Bağlantısızlar Hareketi

Bağlantısızlar Hareketi

Değişen uluslararası koşullarda bağlantısızların çatışan taraflar karşısında nötr kalmaları halen temel bir ilke olarak uygulanmaya devam etmektedir. Fakat bu durum günümüz şartlarında çok fazla pasif kalma anlamına gelmektedir. Bağlantısızlar Hareketi işlevini yitirmiş olsun ya da olmasın, bu oluşumun Soğuk Savaş kuramının ön plana alınmasını reddetmesi ve bunun yerine alternatif bir seçenek sunması uluslararası sistemin işleyiş biçimine farklı bir katkıda bulunmuştur.

II. Dünya Savaşı’nın ardından ABD ve SSCB arasında yaşanan güç çekişmesinin bir ürünü olan Soğuk Savaş, uluslararası sistem olarak tanımlanan yapıyı dönüştürerek çift kutuplu bir rekabetin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Yeni denklemde diğer devletler güvenlik kaygıları, ideolojik, kültürel ve iktisadi normlar gibi türlü nedenlerden dolayı ittifak arayışları içerisine girmişler ve nihayetinde kendilerini söz konusu kutuplardan birinde konumlandırmışlardır. Dolayısıyla XX. yüzyılın ikinci yarısına girilirken bu paradigma değişikliğinin en mühim yansıması sistemin Doğu/Batı olmak üzere mutlak çizgilerle ayrılma noktasına gelmiş olmasıdır.

            Üçüncü bir blok olarak da adlandırabileceğimiz Bağlantısızlar Hareketi (Non-Aligned Movement) işte böyle bir kutuplaşma sürecinde ortaya çıkmıştır. Sömürgeciliğin tasfiyesi ile beraber bağımsızlıklarına yeni kavuşan devletler Soğuk Savaş’ın gergin ortamına dahil olmak yerine öncelikle ekonomik kalkınmayı hedef almışlar ve bu çerçevede az gelişmişlik ile emperyalizmin son bulmasına yönelik politikalar takip etmeye çalışmışlardır.

            Ekonomik sorunlar Doğu ya da Batı bloklarının birinden temin edilecek yardımlar ile pekala hafifletilebilirdi. Ancak bu durum ileride bloklardan birine dahil olmayı zorunlu kılabilir ve zaten bağımsızlıklarını büyük zorluklarla elde etmiş olan bu devletlerin kazandıklarını kaybetmeleri söz konusu olabilirdi.Buna mahal vermemek için ise yeni bir örgütlenme biçimi zaruri olarak görülmüş ve bu örgütlenme Doğu/Batı bloklarının dışında bir alternatif oluşturmuştur. Aranan alternatif çare de Bağlantısızlar Hareketi ile vücut bulmuştur.

1. Bağlantısızlığın Kavramsal Tahlili

            Bağlantısızlık genel anlamda hiç bir blok ya da askeri ittifak ile bağlantılı olmamayı ifade eder. Kavramın literatürde “tarafsızlık” kavramına kıyasla nispeten daha yeni olması onun, bu deyimle çoğu kez yanlış bir şekilde karıştırılmasına sebebiyet vermektedir. Her ne kadar bu iki kavram birbirine oldukça yakın bir anlam taşısa da aralarında ince bir fark vardır. Bu fark, her iki politikanın uygulandığı uluslararası ortam ve yine bu politikaların neden olduğu sonuçlar göz önünde bulundurulduğunda daha belirgin bir hale gelmektedir.[1]

            Her şeyden önce “tarafsızlık” iki veya daha fazla devlet arasında yaşanan bir savaşta, savaşa katılmama ya da savaşan taraflardan birine hiç bir şekilde yardım etmeme şeklinde tanımlanabilir. Yani “tarafsızlık” bir savaş durumu söz konusu olduğunda geçerlidir ve aynı zamanda bir uluslararası hukuk kurumu olarak devletlere çeşitli hak ve yükümlülükler getirmektedir.[2] Bu noktada “tarafsızlık” sürekli (daimi) tarafsızlık ile de karıştırılmamalıdır. Nitekim “tarafsızlığın” aksine daimi tarafsızlık devletlerin kendi iradeleri dışında takip etmek zorunda kaldıkları bir dış politika tercihidir. Burada iki yahut daha fazla devletin, bir başka devleti farklı nedenler ile tarafsızlığa yöneltmesi söz konusudur.[3]

            Bağlantısızlık ise daha çok bir barış zamanı politikası olmakla birlikte II. Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan siyasal bir akımdır. Bu akım özünde rekabet halindeki bloklardan hiçbirine dahil olmamayı ifade etmektedir. Bağlantısızlık politikası ile bağımsızlığına yeni kavuşan ve gelişmekte olan devletler, Soğuk Savaş ile başlayan Doğu/Batı çekişmesinin dışında kalmaya çalışarak uluslararası ilişkilerde bağımsız hareket edebilmeyi amaçlamışlardır. Yani bağlantısızlık bir anlamda diplomasi alanında özgür hareket etme ve seçim yapabilme anlamına gelmektedir.[4]

            Bağlantısızlığın ne anlama geldiğine dair birçok yorum olsa da kavramın içi 5-12 Haziran 1961 yılında Kahire’de düzenlenen hazırlık toplantısında doldurulmuştur. Toplantıda bağlantısız devletlerin hangi koşulları yerine getirmeleri gerektiği tartışılmış ve şu beş madde üzerinde bir uzlaşıya varılmıştır. Bu maddelere göre bağlantısız devletler:

1)         Bağlantısızlık ve farklı siyasal ve toplumsal sistemlere sahip ülkelerle barış içinde bir arada yaşama temeline dayanan bağımsız politikalar izlemeli,

2)         Ulusal bağımsızlık hareketlerini desteklemeli,

3)         Doğu/Batı çatışmasına ya da çok taraflı askeri ittifaklara dahil olmamalı,

4)         Doğu/Batı çatışması ekseninde bu güçlerden bir ile ikili askeri anlaşma yapmamalı ve aynı anlama gelecek bölgesel savunma paktlarına üye olmamalı,

5)         Kendi ülkelerinde Soğuk Savaş taraflarının yararına olacak askeri üsler sağlamamalıdır.[5]

            Sonuç olarak yukarıdaki maddelerden de anlaşılabileceği üzere bağlantısızlığı somut olarak Doğu/Batı bloklarıyla daimi siyasi/askeri ittifaklara girmeden, bağımsız bir dış politika izleme gayreti olarak tanımlamak mümkündür.

Tarihsel Arka Plan

            II. Dünya Savaşı ve sonuçları dünyayı ikiye bölmekle birlikte aynı zamanda dekolonizasyon sürecinin katalizörü olmuştur. Savaş sonunda sömürgeci devletlerin zayıflaması ve sömürge altında yaşayan toplumlarda bir ulus bilincinin gelişmesi gibi olgular birçok yeni devletin uluslararası arenaya çıkmasını sağlamıştır.[6] Hobsbawm’ın da dediği gibi bu süreç dünyanın siyasal haritasını değiştirmiş ve sadece Asya’da uluslararası arenada tanınan devletlerin sayısı beş kat artmıştır. II. Dünya Savaşı’nın başladığı tarihte Afrika’da sadece bir tane bağımsız devlet bulunurken bu sayı 60′lı yılların ortalarında elliye kadar çıkmış, aynı süreç içerisinde Latin Amerika’da da bazı ülkeler bağımsızlıklarına kavuşabilmiştir.[7]Bu bağlamda dekolonizasyon sürecinin uluslararası sisteme yeni aktörler kazandırdığını söylemek yanlış olmayacaktır.

            Bağlantısızlar Hareketi’nin karakteristik yapısına bakıldığında üye devletlerin çoğunun bu süreçte bağımsızlıklarını kazanan ve gelişmekte olan devletlerden oluştuğunu görmekteyiz. Sömürge geçmişi, bu devletlerin bağımsızlıklarına kavuştuktan kısa bir süre sonra bağlantısızlık politikasını takip etmelerindeki en önemli etken olmuştur.Halbuki bağımsızlığına yeni kavuşan ve bunu korumak isteyen devletlerin başka bir büyük devlet ya da koalisyon ittifak yapmaları olağandır.[8] Oysa bu devletler farklı bir yol haritası belirleyerek alternatif bir çözüm üretme çabasına girişmişlerdir.1955 tarihinde gerçekleştirilen Bandung Konferansı’nın Bağlantısızlar Hareketi’nin oluşumunda önemli bir yer tuttuğu yadsınamaz bir gerçektir. Ancak eski sömürge devletleri ilk kez Bandung’da bir araya gelmemişlerdir.

            İki savaş arasındaki dönemde Bierville ve Brüksel’de gerçekleştirilen iki Avrupa Konferansı, Bandung buluşmasının öncüleri olarak değerlendirilmektedir. 1926 yılında gerçekleştirilen Bierville’de ki Uluslararası Barış Konferansı’nın en dikkat çekici yanı Hint delegasyonunun sunduğu rapor olmuştur. Bu raporda Avrupalıların temel hatasının milletlerarası sorunları sürekli Avrupa düşüce sistematiği çerçevesinde ele almaları olduğu ifade edilmiş ve Avrupalıların Asya’nın sömürülmesine karşı hiç bir şey yapmamaları açıkça eleştirilmiştir.

            Bir sene sonra Brüksel’de “Ezilen Halklar Kongresi” adı altında düzenlenen toplantı da ise bağlantısızlığa giden yolun kıvılcımı ateşlenmiştir.Bu kongrede gelecekte ülkelerinin bağımsızlığı için kilit bir rol oynayacak kişiler ilk defa bir araya gelmişlerdir. Kongre’nin kendisi için bir ilham kaynağı olduğunu belirten ve daha sonra da Hindistan Başbakanı olacak olan Nehru Kongre için “Asya’nın diğer milliyetçi hareketleri ile daha samimi temas kurma imkanlarını veren faydalı bir propaganda aleti” tanımını yapmakta ve “uzun vadeli sonuçlar vermesi beklenebilir” demekteydi.

            Bierville ve Brüksel’in ardından eski sömürge devletleri BM çatısı altında tekrar bir araya gelmişlerdir. “Afrika – Asya Grubu” adını alacak bu devletler herhangi bir örgütlenmeye gitmeden uluslararası sorunlarda benzer tutumlar takınarak mevcut bloklardan bağımsız bir politika izlemeye çalışmışlardır.[9] BM dışında ilk örgütlenme girişimleri ise 1954 yılına tekabül etmektedir. Endonezya’nın çağrısı üzerine Bogor’da yapılan toplantıya Birmanya (Myanmar), Seylan (Sri Lanka), Hindistan ve Pakistan devletleri katılmışlardır. Toplantıda daha geniş bir Asya – Afrika devletleri Konferansının yapılması öngörülmüş ve bir sene sonra düzenlenecek olan Bandung Konferansı için dört ana hedef saptanmıştır. Bu hedefleri kısaca:

1)         Asya – Afrika milletleri arasındaki dostluk ve iyi komşuluk ilişkilerinin hayata geçirilebilmesi için ortak çıkarların tespiti ve teşviki,

2)         Söz konusu ülkeler arasındaki sosyo – ekonomik ve kültürel sorunların tetkiki,

3)         Irkçılık ve sömürgecilik gibi problemler ile milli egemenliğe dair meselelerin incelenmesi,

4)         Uluslararası barış ve işbirliğine yapılabilecek katkılar ile Asya – Afrika halklarının modern dünyadaki konumlarının ele alınması olarak özetlemek mümkündür.[10]

            Bogor toplantısında belirlenen hedefler çerçevesinde Bandung Konferansı 18 Nisan 1955 tarihinde gerçekleştirilmiştir.[11] Konferansın temel amacı iki süper gücün yörüngesine girmeden bir birlik ve dayanışmanın sağlanmasıydı fakat Konferansa katılan devletlerin birbirlerinden farklı siyasal yapılara ve dış politika tercihlerine sahip olmaları nedeniyle homojenliğin sağlanamaması en önemli sorundu. Özellikle Türkiye’nin Konferansta Batı’nın[12], Çin Halk Cumhuriyeti’nin ise SSCB’nin adeta temsilciliğin yapması ve bu çerçevede Türk Dış İşleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’nun Hindistan Başbakanı Nehru ile hararetli bir tartışmaya girmesi söz konusu sorunların bir göstergesi niteliğindedir. Türkiye’nin yanı sıra Konferansta Irak, Ürdün, Lübnan ve Libya gibi bazı Arap ülkeleri de Batı’nın görüşünü savunurken, diğer Arap devletleri (Mısır, Suudi Arabistan, Suriye ve Yemen) bağlantısızlığı savunmuşlardır. Asya devletleri arasında da Hindistan, Birmanya ve Endonezya bağlantısızlıktan yana olurlarken, Pakistan ve Seylan gibi ülkeler Batı’nın görüşüne daha eğilimli olmuşlardır.[13] ‘Kucaklayıcı” olma iddialarına rağmen Konferansa katılmaları bölünmelere yol açacağı kaygısıyla İsrail, Güney Afrika, Tavyan ve her iki Kore’nin temsilcileri davet edilmemiştir.

            Tüm sorun ve çelişkilere rağmen Konferansta birçok karar alınmıştır. Bu kararlar arasında en önemli olanı “Barış İçinde Bir Arada Yaşama”nın beş ilkesinin temsil edilen ülkeler tarafından uygulanmasının onaylanması olmuştur. Konferansın etkisi beklenilenin aksine çok büyük değildi. Örneğin sömürgeciliğin kınanması gerekli ölçüde sert olmamıştı. Ancak Konferansın uluslararası ilişkiler bakımından iki mühim neticesi olmuştur:

1)         Asya – Afrika devletlerinin tarihlerinde ilk defa örgütlenmeye başlamaları

2)         Bağlantısızlık politikasının bu devletlerin çoğu tarafından içselleştirilmiş olması.

            Konferans sonucunda her ne kadar Doğu/Batı kamplaşmasına karşı oluşturulabilecek yeni bir konsept çıkmadıysa da, Bandung ile yeni bir oluşumun yani Bağlantısızlık akımının ortaya çıktığını söylemek mümkündür.[14]

Daha sonra görüleceği üzere özellikle Nasır ve Tito’nun önderliği altında Bağlantısızlığın ilk teşkilatlanması yirmi beş devletin katılımıyla 1-6 Eylül 1961 yılında Belgrad Konferansı[15] ile gerçekleşecek ve Bağlantısızlık Hareketi doğmuş olacaktır.

Bağlantısızlık Hareketi’nin Uluslararası İlişkiler Açısından Bir Değerlendirmesi

            Bağlantısızlar Hareketi sömürgelerdeki bağımsızlık mücadeleleri ile Soğuk Savaş kutuplaşmasının bir sonucudur. Yani tarihin olağan akışında doğal bir süreç içerisinde gerçekleşmiştir. Nitekim Soğuk Savaş’ın en yoğun döneminde, XX. yüzyılın ortalarında, bağımsızlıklarını yeni kazanan devletlerin önünde, sadece iki seçenek vardı; Bloklardan birine dahil olmak ya da Blok dışı kalarak yeni bir oluşum içerisine girmek. Bu devletlerin çoğu ise söz konusu kamplaşmanın dışında kalmayı tercih etmişlerdi.

            Bağlantısız devletlerin bağlantısızlık politikasını takip etmeleri ideolojik bir tercihten çok yaşamsal bir anlam taşımaktadır. Çoğu için zaten bağlantısızlık bağımsızlık ile aynı anlama gelmekteydi ve her ne kadar Doğu ya da Batı’dan gelecek yardımların bu devletlerin bağımsızlıklarına halel getireceği düşüncesi olmuşsa da, Doğu/Batı çatışmasından faydalanarak ve her iki bloktan çeşitli yardımlar alarak, ekonomik gelişmenin sağlanması gibi pragmatik bir amacın güdüldüğü de bir gerçektir.[16]

            Bağlantısız devletlerden bir kısmı liberal ve demokratik bir yapıya sahipken bir kısmı da otoriter ya da sosyalist yapıya sahipti. Ancak belirtmek gerekir ki bağlantısızların sosyalizmi ulusal bir karaktere sahip olmakla birlikte komünizmden uzak kalma amacını ön planda tutmuşlardır. Lakin bu amaca sadece ufak bir azınlığın ulaşabildiğini görmekteyiz. Nitekim tarihten gelen Batı düşmanlığı ve çoğulcu demokrasiden yoksun bir yapının mevcudiyeti bu ülkelerdeki sosyalizmin Batı kapitalizmi ile Doğu komünizmi arasında alternatif olabilecek bir rejimin oluşmasını engellemiştir.[17]

            Tüm bunlara ek olarak bağlantısızların BM’de genellikle sosyalist blokla ortak hareket etmeleri Batı tarafından tenkit edilmekle birlikte, Batı’nın bağlantısızları komünist bir hareket olarak görmesine neden olmuştur. Batı, bu eleştirisinde  pek de haksız sayılmamaktadır. Çünkü başta ABD olmak üzere Batılı devletler sürekli eleştirilerin odak noktası olurlarken, SSCB’ye karşı çok da sert bir tutumun sergilendiğini söylemek mümkün değildir.[18] Bu durum da esasında bu ülkelerin nispi bir Sovyet etki alanına girmelerini sağlamıştır. Afrika özelinde Doğu’nun Batı’dan daha başarılı olması bu açıdan değerlendirilmelidir.Bağlantısızlar Hareketi her ne kadar yekpare bir görünüme sahipmiş gibi görünse de bu durum gerçeği yansıtmamaktadır. Bu heterojenlik ve oluşumun kendi içinde barındırdığı çelişkiler Bağlantısızlık Hareketi’nin kuvvetli bir dayanışma haline gelmesini engellemiştir. Dört farklı kıtada yer alan ülkelerin her birinin farklı yapılara sahip olması bu farklılıkların bir potada eritilememesi örgütün beklenilen etkiyi göstermesinemani olmuştur. Fakat tüm bu anlaşmazlık ve çelişkilere rağmen Bağlantısızlar Hareketinin yine de Soğuk Savaş denkleminde önemli bir yer işgal ettiğini belirtmemiz gerekir.[19]

SONUÇ        

            Bağlantısızlık Hareketi’nin Soğuk Savaş denkleminin çözülmesi ile işlevselliğini yitirmeye başladığı söylenmektedir. İki kutuplu sistemin çökmesi ve blokların dağılması ile beraber temel felsefesi iki bloğun dışında kalmak olan oluşumun, geçerliliğini kaybettiği düşüncesi mevcuttur. Ancak bunun aksine bağlantısızlar, uluslararası düzendeki yapı değişikliğine rağmen Hareketin temel mantığının halen korunduğunu iddia etmektedirler. Özellikle; insan hakları, uluslararası ticaret, ırkçılık ve BM’nin yapısının değiştirilmesi gibi taleplerle Hareket, uluslararası ilişkilerdeki yerini korumaya çalışmaktadır. Bu değerlendirmeler ışığında ise birçok düşünür bağlantısızlığın Soğuk Savaş sonrasındaki ağırlığının ölçülmesinin zor olduğunu belirtmektedir.

            Değişen uluslararası koşullarda bağlantısızların çatışan taraflar karşısında nötr kalmaları halen temel bir ilke olarak uygulanmaya devam etmektedir. Fakat bu durum günümüz şartlarında çok fazla pasif kalma anlamına gelmektedir. Bağlantısızlar Hareketi işlevini yitirmiş olsun ya da olmasın, bu oluşumun Soğuk Savaş kuramının ön plana alınmasını reddetmesi ve bunun yerine alternatif bir seçenek sunması uluslararası sistemin işleyiş biçimine farklı bir katkıda bulunmuştur. Her şeyden önce Üçüncü Dünya şuurunun güçlenmesi ve büyük güçlerin uluslararası sahnede yeni olan devletleri dikkate değer olarak görmeye başlaması Bağlantısızlık Hareketi’nin izlemiş olduğu politikaların bir sonucu olmuştur. 

 EK 1: Bağlantısız Ülkeler Zirve Konferansları[20]

1.         Belgrad (Yugoslayva) 1-6 Eylül 1961
2.         Kahire (Mısır) 5-10 Ekim 1964
3.         Lusaka (Zambiya) 8-10 Eylül 1970
4.         Cezayir (Cezayir) 5-9 Eylül 1973
5.         Kolombo (Sri Lanka) 16-19 Ağustos 1976
6.         Havana (Küba) 3-9 Eylül 1979
7.         Yeni Delhi (Hindistan) 7-12 Mart 1983
8.         Harare (Zimbabwe) 1-6 Eylül 1986
9.         Belgrad (Yugoslavya) 4-7 Eylül 1989
10.       Jakarta (Endonezya) 1-7 Eylül 1992
11.       Cartagena de Indias (Kolombiya) 18-20 Ekim 1995
12.       Durban (Güney Afrika Cumhuriyeti) 2-3 Eylül 1998
13.       Kuala Lumpur (Malezya) 20-25 Şubat 2003
14.       Havana (Küba) 15-16 Eylül 2006
15.       Kahire (Mısır) 2009
16.       Tahran (İran) 26-31 Ağustos 2012

EK 2: Üye Devletler[21]

Afganistan, Angola, Antigua ve Barbuda, Bahamalar, Bahreyn, Bangladeş, Barbados, Beyaz Rusya, Belize, Benin, Bhutan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bolivya, Botswana, Brunei Sultanlığı, Burkina Faso, Burundi, Cape Verde, Cezayir, Cibuti,  Çad,.Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Dominik Cumhuriyeti, Dominikler, Ekvador, EkvadorGinesi, Endonezya, Eritre, Etiyopya, Fas, Fildişi Sahilleri, Filipinler, Filistin, Gabon, Gana, Granada, Guatemala, Gine, Gine – Bissau, Guyana, Haiti, Honduras, Hindistan, İran, Irak, Jamaika, Güney Afrika, Katar, Kamboçya, Kamerun, Kenya, Kolombiya, Komorlar, Kongo,Kuveyt,  Küba, Laos, Lesotho, Liberya, Libya, Lübnan, Madagaskar, Malawi, Malezya, Maldivler, Mali, Mauritius, Moritanya, Moğolistan, Mozambik, Myanmar, Namibya, Nepal, Nikaragua, Nijer, Nijerya, Umman, Ürdün, Orta Afrika Cumhuriyeti, Pakistan, Panama, Papua Yeni Gine, Peru, Ruanda, Saint Kittsand Nevis, Saint Lucia, Saint Vincent and the Grenadines, Sao Tome and Principe, Senegal, Seyşeller, Sierra Leone, Singapur, Somali, Sri Lanka, Suudi Arabistan, Sudan, Surinam, Suriye, Swaziland, Şili, Tayland, Tanzanya, Timor, Togo, Trinidad and Tobago, Tunus, Türkmenistan, Uganda, Özbekistan, Vanuatu, Venezuela, Vietnam, Yemen, Zambiya, Zimbabwe

 

Cafer Tayyar Karadağ
Ege Üniversitesi
Uluslararası İlişkiler / Yüksek Lisans

 

KAYNAKLAR

ANABTAWİ, Samir N.,”Neutralists and Neutralism”, The Journal of Politics, Vol. 27, No.2, May 1965
ARI, Tayyar, Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika, Bursa: MKM Yayıncılık, 2008
ARMAOĞLU, Fahir, 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, İstanbul: Alkım Yayınevi, 2010
BEST, Antony, Jussi M. Hanhımaeki, Joseph A. Maıolo, Kirsten E. Schulze, 20. Yüzyılın Uluslararası Tarihi, Çev: Taciser Ulaş Belge, Ankara: Siyasal Kitabevi, 2012
BROWN, Irene “Studies on Non-Alignment”, The Journal of Modern African Studies, Vol.4, No.4, Dec., 1966
GÖNLÜBOL, Mehmet, Uluslararası Politika – İlkeler – Kavramlar – Kurumlar, Ankara: Siyasal Kitabevi, 2000
GUİTARİ, Odette, Üçüncü Dünya (Sömürgelerin Uyanışı), Çev: Ahmet Angın, İstanbul: Kitap Ticaret Ltd. Şirketi Yayınları, 1966
HOBSBAWM, Eric Kısa 20. Yüzyıl, 1914-1991 Aşırılıklar Çağı, İstanbul: Everest Yayınları, 2012
KUTBAY, Elif Yeneroğlu, “Tarafsızlar ve Bandung Konferansı”, Haydar Çakmak (ed.), Türk Dış Politikası, Ankara: Platin Yayınları, 2008
MATES, Leo, “NonAlignment”, Robert L. Pfalzgraff, Politics and the International System, New York: J.B. Lippincott Company, 1972
SÖNMEZOĞLU, Faruk, (Der.), Uluslararası İlişkiler Sözlüğü, İstanbul: Der Yayınları, 2010
UÇAROL, Rıfat, Siyasi Tarih 1789-2001, İstanbul: Der Yayınları, 2008, ss. 885-86.
http://csstc.org/members/default.htm
Cafer Tayyar Karadağ – Ege Üniversitesi – Uluslararası İlişkiler Yüksek Lisans

[1]Mehmet Gönlübol, Uluslararası Politika – İlkeler – Kavramlar – Kurumlar, Ankara: Siyasal Kitabevi, 2000, s. 69.

[2]Faruk Sönmezoğlu (Der.), Uluslararası İlişkiler Sözlüğü, İstanbul: Der Yayınları, 2010, s.s. 631-32.

[3]Tayyar Arı, Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika, Bursa: MKM Yayıncılık, 2008, s. 266.

[4]Irene Brown, “Studies on Non-Alignment”, The Journal of Modern African Studies, Vol.4, No.4, Dec., 1966, s.517.

[5]Samir N. Anabtawi, “Neutralists and Neutralism”, The Journal of Politics, Vol. 27, No.2, May 1965, s.s. 352-53.

[6]Rıfat Uçarol, Siyasi Tarih 1789-2001, İstanbul: Der Yayınları, 2008, s.s. 885-86.

[7]Eric Hobsbawm, Kısa 20. Yüzyıl, 1914-1991 Aşırılıklar Çağı, İstanbul: Everest Yayınları, 2012, s. 465.

[8]Gönlübol, s. 74.

[9]Odette Guitari, Üçüncü Dünya (Sömürgelerin Uyanışı), Çev: Ahmet Angın, İstanbul: Kitap Ticaret Ltd. Şirketi Yayınları, 1966, s.s. 19-20.

[10]Elif Yeneroğlu Kutbay, “Tarafsızlar ve Bandung Konferansı”, Haydar Çakmak (ed.), Türk Dış Politikası, Ankara: Platin Yayınları, 2008, s. 533.

[11]Konferansa katılan devletler: Afganistan, Birmanya, Kamboçya, Seylan, Mısır, Habeşistan, Gana, Hindistan, Endonezya, Irak, Japonya, Ürdün, Laos, Lübnan, Liberya, Libya, Nepal, Pakistan, İran, Filipinler, Suudi Arabistan, Siyam, Sudan, Suriye, Kuzey Vietnam, Güney Vietnam, Yemen, Çin Halk Cumhuriyeti, Türkiye.

[12]Bandung Konferansında Türkiye’nin tutumu için bkz.: Mehmet Gönlübol ve Haluk Ülman, “İkinci Dünya Savaşından Sonra Türk Dış Politikası”, Olaylarla Türk Dış Politikası 1919-1973, Ankara: Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayını, 1977, s.s. 283-86.

[13]Fahir Armaoğlu, 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, İstanbul: Alkım Yayınevi, 2010, s.s. 750-51.

[14]Antony Best, Jussi M. Hanhımaeki, Joseph A. Maıolo, Kirsten E. Schulze, 20. Yüzyılın Uluslararası Tarihi, Çev: Taciser Ulaş Belge, Ankara: Siyasal Kitabevi, 2012, s. 353.

[15]Konferansta sömürgecilik, ırkçılık ve silahsızlanma gibi konular görüşülmüş ve nihayetinde oybirliği ile 27 maddelik bir deklarasyon yayınlanmıştır.

[16]Leo Mates, “Non Alignment”, Robert L. Pfalzgraff, Politics and the International System, New York: J.B. Lippincott Company, 1972, s.s. 491-92.

[17]Armaoğlu, s. 758.

[18]Arı, s. 279.

[19]Armaoğlu, s. 759-60.

[20]Arı, s. 277.

[21]http://csstc.org/members/default.htm (erişim tarihi: 10. 06. 2013)