşmasında “Garp medeniyetini fezahatleri (rezaletleri) devsiyatı (murdarlıkları) ile beraber alıyoruz.”(7) derken, toplumun içinde bulunduğu durumu da tasvir ediyordu.

Toplumun bu ikilem halindeki durumuna birde “küreselleşme” gibi bir fenomen etki etmektedir. Esas çıkış noktası iktisadi bir sınırsızlık, sınırların sınırsızlığı olsa da; toplumlun gerek sosyal, gerek kültürel yapısına etkisi söz konusudur. Küreselleşme, modernleşme (dolayısıyla Batılılaşma) ile karıştırılan, eş tutulan bir fenomen haline dönüşmüştür. Küreselleşme, Batılılaşmaktan daha tehlikeli bir unsurdur.

“Küreselleşme” kavramı bana göre toplumsal bilinci ve ahlakı ortadan kaldıran bir kavramdır. “Globalleşen” sistemde birbiriyle sarmal hale gelen insanlar, kültürlerini de bu sarmalın bir parçası haline getirmiştir. Türk toplumu olarak “çok kültürlülük” unsurunu topraklarında gören ve yaşayan bir toplumuz. Bu çok kültürlülük birçok dezavantajı da beraberinde getirmiştir. Batılılaşma ekseninde hareket etmek isterken, “küresel kültür” gibi metaforik bir bunalımında içinde kaldık. Peki “küresel kültür” derken ne anlatmak istiyorum? Kavramsal niteliği itibarıyla tehlikeli bir sürecin adını koyuyorum. Şöyle ki; modernleşme çabaları ile Batı’ya yönelen ve Batı’nın “ilmi” öğesinden çok  “popülaritesine” itibar eden bir toplum olarak, kendimizi“küreselleşmenin” de olması gerekliliğine inandırarak kültürümüze kültür “kattık”. İşte bu “modernleşme-Batılılaşma-küreselleşme” üçgeninde ortada kalan Türk toplumu, “küresel kültür” gibi trajikomik bir çözümsüzlüğü de ortaya çıkarmıştır.

Tüm bu süreç sonunda, Türk toplum yapısının farkında olmadan “geleneksellikten” uzaklaşıp “evrenselliğe” büründüğünü söyleyebiliriz. Kimlik bunalımı yaşayan, kültürel deformasyona uğrayan toplum “ahlak değerleri”nden de ödün vermek durumunda kalmıştır. Var olan değerlerine “tabi olma” duygusuyla hareket eden toplum, kendi tuzağına düşmüştür.

Sonuç olarak söylemek gerekirse: Osmanlı’dan başlayan modernleşme çabalarının tamamı (Batı’da meydana gelen olayların etkisiyle) Batı’ya yönelik olmuştur. Bu süreç içerisinde bürokratik ve politik kaygılar güdülmüş, devlet merkezli teşebbüsler gerçekleşmiştir. Modernleşmenin özünü oluşturan insan ise bu moderniteyi, küresel boyuta taşımış ve “çok kültürlülük” bütünleşmesini sağlamıştır. Bu da farkında olmadan bir “kimlik bunalımı”nı doğurmuştur. 

Hasan RAY

Giresun Üniversitesi

BİBLİYOGRAFYA

(1) AntonyGiddens, Sosyoloji Kısa Fakat Eleştirel Bir Giriş, Siyasal Kitabevi, Ankara 3. Basım: 2010, Çev. Ülgen Yıldız Battal, s. 130

(2)Prof. Dr.Emre Kongar, Toplumsal Değişme Kuramları ve Türkiye Gerçeği, Remzi Kitabevi, 14. Basım: 2010, s. 228

(3)Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’nin Siyasi Hayatında Batılılaşma Hareketleri II, Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş, Ocak 1999, 119. sayfasında Yaşar Nabi’nin 1947 yılında varlık dergisinde çıkan yazısından aktarıyor.

(4)Tunaya, a.g.e, 102. sayfasında Prof. Dr. Mümtaz Turhan’dan aktarıyor.

(5)Tunaya, a.g.e, 102. sayfasında Prof. Dr. Mümtaz Turhan’dan aktarıyor.

(6)Prof. Dr. Mustafa E. Erkal, Sosyoloji, Der Yayınları, İstanbul, 2011, s. 42

(7)Hamdullah Suphi Tanrıöver, 1925 TBMM Konuşmasından