AMERİKADIŞ POLİTİKASİYASETSİZDEN GELENLERULUSLARARASI İLİŞKİLER

Düşmansız Barış Olabilir mi?

İki kutuplu bir dünyada düzeninde düşmansız bir dünyanın düzensizliğine geçmeye mi mahkumuz? Nükleer korkunun hâkim olduğu bir dünyanın yerine terörizmden korktuğumuz bir dünya mı geliyor? Devlet kuvvet kullanma tekelini ebediyyen yitirdi mi?(1)

YUSUF ERTUĞRAL
Bahçeşehir Üniversitesi, Küresel Siyaset ve Uluslararası İlişkiler

“Yeni bir düşman ihtiyacı, “bizim” içinde “onlar” içinde şart olabilir. Gösterecekleri böyle önemli bir hedef olmayınca, toplumumların hoşgörüsüzlüğe verdikleri zayıf tepkiyi terörzime verilecek zayıf tepkiler izleyebilir. İşte o zaman yeni bir “Düşman” ımız olacak ve böylece ortak paydamızın yaygınlaşmasını sınırlandıracak, korkuyu besleyecek ve hoşgörüsüzlüğe karşı davranışlarımızı dikkatle izleyenlere karmaşık sinyaller gödereceğiz. Sonra da gelecek terörist eylem için bekleyeceğiz.

Dünya, 19 Nisan 1995’ de Oklahomadaki Alfred P.Murrah Federal Binasının terörist bir eylemle bombalanıp havaya uçurulması sonucunda şaşkına dönmüştür. Binada bulunan 165 kişi bu bombalama sırasında hayatını kaybetmişti. İşin en ilginç yanı ABD’ nin neredeyse kalbinde bulunan eyaletteki en güvenli binalardan biri olan FBI’ın merkezinin havaya uçurulmasıydı.

Basın hemen bu patlamanın ardından ekranlarına Filistinli göstericilerin ellerinde bayraklarla zafer görüntülerini yayınladılar. Fail basına göre fundamentalist müslümanların işidir. Çünkü Patlamadan hemen önce binadan çıkıp koşarak uzaklaşan Ortadoğululardan bahsedildi. Bazı yerel siyasetçiler hiç vakit kaybetmeden İslami köktenciliğe atıfta bulundu; İlerleyen saatlerde FBI ve CIA bir açıklama getirerek yaptıkları araştırmalardan yola çıkarak bir isim açıklarlar, 1. Körfez Savaşı Gazisi Timothy Mc Veigh ve o tarihden sonra Mc Veigh, Oklahoma bombacısı olarak anılmaya başlar.İkinci kişi Terry Nichols’dur. Basının ilk haber olarak geçtiği sanık fundamentalist müslümanlar kimlerdi? Sonra anlaşıldıki Filistinli bir ailenin düğün kutlamalarıdır ekranlarda gösterilenler. Kısa süre sonra özür dilemeye mecbur oldular. Neticede çoğu Amerikalı acı gerçeği kabul etmek zorunda kaldı: Bu terör eylemi ülkenin kendi bağrından çıkmıştı. McVeigh idama mahkum edildi ve cezası 2001′de infaz edildi. Nichols ise müebbet hapse çarptırıldı.

Oklahomadaki patlamadan iki sene önce Teksas Waco kentindeki ünlü sapkın bir Tarikat olan David Korech liderliğindeki “Koresh” tarikatı çiftlikte üstlenmişti. Her türlü silahla donanmış olan tarikat üyeleri FBI’ya 50 gün boyunca direndi. Daha sonra çıkan yangında ise aralarında çocuk ve kadınların da bulunduğu 80 tarikat üyesi yaşamını yitirdi. Yangın sırasında FBI ajanları, çiftliğe baskın düzenlendiler. FBI orantısız güç kullanımı konusunda ilerleyen zamanlarda hep eleştirildi kurumun imajı yıprandı.

Oklahomadaki patlamasından iki sene önce 26 Şubat 1993 tarihinde gerçekleştirilen Dünya Ticaret Merkezi bombalaması Amerikanın ulusal güvenliğine yapılan ilk saldırıydı. Saldırıyı gerçekleştirmesi için Mısır ordusundan emekli bir subay olan 43 yaşındaki Ahmed Salem ile anlaşıldı. 1 milyon dolar karşılığı anlaşılan Salem’e yapılacak olan şeyin iç yüzü anlatılmadı ve sadece kamuoyunda teröre karşı lekeleyici bir operasyon yapılacağı söylendi. Ancak Salem kendisine verilen uzaktan kumandalı 100 bin tonluk patlayıcıdan şüphelendi. Onun bu şüphesi, çok daha erken gerçekleşebilecek olan küresel felaketlerin önüne geçmiş oldu.

Salem, patlayıcı dolu aracı garaja park edecek olan adamlarına kamyonu destek kolonlarının dibine değil, 4 metre uzağına park ettirdi. Ayrıca saldırısı öncesindeki bir zaman diliminde FBI’ın kendisine emir verdiği görüşmeyi gizlice kaydetti. FBI bile bir süre sonra bu kasetin varlığını kabul etti ama basında bir iki kısa başlık dışında bu haber çıkmadı. Salem’in ismi ise tuttuğu teröristlerin yanında hiç olay zanlılarının listesinde gösterilmedi. Amaç, Amerikan insanını olmayan bir uluslararası teröre karşı kontrol altına almaktı. Binanın yıkılması ölü sayısını sadece 12’de tuttu.

Bu üç örnekte SSCB’in 1990’ların başında yıkılmasının ardından soğuk savaş bitiminin ardından ABD’nin Tek Kutuplu bir dünya düzeninde geçişiyle kendi iç sürtüşmelerinin sarmalına kapıldığının örneğidir.

Bir düşmanın olmayışı madolyonun bir yüzüyse, uluslararası sahnedeki oyuncuların çoğalmasıda da öteki yüzüdür.

Saldırının ardından Oklahoma’da terör harcamaları tavan yapmaya başladı. Birkaç ay içinde terör karşıtı genel hizmet servisi ve FBI maaş ve harcamaları, mahkeme güvenliği, bağış için tam 60 milyon dolardan fazla para nakledildi. 90’larda yaşanan olayların, yani devlet sponsorluğundaki terörizmin kendi kurumlarını vurması ile yaşanan ulusal güvenlik söylem etkisi savunma sanayisine tam 24 milyar dolarlık bir girdi sağladı.

1993 yılında Dünya Ticaret Merkezindeki başarısız saldırının iki sene sonrasında gerçekleşen bu olay, Clinton’ın Yeni Dünya Düzeni için gerekli gördüğü bir adımdı. Clinton, ulusal güvenlik söyleminin bir parçası olacak olan “Antiterrorism and Effective Death Penalty Act” yasasını 1994 senesinde kabul ettirememişti. Ancak yaşanan patlamanın ve geride kalan 168 ölü ve yanmış bebeklerin ardından, bir sene sona yani 1996’da aynı yasa Amerikan halkının kabulü ile yasalaştı.

“Yeni bir düşman ihtiyacı, “bizim” içinde “onlar” içinde şart olabilir. Gösterecekleri böyle önemli bir hedef olmayınca, toplumumların hoşgörüsüzlüğe verdikleri zayıf tepkiyi terörzime verilecek zayıf tepkiler izleyebilir. İşte o zaman yeni bir “Düşman” ımız olacak ve böylece ortak paydamızın yaygınlaşmasını sınırlandıracak, korkuyu besleyecek ve hoşgörüsüzlüğe karşı davranışlarımızı dikkatle izleyenlere karmaşık sinyaller gödereceğiz. Sonra da gelecek terörist eylem için bekleyeceğiz.

“Terörizm, hoşgörüsüzlüğün canice ortaya çıkışıdır. Hoşgörüsüzlüğü verilen taviz, insanlık için her zaman çok kötü olmuştur. Hoşgörüsüzlüğün canice tezahürüne hızla, sebatla ve kararlılıla karşılık vermek gerekir.”

Giandomenico PICCO, burda sosyolojik olarak tespiti doğruluk payı olsa dahi sadece “hoşgörüsüzlük” le açıklamak yetersiz kalır. Sonuçta sosyal boyutlarla olayları irdelediğinizde siyasetin sürekli sürdürülebilir olması ekonomik bağlamda refah düzeyinin istikrarlı sürdürebilmesinden geçmektedir.

Savaş neden yapılır? Sanılanın aksine savaş kötü düşmanı yok etmek veya nefret edilen hakları haritadan silmek için yapılmaz. Savaş toplumu kontrol etmek ekonomiyi hareketlendirmek için yapılır. Sürekli savaş durumunda olan toplumlar liderliğe çok daha iyi tepki verir. Ve lümpenlikte artış görülür, dolayısıyla savaşın ilk bir kaç haftası dışında savaş karşıtlığı fazla görülmez, bir süre sonra durum kanıksanır ve yönetime olan güven artar.

Düşman Algısı

Nietzche, düşmanın olmadığı yerde, bir düşmanın yaratılması gerektiğini söylemiştir. Gerçekten bir “düşman ihtiyacı”ndan bahsedilebilir mi? Düşman bizimle birlikte yaşayan bir olgu mudur, bizimle beraber doğan bir olgu mudur, veya hayatın sonraki aşamalarında bize öğretilen bir olgu mudur? Bir toplum savaş benzeri bir duruma girdiği ve zor durumda kaldığı zaman mı bu düşman ihtiyacı ortaya çıkar? Kabilelerin hayatta kalabilmek için birbirleriyle savaştıkları dönemlerden ve Orta Çağ’dan beri devam eden bir kalıntı mıdır acaba? Gelişmiş, endüstrileşmiş, karmaşık toplumlarımızla bu aşamaları çoktan atlatmış olmamız gerekmez miydi? Veya ileri düzeydeki ahlaki ve etik gelişmişliğimizle atlatmış olmamız gerekmez miydi? İşte Albert Einstein da Sigmund Freud’a 1933 tarihinde yazdığı mektubunda buna benzer soruları sormuş ve “Neden Savaş?” demişti. Freud ise umutsuz bir şekilde yanıt vermiş ve savaş olmayan bir dünyanın olamayacağını söylemişti; ancak yine de mektubunun sonunda az da olsa bir iyimserlik taşıyordu.

“Üçüncü Dalga” kitabın yazarı Alvin Toffler’ın savı şudur; “Bütün bu yıkıntıların, çöküntülerin ortasından yeni doğuşların, yeni yaşamların belirtilerini şimdiden görebiliriz. Açık tartışmaya yer bırakmayacak biçimde görülecektir ki, aklımızı kullanırsak ve biraz da talihimiz yaver giderse, yeni ortaya çıkacak uygarlık, şimdiye dek gördüklerimizden çok daha sağlıklı, çok daha mantıklı, çok daha dürüst, çok daha demokratik olabilir.” Alvin Toffler’ın belirttiğine göre kitabın bu temel savı doğruysa, önümüzdeki geçiş yılları fırtınalı ve bunalımlarla dolu olsa bile, uzun dönemde iyimser olmamız için bir çok neden vardır.

(1) Giandomenico PICCO, Düşmansız Barış Olabilir mi? (Medeniyetler Çatışması / Samuel P.Huntigton )
*BM eski Genel Sekreteri Perez de Cuellar’ın siyasi meselelerden sorumlu yardımcısı olan Giandomenico Picco, 1990 yılında Lübnan’daki Batılı rehinlerin serbest bırakılmasında etkili olmuştur.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı