ASYASİZDEN GELENLER

Türkistan Bütünleşmesi Mümkün mü?

1991 sonrası Türk cumhuriyetleri bütünleşme fırsatını kaçırmış olsalar da, Türkistan Birliği bu ülkeler için halen geçerli bir alternatiftir. Rusya’nın Gürcistan ve Kırım’da uyguladığı yayılmacı politika ve Çin’in bölgedeki artan etkisi Türkistan ülkelerinin endişesini arttırmaktadır.

ÜMİT NAZMİ HAZIR

Kafkassam Araştırmacısı

Sosyal bilimler ve uluslararası ilişkiler disiplinin en önemli basamaklarından biri ‘’kavramlar’’dır. Kavramlar duygu ve düşünce dünyamızın kalıba dökülmüş halidir adeta. Kavramlar nesiller ve araştırma(cı)lar arası köprü ve süreklilik işlevi görmektedir. Kavramlar aynı zamanda bizim dünyayı ve kendimizi algılayış biçimimizin ve bilinçaltımızın tezahürüdür. Bu bağlamda öncelikle yazımın başlığındaki kavramları açıklayarak yazıya başlamanın elzem olduğunu düşünüyorum.

Türkistan Bölgesinin Tanımı ve Yeri

Türkistan bölgesini tasvir etmek için günümüzde en çok kullanılan kavram ‘’Orta Asya’’ tabiridir. Orta Asya kavramı coğrafi olarak Çin ve Afganistan’ın belli bir kısmını ve Türk cumhuriyetlerini kapsamakla beraber, siyasi manada 1991 sonrası bağımsızlığını kazanan Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan cumhuriyetlerinin bulunduğu bölgeyi kapsamaktadır. Hatta bazı düşünürler tarafından özellikle Sovyet Birliği döneminde Kazakistan, Batı’ya ve Rusya’ya yakınlığı nedeniyle Merkezi Asya’nın dışında kabul edilmiştir. Çarlık Rusyası’nın Türkistan’ı istila etmesinden ve Sovyetler Birliği’nin bölgedeki emperyal politikalarıyla Türkistan coğrafyası zihinsel ve fiziksel ayrışmaya itilmiştir. Ruslar Türkistan olan bölgenin adını hemen değiştirmek mümkün olmadığı için önce 1918’de Rus İmparatorluğuna bağlı Özerk Türkistan Sosyalist Federatif Cumhuriyeti yapısının kurulmasını sağlamıştır. 1924’den sonra ise bu özerk bölge  Türkmenistan ve Özbekistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetlerine ve onlara bağlı Tacikistan Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti, Kara-Kırgız ÖB ve Karakalpistan ÖB olarak ayrılmış ve birleştirici olması nedeniyle Ruslar, Türk ve Türkistan kavramını bölge halklarına unutturmaya çalışmıştır.

Rusların asimile edici politikaları neticesinde aynı kökenden gelmelerine rağmen Türkler; Kazak, Kırgız, Özbek diye ayrılmıştır. Bu ayrışmayı derinleştirmek maksadıyla Türk topluluklarına farklı kültür ve kimlikler inşa edilmiştir. Bu farklılıklar Türkistan coğrafyasındaki Türk Devletlerine yapay haritalar çizilerek daha da belirginleştirilmiştir. Rus düşünce yapısının ürünü olan Orta Asya kavramı ise Türkistan kelimesinin yerini almaya başlamıştır. Bundan dolayı Türk halklarının bulunduğu bu bölgeyi homo-sovietucus (Sovyet insanı) bir düşüncenin ürünü olan Orta Asya ile tanımlamak yerine Türkçe bir bakışla Türkistan olarak tanımlamak daha doğru olacaktır. Anglo-Sakson ve Amerikan mantalitesinin bir sonucu olan ve Osmanlı döneminde Yakındoğu olarak da adlandırılan bölge için Ortadoğu tanımını kullanarak da aynı hatayı yapmaktayız. Eğer dünyaya Türkçe bakmak istiyorsak Türkistan ve Yakındoğu gibi kendi bakış açımızı yansıtan tanımlamalara başvurmalıyız.

Entegrasyonun Anlamı

Entegrasyon kavramı ilk kez Alman ve İsveçli düşünürler tarafından 1930’lu yıllarda kullanılmaya başlanmıştır.[1] Entegrasyonun, sosyal entegrasyon, etnik gruplar arası ve devletler arası entegrasyon olmak üzere farklı boyutları bulunmaktadır. Lindberg siyasal entegrasyonu şu şekilde açıklamaktadır.’’Ulusların dış politika ve kilit konularda iç politikalarını birbirinden bağımsız bir şekilde oluşturmaya dair arzu ve yetkilerinden vazgeçtiği, bunun yerine ortak kararlar alma sürecinin yeni merkezi organlara devretme yollarını aradığı ve siyasal etkinliklerini yeni bir merkeze aktarmaya başladıkları süreçtir.[2] Entegrasyon süreçleri bölgeden bölgeye ve ülkeden ülkeye çok büyük değişimler göstermektedir.

Entegrasyonun Türkistan Coğrafyası İçin Anlamı

1991’de Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla bölgede büyük bir güç boşluğu oluştu. Bu boşluğun da sonucunda Türkistan’daki Türk cumhuriyetleri bağımsızlıklarını kazanmalarıyla birlikte yeni bir yol arayışına girdi. Bu yol arayışlarından ve teşebbüslerden birisi de bu ülkelerin birbirileriyle olan işbirliğini geliştirmek olmuştur. Türk cumhuriyetleri ilk olarak 1990 yılında Almatı’da bir zirvede Sovyetler Birliği’nin kötüleşen ekonomik koşullarından korunmak için toplandı. Bu zirveler 1991, 1993 ve 1994 yıllarında da devam etti. 1991’de Aşkabat’taki zirvede Kazakistan Cumhurbaşkanı Nazarbayev Avrupa Birliği’ni örnek göstererek Türkistan Birliği’ni teklif etmiştir.[3] Avrupa Birliği modelini benimseyen liderler, ülkelerarası mal dolaşımının serbest bırakılması, ithalata konulan vergilen standardizasyonu,  gümrük ve vergi tariflerinin kaldırılması ve ortak para birimine geçilmesini kararlaştırmışlardır.[4]

Türkistan Bütünleşmesinin Gerçekleşememesindeki Nedenler

1990’lardaki zirvelerde alına kararlar ne yazık ki ülkelerin ve bölgenin dinamikleri nedeniyle hayata geçirilememiştir. Türk cumhuriyetleri entegrasyon süreci yerine Batı ya da Rusya ile ilişki kurmaya ve kendi aralarında ikili işbirliğine girmeyi tercih etmiştir. Kazakistan’ın Rusya ile Özbekistan’ın ABD ile ilişkilerini geliştirme çabası, Türkistan’daki entegrasyon sürecini daha da imkansız hale getirmiştir. Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan’daki Rus varlığı da bu ülkelerin Rusya’ya yakın olma ihtiyacını arttırrmış; Türkmenistan ise tarafsızlık siyaseti izlemiştir. Afganistan menşei İslami radikalizm, Batı eliyle gerçekleştirilmeye çalışılan renkli devrim teşebbüsleri Türk cumhuriyetlerinin Batı’dan uzaklaşıp Rusya ile ilişkilerini daha da fazla arttırmalarına neden olmuştur. Bütün bu yaşanan gelişmeler Orta Asya Birliği düşüncesini tekrar gündeme taşısa bile, Orta Asya’daki entegrasyon teşebbüsü Rusya’nın direktifi doğrultusunda ancak ilerleyebilmektedir. Rusya’nın öncelikli gayesi ise Orta Asya entegrasyonu yerine bu ülkelerin kendisine olabildiğince bağlı olmalarını  sağlamaktır. Bağımsız Devletler Topluluğu, Şangay İşbirliği Örgütü, Gümrük Birliği gibi bölgesel kurumlarla Rusya Türk devletlerinin üzerindeki hegemonyasını arttırmaktadır.

Türkistan’daki ülkeler kendi içlerinde rüşvet, yolsuzluk, demokrasi eksikliği, sanayileşememe gibi birçok sıkıntıyı barındırmaktadır. Ayrıca Fergana Vadisi, su ve sınır problemleri hala tam manasıyla çözülebilmiş değildir. Bütün bunlar entegrasyon sürecinin başlamadan bitmesine sebebiyet vermektedir. Türk cumhuriyetlerinin ikili ilişkilerinde de birtakım problemler bulunmaktadır. Örneğin, Türkmenistan ve Özbekistan liderleri dört yıldır buluşmamıştır. Ülkeler arası ekonomik ve doğal kaynak eşitsizliği, Özbekistan gibi bazı ülkelerin hırslı tutumları entegrasyonun önündeki engellerden biridir. Özbekistan’ın hala mikro boyutta Sovyet sistemine sahip olması, yüksek enflasyon ve işsizlik gibi sorunlar yahut Türk cumhuriyetlerinin birbirlerinden daha fazla diğer ülkelerle ticaret yapması Türkistan Birliği’ni imkansız kılmaktadır. Su ve enerji alanında Tacikistan ile Özbekistan arasında, bölgenin liderliği konusunda ise Kazakistan ve Özbekistan arasında rekabetin olması entegrasyon hayalini suya düşürmektedir.

Türkistan’daki Bütünleşme Potansiyeli

Araştırmacıların görüşleri ve bölgedeki koşullar dikkate alındığında Türkistan’da bütünleşme şu an için mümkün gözükmemektedir. Fakat bu Türkistan Birliğinin hiçbir zaman olmayacağı anlamına gelmemektedir. Türkistan halklarının aynı dil, kültür ve tarih unsurlarına sahip olması muhtemel bütünleşme için en önemli avantajlardan biridir. Bu ülkelerin bütünleşme teşebbüsü konusunda bir deneyime sahip olmaları da önemli bir kaynaktır. Rusya ve Çin gibi ülkelerin bölgedeki ağırlığı ise bu ülkelerin işbirliğini zorunlu kılmaktadır. Ayrıca Soğuk Savaş sonrası oluşan güç boşluğu Rusya’nın bölgedeki emperyal politikalarına rağmen hala tam anlamıyla dolmamıştır. Rusya’nın Putin sonrası yaşayacağı belirsizlik ve uzun vadeli Orta Asya stratejisindeki eksiklikler bu ülkelerin manevra alanına sahip olmalarını sağlayabilir. Türkistan’da Batı’ya daha fazla açık yeni bir neslin oluşması ise zihinsel manada bu neslin Rusya’dan kopmasını sağlayabilir.

Sonuç:

Kazakistan Cumhurbaşkanı Nazarbayev 2005’de yaptığı halka seslenişte ‘’Orta Asya Birliği’’ fikrini ortaya koymuş ve bu fikir Kazakistan’da ve diğer Türk cumhuriyetlerinde çok tartışılmıştır. Ayrıca Nazarbayev 2030 stratejisine dair mesajında Türkistan’da bütünleşmenin önemine dikkat çekmiştir. Türkistan’daki en güçlü ülke olan Kazakistan’ın gündeminde Türkistan Birliği’nin yer edinmesi umut vericidir. 1991 sonrası Türk cumhuriyetleri bütünleşme fırsatını kaçırmış olsalar da, Türkistan Birliği bu ülkeler için halen geçerli bir alternatiftir. Rusya’nın Gürcistan ve Kırım’da uyguladığı yayılmacı politika ve Çin’in bölgedeki artan etkisi Türkistan ülkelerinin endişesini arttırmaktadır. Bu endişe de ister istemez bölge ülkelerinin birbirlerine yönelmelerini sağlayacaktır. Ayrıca farklı etnik grup, dil ve mezhep unsurlarını barındıran Avrupa, tarihin en büyük entegrasyon projesi olan Avrupa Birliğini gerçekleştirmişken; aynı dil, kültür ve tarih unsurlarına sahip Türkistan’daki Türk devletleri bütünleşme için daha fazla potansiyele sahiptir. Bu potansiyelin açığa çıkması ise Türk devletlerinin olduğu kadar bölge ülkelerinin izleyeceği politikaya ve Avrasya’nın kaderine bağlı olacaktır.

[1] E. Q. Juravskaya Gelişen Dünyada Bölgesel Bütünleşme:Marksist Olmayan Teoriler ve Gerçeklik (ASEAN). – 1990.-s.7.

[2] Leon N. Lindberg, Political Dynamics of European Economic Integration, Standford: Stanford University Press, 1963, s.6.

[3] John Anderson, The International Politics of Central Asia, Oxford, Manchester Uni. Pres, 1997, s.198

[4] Martha Brill Olcott, Central Asia’s New States: Independence, Foreign Policy, and Regional Security, Washington DC: United States Institute of Peace Press, 1997, s.55

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı