Osmanlı’da Tımar Sistemi

SELEN KATAR

Dumlupınar Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler

Sistemin kökeni ve anlamları

Farsça kökenli olan tımar kelimesi Farsçada “acı, ızdırap, sadakat ve bakım” gibi çeşitli anlamlara gelmektedir. Ne Moğolcada ne de Türkçede bu kelimeye rastlanmamaktadır. Rumcadaki tımarion Osmanlıcadan geçmiştir. Büyük Selçuklu Sultanı Sencer’in (1117-1157) Farsça bir hükmünde rastlanılmıştır. Bu hükümde tımar kelimesi yönetim anlamında kullanılmakla beraber henüz kurumsal manasına sahip değildir. Kurumsal manasına Sultan Orhan zamanında kavuşmuştur. Sultan Orhan‘ın silah arkadaşlarına tımar dağıttığı belirtilmiştir. Ancak bunlar daha çok “yut” ve Doğu Anadolu’daki Türkmen devletlerinde rastlanan “ülkeye” benzetilmektedir. Miras bırakılabilen arazi parçalarını tanımlamak üzere aldığı bölgede Osmanlı Devleti döneminde de devam etmiştir. Osmanlı tımar sisteminin belli nitelikleri Büyük Selçuklu Devleti ve Mısır Memlüklerinde görülmektedir.1

Bir Türk-İslam devleti olan Osmanlı İmparatorluğu tarih boyunca sayısız saldırıya uğrayan büyük uygarlıklara ve değişik üretim biçimlerine konaklık eden Anadolu’da Hititlerin, Doğu Roma ve Büyük Selçuklu İmparatorluklarının, Anadolu Selçuklu Devletinin ve Moğol saldırısının yıkıntıları üzerine kurulmuştur.

13. ve 16. yüzyıllar arasındaki Osmanlı İmparatorluğunda görülen Dirlik Düzeninin (Miri Toprak Rejimi) kökleri daha eski çağlara ve toplumlara uzanmaktadır.

Tımar konusunda yapılan ilk çalışmalar sistemin kökeninin Ortaçağ İslam dünyasında mevcut olan ikta sistemine bağlanmaktadır. En erken İslam devletlerinde kati’a ismiyle anılan toprak parçaları vergilerini toplamak üzere önde gelen şahıslar devlete öşürlerini ödemişlerdir. Bu toprak tahsislerinin özel mülk dönüşmesiyle birlikte geri alınamaz veya başkasına tahsis edilemez hale gelmesi, sistemin gelişmesini engellemiş ve ikta adıyla yeni bir tahsis sistemi uygulanmaya başlanmıştır. İkta sisteminde şahıslara, toprağın mülkiyeti değil yalnızca gelirini toplama hakkı devredilmiş ve eskiden olduğu gibi topladıkların gelirlerin vergilerini ödemeleri beklenmiştir.

Anadolu’daki iktaların en önemli özelliği kayd-ı hayat şartıyla tahsis edilenlerin mevcudiyetlerinin yanı sıra büyük bir çoğunluğun tasarruf sürelerinin askeri veya diğer türlü hizmet ile sınırlı olmasıdır.

Anadolu’daki iktalar irsi değildir. Ve devlet arazi üzerinde dilediği idari ve mali haklara sahip olmuştur. Bu noktada ikta ile tımar arasında sıkı bir ilişkinin varlığı kesindir. Anacak bu tımar sisteminin direk olarak ikta sisteminden geldiğini veya basit bir şekilde ikta yerine tımar teriminin kullanıldığı anlamına gelmemektedir. Tımar gelir toplama amacının yanı sıra veya bundan daha fazla devlet görevlilerine maaş karşılığında düşünülmüştür.

Tımar sistemi bir Bizans Kurumu olan pronoia ile benzerliği önemlidir. Pronoia terimi Farsça olan tımar teriminin tam karşılığıdır. Pronoia 12. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Bizans’ta 12. yüzyılın başlarında ise toprak tahsislerinin askeri hizmet karşılığında yapıldığı ve tahsislerin bir tür askeri aristokrasiye dönüştüğü feodal bir yapı kazanmıştır. Bu durumda Osmanlıdaki tımar istemine olan benzerliği göstermektedir. Selçuklu ikta ve Bizans pronoia sistemlerinin yukarıda belirtilen nitelikleri karşılaştırıldığında her ikisinin de tımar sisteminin kökenini teşkil edebileceği düşünülebilir.2

Tımar en yaygın tanımı ile geçimleri veya hizmetlerine ait masrafları karşılamak üzere bir kısım asker ve memurlara belli bölgelerden nam ve hesaplarına tahsili salahiyetiyle birlikte tahsis edilmiş senelik gelirleri 20,000 akçeye kadar olan dirliklerdir.3

Tımar (Dirlik)

Osmanlıların kendilerinden önceki Müslüman Türk devletlerinden mahirane bir usul ile alıp tatbik ettikleri tımar sistemi Osman Gazi ile başlar. Osman Gazi zapt ettiği bütün yerleri bütün yerleri tımar olarak silah arkadaşlarına ve askerlerine veriyordu. İtaat eden yerli haklıda yerinde bırakıyordu.4

Anadolu’da Orhan Gazi ile başlayan tımar sistemi ondan sonra gelen torunları tarafından devam ettirildi. Rumeli fetihleri başlayınca tımar sistemi oralarda uygulanmaya devam edilmiştir. Bizans İmparatorluğundan alınan ve Bizans tesirinin bulunduğu Balkan ülkelerinde tımar benzeri pronoiaların yanı sıra aile mülkü olan malikânelerin çoğunu aynen devralmış ve uzunca bir müddet kendi bünyelerinde devam etmelerine müsaade etmişlerdir ancak zaman içerisinde bir standizasyona gitmişlerdir.

Osmanlının Balkanlarda ve Rumeli’de ilerlemesi için gerekli olan teşkilatı ve itici gücü tımar sistemi ile birlikte sipahi ordusunun sağladığı söylenebilir.5

 

Tımar Sisteminin Gelişmesi

Başlangıçta Has ve Tımar olarak ikiye ayrılmıştır. Osmanlı Devleti’nin askeri ve ekonomik yapısının temelini tımar sistemi oluşturmaktadır. Sistemin tam olarak işlendiği Osmanlı Klasik Dönemi olarak adlandırılan dönem Osmanlı Devleti’nin en parlak dönemi olmuştur. Devletin mülkiyeti altındaki toprakların yine devlet memuru olan maaşlarını tımarlarının gelirinden olan sipahilerin gözetiminde kullanım hakkına sahip köylüler tarafından işletilmesidir. Tımar topraklarını işlemek hak ve görevine sahip olan köylünün idaresi işletmeye bakan ve vergilerin tahsilini yapan toprak sahibi olarak kabul edilen dirlik sahiplerine bırakılmıştır. Bu yetkinin ve sistemin denetlenmesi görevi ise kadıya aittir.

1.Murat döneminde yeni kategorinin katılmasıyla üç kısma ayrılmıştır: Has, Zeamet, Tımar.6

Kuruluş ve genişleme döneminde Osmanlı Devleti’nin toprakları ve mülkiyet biçimine göre üç ana kısma ayrılmaktadır;

1)Miri Topraklar, çıplak mülkiyeti devletin elindedir. Dirlik adını alan parçalar halinde askeri görevlere bağlı kişilere yararlılık gösterenlere ve devlet adamlarına dağıtılır. Sözü geçen dirlikler de kendi aralarında;

a)Has

b)Zeamet

c)Tımar olarak ayrılır.

2) Mülk Topraklar, Saraya ve kurumlara ait toprakların dışında kalan dışında kalan topraklara verilen genel addır. Kişilerin özel mülkiyetidir.

      3) Vakıf Topraklar, belirli ve özellikle dinsel amaçlarla kurulmuş kurumlara bırakılan topraklardır.

Bunlar dışında Osmanlılarda ikide bileşik mülkiyet biçimine rastlıyoruz;

      a)Mir-i Mülk Topraklar, bunlar önceleri özel mülk iken sonraları dirlik durumuna getirilmişlerdir.

      b) Malikâne-Divani Topraklar, bunlar bazı bölgelerdeki toprakların yarısının vakıf veya mülk sahibine diğer yarısının da devlete ait olduğu anlamına gelmektedir.7

Senelik geliri 20,000 akçeye kadar olan topraklara tımar; 20,000 akçe gelirli topraklara zeamet; 100,000’den az gelirli topraklara has denilmiştir. Has toprakları genel itibari ile beylerbeyi ve sancak beylerine tımarlar genellikle sipahi denilen eyalet askerlerine tahsis edilirdi. Sipahi tımarının bu hizmetini yapanlara verilen kısmına “kılıç” denilirdi.8

Osmanlılarda Osman Gazi ile başlayan tımar sistemi Yıldırım Bayezid zamanında Timur’la yapılan savaştan dolayı bir duraklama dönemine girmiştir. Bu hal Fatih devrine kadar tesirini göstermiştir.

Fatih Sultan Mehmet tımar sisteminin düzenlenmesini tımar topraklarının arttırılması ve aksaklıkların giderilmesi konusunda önemli yeniliklerde bulunmuştur. Devlete ait olup çeşitli yollarla mülk veya vakıf haline gelmiş olan topraklar tekrar miri haline getirilmesi bu dönemde gerçekleşmiştir.

2. Bayezid (1481-1512) zamanında tımar teşkilatında pek büyük bir değişiklik yapılmadı. Yavuz Sultan Selim (1512-1520) devrinde tımar sistemi mükemmel bir şekilde işlenmiş sipahi ve cebelulerin miktarı 1514 yılında 140 bin kişiyi bulmuştur. Tımar teşkilatı Kanuni Sultan Süleyman devrinde tekâmülün zirvesine ulaşmıştır. Kanuni’nin tımarlarla ilgili fermanları bu hususta çok açık birer delil teşkil etmektedir.

Osmanlı toprak düzeninde dirlikler üç kısma ayrılıyordu;

a) Has; padişah, vezir ve ileri gelen devlet adamlarına tahsis edilip, senelik hâsılatı 100 bin akçeden fazla olan yerlere denilirdi. Her has sahibi gelirini her 5 bin akçesi için bütün masrafları kendisine ait olmak üzere bir cebelu yetiştirmek ve beraberinde harbe götürmek mecburiyetindeydi. Haslar irsi değildir.

b) Zeamet; senelik hâsılatı 20-100 bin akçe arasında değişen dirliklerdir. Bu gelirin 20 bin akçesi kılıç hakkı olduğundan zeamet sahibi bunun dışında kalan her 5 bin akçe için bir cebelu yetiştirmek zorundaydı. Zeametler devlet merkezinde bulunan hazine ve tımar defterdarlarına, zeamet kethüdalarına, sancaklardaki alaybeylerine, kale dizdarlarına vb. tevcih olunurdu.

c) Tımar; en küçük kategoriyi teşkil eden ve senelik geliri 3-20 bin akçe arasında olan dirliklerdir. Bu dirlikte cinslerine göre kılıç hakkı değişmektedir. Nitekim Rumeli’de buluna Budin, Bosna Beylerbeyliklerinde 6 binlik tezkireli tımarların kılıçları 3 bindir.9

 

Tımar Kanunu

Tımarın kullanılması ile ilgili kanuna da tımar kanunu denir. Tımar kanununa göre;

1)      Tımar sahipleri devletin birer memurudur ve merkezin emri altında çalışmak zorundadır.

2)      Görevini yerine getirmeyen tımar sahipleri görevlerinden azledilirler.

3)      Tımar hizmet karşılığı toprağın gelirinden yararlanıldığından dolayı elde ettikleri haklar veraset yoluyla bir başkasına verilemez.

4)      Tımar sahipleri devletin verdiği işleri yapmak ve verilen yetkileri kullanmakla sorumludur.

5)      Tımar sahibi özrü olmadan sefere katılmazsa tımarı elinden alınır.

6)      Ortak tımarlarda nöbeti geldiği halde gelmeyenlerin tımarına el koyulur.10

 

Tımar Çeşitleri

1)      Tımar arazisinin mülk olarak verilip verilmemesine göre:

aa) Mülk Tımarlar: Anadolu’nun bazı vilayetlerinde mevcut olan bu tip tımar sahipleri sefer anında yerlerine cebelulerini gönderebiliyor, kendilerin ise sefere iştirak etmeyebiliyorlardı. Bu mükellefiyetleri yerine getiremeyen tımar sahibinin bir yıllık geliri hazine tarafından alınırdı. Fakat tımar başkasına verilemezdi. Ölümü halinde oğluna yoksa diğer mirasçılarına kalırdı.

bb) Mülk Olmayan Tımarlar: Bunlar hizmet mukabili varidatının bir kısmının tahsisi suretiyle verilen tımarlardır ki Osmanlı tımarlarının çoğu bu türdendir.

2)Tımar sahiplerinin gördüğü işlere göre:

aa) Eşkinci Tımarları: Bunların sahipleri alaybeyinin sancağı altında sefere giderler. Cebeluleri ile birlikte sefere gitmek zorunda olan bu tip tımarların mutasarrıfları sefere gitmedikleri zaman tımarları elerinden alınırdı. Osmanlı toprak sisteminde bu türden tımarlar çoğunlukta idi.

bb) Mustahfız Tımarları: Bu tımarların sahipleri, mensubu bulundukları kale muhafazasında bulunurlardı.

cc) Hizmet Tımarları: Bazı serhadlerde bulunan camilerin imame ve hitabetinde bulunanlar ile saraya hizmet edenlere verilen tımardır.

3) Veriliş şekillerine göre: Tımarların beylerbeyi tarafından veya İstanbul’dan verilmesine göre sınıflandırılması ile ilgilidir. Buna göre tımarlar ikiye ayrılmaktadır;

aa) Tezkireli: Beylerbeyinin bir tezkire ile devlet merkezine teklif ettikleri tımarlara bu isim verilirdi.

bb) Tezkiresiz: Beylerbeyinin kendi beratları ile verdikleri tımarlara da tezkiresiz tımar adı verilir.

4) Mali durumlarına göre:

aa) Serbest Tımarlar: Tımar sahibinin resm-i arus, resm-i tapu, kışlak, yaylak, cürüm, cinayet vs. gibi vergileri alma hakkına sahip bulunduğu tımarlardır. Bunlar vezir, beylerbeyi, sancak beyi, nişancı, defterdar, divan kâtipleri, çavuşlar gibi yüksek rütbeli idare amirleri ile memur ve askerlerin has ve zeametleridir. Bunlar bazı imtiyazlara sahiptirler.

bb) Serbest Olmayan Tımarlar: Böyle bir tımarı tasarruf eden sipahinin serbest tımar sahipleri gibi yetkileri yoktur.11

 

Tımarlı Sipahiler

İmparatorluk idaresinin sipahiliğini avam halka kapalı ve ayrıcalıklı bir şekilde bulundurmak maksadı ile türlü tedbirler almasına rağmen, denilebilir ki bu sınıf, bilhassa kuruluş devirlerinde, türlü kaynaklardan beslenmek ve genişlemek ihtiyacında olan kadro sayısını daima dışarıdan sağlamak mecburiyetinde kalmış ve bilhassa yüksek kademelerinde köle ve devşirmelikten gelen kimselerle beslenmişti.12

Bu askeri grubun oluşumu doğrudan doğruya Osmanlı toprak sistemi ve eyalet idaresi ile ilgilidir. Kendilerine topraklı süvariler de denilmekteydi. Sistemin esasını önceki Türk devletlerinde de olan ikta teşkil etmekteydi. Devlete ait toprakların gelirlerini toplayan dirlik sahipleri, senelik gelirlerine göre her türlü masrafları kendileri tarafından karşılanmak üzere cebelü asker yetiştirmek zorundaydılar. Dirliğin gelirine göre her bir sipahinin kaç cebelü ile sefere katılacağı, beraberinde ne kadar çadır ve benzeri malzeme bulunduracağı ayrıntısı ile kaydedilirdi. Örneğin üç tür tımarlı dizdar vardı: a) Süvari olmayan ve sefere süvari ile çadır getirmek zorunda olmayanlar, b) Bütün süvari tımarlıların yükümlü oldukları diğer askeri görevlere bağlı olan ve bizzat atlı olarak sefere katılmak zorunda olanlar, c) sefere katılmak zorunda olmayan ama süvari göndermek zorunluluğu olanlar.13

Tımarlı sipahi sefer esnasında ihtiyacı olan bütün araç gereçlerini ve yiyeceğini tedarik etmek ve sefer zamanında sefere getirmekle yükümlüydü. Atlı askerlerden meydana gelen sipahi ordusunun miktarını Osmanlı vekayinameleri 1473 tarihinde 20.000 ve Rumeli’de 24.000 olarak vermektedir. Resmi Osmanlı kayıtlarına göre, 1527–28 yılında toplam olarak 37.521 sayıda tımarlı sipahi bulunuyordu. Bunun 9.633’ü hisar eri ya da kale muhafızı geriye kalan 27.633’ü ise tımar sahibi atlı askerlerdi. Cebelüleri ile birlikte ordunun toplam sayısının 70.000–80.000 olduğu tahmin edilmektedir.14

Tımar Sisteminin Çöküşü

Kanuni Sultan Süleyman döneminde tekâmülünün zirvesine erişen tımar sistemi bu hükümdarın ölümünden sonra bozulmaya başlamıştır. 15. asrın sonlarına doğru tımarların iltizam usulü ile verilmesi bunun neticesinde mültezimlerin fazla kar sağlayabilmeleri için reayaya haksızlıklarda bulunmaları bozulmanın başlangıcı sayılmaktadır. 3. Murat devrinde (1574-1595) bozulma emareleri daha belirgin bir şekil almıştır. İltizam usulünün doğması, tımarların akraba ile yakınlara dağıtılması ve rüşvetin ortaya çıkması sonucu, tımar sahiplerinin askere gitmemesi üzerine baş gösteren bozulmalar şöyle sıralanabilir:

  • Merkezi devlet bürolarında tımar kayıtlarının son derece karışık bir hale gelmesi, tımar sahiplerinin seferlerde yapılması gerekli yoklamalarının türlü tesirler altında iyi bir şekilde yapılamaması ve bu yoklamaların daha sonraki tımar dağıtımı için iyice muhafaza edilememesi,
  • Boş kalan tımarların, istihkak sahiplerine verilmesi yerine bir kenara ayrılarak çeşitli hileli yollarla bazı nüfuzlu kişilerin adamlarına verilmesi,
  • İş adamı vasfındaki yeni tımar sahipleri sefer zahmetinden kurtulmak için harp zamanlarında tımarlarını bir takım aracılara seferden dönüşte bu tımarlardan eski sahipleri lehine feragat etmek şartıyla devir ve tahvil ettirmenin yolunu bulmaktaydılar.15

Tımar sistemi ilk 1703 yılında Girit Adası’nda kaldırılmıştır. Ülkenin diğer mıntıkalarda tımarlar 1812 tarihinden itibaren boşaldıkça başkalarına verilmemeye başlandı. Yeniçeri Ocağının yürürlükten kaldırılarak muntazam bir askeri sınıf vücuda getirildikten sonra intizam ve disiplinlerini büsbütün kaybetmiş olan tımar sahiplerinin de eskiden olduğu gibi bırakılmaları uygun görülmeyerek 1848 yılında tüm tımar sahipleri emekliye sevk edilerek tımar sistemine son verilmiştir.16



1 Aykut ERGÜN Osmanlı Devleti’nde Tımar Sistemi

2 Yrd. Doç. Dr. Fatma ACUN Klasik Dönem Eyalet İdare Tarzı Olarak Tımar Sistemi ve Uygulaması Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü/Türkiye

3 Aykut ERGÜN Osmanlı Devleti’nde Tımar Sistemi

4 Belgeler.com Toprak İdaresi

5 Yrd. Doç. Dr. Fatma ACUN Klasik Dönem Eyalet İdare Tarzı Olarak Tımar Sistemi ve Uygulaması Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü/Türkiye

6 Belgeler.com Toprak İdaresi

7 Asistan Kurthan FİŞEK Asya Feodalitesi ve Emperyalizm (Anadolu Toplumlarının Evrimi Üstüne Düşünceler)

8 Aykut ERGÜN Osmanlı Devleti’nde Tımar Sistemi

9 Belgeler.com Toprak İdaresi

10 tarihturko.tr.gg

11 Belgeler.com Toprak İdaresi

12 Barkan, “Tımar”, s. 313.

13 Saydam, Osmanlı Medeniyeti Tarihi, s. 328.

14Aykut ERGÜN Osmanlı Devleti’nde Tımar Sistemi

15 Belgeler.com Toprak İdaresi

16 tarihturko.tr.gg