Demokrasi

Demokrasi

Demokrasi Antik Yunan’ da halk anlamında kullanılan “demos” ve güç ve iktidar anlamına gelen “kratos”  kelimelerinden türemiştir. Bu iki kelimenin birleşiminden de halkın yönetimi anlamına gelen demokrasi kelimesi türemiştir.

Eski Yunan’ da “Ecclesia” denilen meclislerde toplanan halk temel sorunları görüşür ve kamu görevlilerini belirlerdi. Böylelikle halk yönetime doğrudan katılmış olurdu. Meclisi yönetmek üzere bir komite kurulur ve bu komiteye bir günlüğüne hayatında yalnızca bir kereye mahsus olarak bir kişi başkanlık ederdi. Ancak Antik Yunanda Ecclesia’ ya bayanlar, köleler ve yabancılar katılamıyordu. Bu haliyle, Eski Yunan’ da ki bu demokrasi anlayışı eşitlikçi değildi. 20. yüzyıla kadar bu değişmedi. İlerleyen zaman içerisinde artan nüfusla birlikte, bu doğrudan demokrasi teknik olarak imkânsız hale geldi ve “yerini temsili” demokrasiye bıraktı.

Amerikalı siyasetçi ve hukukçu Abraham Lincoln: ”Halkın, halk tarafından, halk için yönetimi” sözüyle demokrasiyi belki de en güzel şekilde tanımlamış ve anlatmıştır. Ünlü hukukçu bu sözü söylerken aslında halkın kendi geleceğini kendisinin belirlemesi gerektiğini izah etmeye çalışmıştır. Bu söz demokrasi için adeta bir ilke olmuştur. Halktan kasıt bir toplum içinde ortak geleneği, göreneği, tarihi, ülküyü vs. paylaşan insan topluluğudur. Günümüzde halkın kendisini yönetmesi düzenli aralıklarla yapılan seçimlerle halkın kendisini yönetmeye tayin ettiği vekiller aracılığı ile olur. Bu seçilen kişiler yöneten sınıfı oluşturur. Yönetenler kendisini seçen halkı adına görev yaptığını bilir, halkı için karar verir ve halkı için halkını yönetir.

Günümüzde demokrasiyi içselleştirmiş ve demokrasinin kurumsallaştığı toplumlarda demokrasi sadece seçim demek değildir. Halk bu tarz toplumlarda seçimden seçime yönetime katılmaz. Winston Churchill: “Demokrasi karşıtı en iyi argüman averaj  bir oy verenle beş dakikalık muhabbettir” der ve halkın seçimden seçime yönetimde söz sahibi olduğunu hatırladığı bir yönetimi anlatmanın en güzel şeklini sunmuştur. Halk sadece seçimle yönetime katılırsa burada sadece, “yönetmeden” bahsederiz. Oysa modern anlamda demokrasiden bahsedebilmek için halkla yani yönetilenle yöneten arasında bir iletişimin olması gerekir ki buna da “yönetişim” denir ve yönetişim modern katılımcı demokrasinin olmazsa olmazıdır. Demokratik yönetimlerde de bu iletişimi sivil toplum örgütleri yürütür. Mesela yönetenlerin getirdikleri kuralları, düzenlemeleri halk onaylayıp onaylamadığını yönetenler sivil toplum örgütleri aracılığı ile öğrenir, gerekli adımları atar ve halkın istekleri olabildiğince gerçekleştirilerek halkın yeni durumda bu kurallara riayet etmesi sağlanmış olur ve bu da yönetimi istikralı bir niteliğe büründürür.

Demokrasi istikrarın yanında halkın kendisini geliştirmesini de sağlar. Çünkü demokratik bir yönetimde bireyler kendi yaşamları ile ilgili kararlara katılmakta, beğenmediği noktaları eleştirmekte, yapılan yanlışlıklarla ilgili hesap sormakta ve bu yanlışları sorgulamaktadır. Her şeyden önemlisi düşüncelerini ifade edebilmesi onu daha çok düşünmeye teşvik ederek amiyane tabirle halkı bir “koyun sürüsü” nden farklı kılmaktadır.

Winston Churchill “Geri kalanların tamamı hariç, en kötü yönetim biçimidir” der. Yani yavaş ve pahalı bir yönetim şekli olmasından ötürü demokrasiyi tenkit etmiştir. Mesela bir konuda karar alınması noktasında konu uzun uzadıya tartışılır, beğenilmezse yargı yoluyla tekrar incelenmesi istenebilir veya iptal edilebilir vs. uzun süren bir süreçten geçilebilir. Seçim zamanı hazineden büyük miktarda paralar çıkabilir…

Demokrasilerde dikkat edilmesi gereken bir diğer husus ise çoğunluk ve azınlık konusundadır. Liberal demokrasilerde rekabetçi ortamda yapılan düzenli seçimler sonucu çoğunluğun oyunu alan grup iktidar olur.  İktidar olan çoğunluğun demokratik bir yönetimde azınlığa tahakkümü söz konusu olamaz. Ancak azınlığında çoğunluğa tahakkümü kabul edilemez. Eğer azınlığın çoğunluğun seçtiği iktidara tahakkümü söz konusu olursa iktidarın hareket kapasitesi sınırlanır veya engellenir. Böyle bir durum da istikrarsızlığa yol açabilir. Bunun aşılabilmesi içinde toplumda uzlaşı kültürünün olması gerekir.

Demokratik yönetimlerin olmazsa olmazlarından biri de halkın dünyada ve yaşadığı toplumda olup bitenden haberdar olmasıdır. Günümüzde de bu görevi medya kuruluşları ve sosyal medya yapmaktadır. Demokrasinin sağlıklı işleyebilmesi için halkın farklı ve özgür yorum ve haberlere ulaşabilmesi hayati önem arz etmektedir. Medya iktidarın denetlenmesi görevini de görerek ve halka objektif veriler sunarak halkta bir kanaatin oluşması işlevini görür.  Bu kanaatlerin ifadesi ve birleşmesi de yine demokrasinin olmazsa olmazlarından kamuoyunun oluşmasını sağlar. Başarılı olmak isteyen her siyasal aktörde kamudan gelen bu sese kulak verir ve tutumlarını buna göre belirler ve de düzenler. Eğer ülkede özgür basına olan güven azalmışsa halk dış basından ve sosyal medyadan gelen haberlere itibar etmek zorunda kalır. Buda ülke kamuoyunun yönlendirilmesi amacı güden iç ve dış tehditlerin işine gelir ve yalan yanlış haberlerle kamuoyu şekillendirilerek kaos yaratılabilir.

Alexis de Tocqueville, “Demokrasi ve demokratik devlet kavramlarının kullanımı konusunda büyük bir eksiklik vardır. Bu kelimeler açıkça tanımlanmadıkça ve anlamları üzerinde uzlaşılmadıkça insanlar bu anlam karmaşası üzerinde yaşamaya devam edeceklerdir.” diyerek bir önemli noktaya daha vurgu yapmıştır ki o da kavramların anlaşılması hususudur. Bir toplumda demokrasiden bahsedebilmek için köylüsünden kentlisine, yöneteninden yönetilene toplumun her katmanının demokrasiyi anlaması, bilgi sahibi olması, üzerinde düşünmesi, sığ tanımlamaların ötesinde özgün yorumlamalar getirebilmesi gerekir. Zira usta gazeteci Uğur Mumcu’ nun da dediği gibi, “bir konuda bilgi sahibi olunmadan fikir sahibi olunmaz.”

Yusuf GÖKSU

Kaynakça
HEYWOOD, A. (2007). Siyaset. Adres Yayınları.
TÜRKÖNE, M. (2003). Siyaset. İstanbul: Lotus Yayınevi.