Siyonizm’in Hedefi: Büyük İsrail Devleti

HALİL ÇAKMAKTAŞ

Uludağ Üniversitesi, Tarih

Osmanlı’nın son dönemlerine doğru ortaya çıkan Siyonizm, Avusturya-Macar gazetesi Theodor Herzl öncülüğünde yurtsuz Yahudilerin, Tevrat’ta bahsi geçen Vaad Edilmiş Topraklar olan Fırat’tan Nil’e kadar olan bölgede bir vatan kurulmasına destek veren fikri ve siyasi ideolojik harekettir. Theodor Herzl’in başını çektiği Siyonizm, Herzl’in büyük gayretleri sonucu 1897 yılında İsviçre’nin Basel kentinde I. Dünya Siyonist Kongresini yaparak başlatılmıştır. Herzl, yaptığı açılış konuşmasında ‘’Biz Yahudi milletini barındıracak bir evin temelini atmak için buradayız.’’ diyerek Siyonizm’in temel gayesini ortaya koymuştur. O dönemde Yahudilerin vaat edilmiş topraklar adlandırdığı yer olan bölge, Osmanlı’nın himayesi altında olup Siyonizm’in hedefinin önüne engel olan bir isim de Osmanlı tahtında bulunmaktadır: Sultan II. Abdülhamid Han.

II. Abdülhamid’in hafiyelerinden olan Kont Newlinski aracılığıyla mektup gönderen Herzl, Filistin’i satın almak için Sultan’a 5 milyon altın teklif sunar. O dönemin şartlarına ve Herzl’in düşüncesine bakacak olursak Osmanlı’nın içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılı durum nedeniyle Sultan’ın bunu geri çevirmesi mümkün değildi. Gerçekten ciddi ve cömert bir teklife II. Abdülhamid Han şöyle bir cevap verecektir: ‘’ Ona söyle: Bu meselede ikinci bir adım daha atmasın. Ben bir karış dahi olsa toprak satmam. Zira bu vatan bana değil, milletime emanettir. Milletim bu vatanı kanlarıyla mahsuldar kılmışlardır.’’(1) Sultan Abdülhamid’in bu cevabı üzerine Siyonizm hayallerini bir süre ertelemek zorunda kalan Herzl, hiçbir zaman pes etmemiştir. Abdülhamid’in kapısını 3-4 kez daha arşınlayan Siyonizm’in fikir babası, umutlarını biraz daha ertelemek zorunda kalacaktır. Şunu da belirtmek de fayda vardır ki II. Abdülhamid, Herzl ve yandaşlarının farklı yöntem ve usullerle Filistin için adım atacağını tahmin etmiş, bu doğrultuda Yahudilerin Filistin’de toprak satın alıp yerleşmemesi için Filistin’in tapularını kendi üzerine alarak önlem sağlamıştır. Siyonizm’in bu girişimlerine karşı alınan tedbirler, Siyonistlerin çabalarını boşa çıkarmış ve hedeflerini sekteye uğratmıştır. Abdülhamid’in tahta olduğu müddetçe Filistin’e sahip olamayacağını anlayan Siyonist Yahudiler, Sultan’a karşı olan Jön Türkleri maddi olarak desteklemiş ve 1909’da II. Meşrutiyetin ilan edilmesiyle birlikte Sultan Abdülhamid’in tahttan indirilmesini büyük sevinçle karşılamışlardır. Böylece Siyonizm’in gerçekleşmesindeki önemli sorunlardan biri halledilmişti. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Osmanlı’ya egemen olduğu dönemde yapılan göçler neticesinde sistematik bir şekilde Yahudi nüfusu Filistin’de artmıştır. I. Dünya Savaşı patlak vermesi ortamda kargaşa ve boşluk oluştursa da Filistin’e devam eden Yahudi göçü durmamış, yavaşlamıştır ancak savaşın sonunda Osmanlı’nın yenilmesiyle Ortadoğu’da topraklarını çoğunluğunu kaybetmesi, İngiltere’nin o bölgeyi işgal ederek yerleşmesi olayı farklı boyutlara taşımıştır. Siyonistlerin Avrupa ve İngiltere’de devam eden kulis ve lobi faaliyetleri İngiltere’yi Filistin’de bir İsrail Devleti oluşturma çabasına ikna etmiştir. Dönemin İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur Balfour’un 2 Kasım 1917’de yayımladığı Balfour Deklarasyonu ile yurtsuz Yahudilerin Filistin’e göçü ile başlatılan süreç, 14 Mayıs 1948’de İsrail Devleti’nin kurulmasıyla tamamlanmıştır. İsrail Devleti’nin kurulmasında Yahudi yerleşimcilerin Filistin’e yerleşmesinde II. Dünya Savaşı sırasında Naziler tarafından Holokost soykırımı önemli rol oynamıştır. Yahudilerin geçmişten bugüne kendilerini yurtsuz olarak değişik ülkelerde yaşaması ile birlikte bulundukları ülkelerde ötekileştirilmeye yani antisemitizmle karşı karşıya kalmaları onları Filistin’e yöneltmiştir.

Filistin Sorunu Değil, Siyonizm Sorunu

Sorun Siyonizm’dir: onun bertaraf edilmesi, Orta Doğu’ya barışın gelmesinin ön şartıdır. Filistin’e Arap-Yahudi barışının gelmesi buna bağlıdır. (2)

Filistin’de İsrail Devleti’nin kurulmasıyla birlikte Ortadoğu yeni savaşlara gebe olmuş, dengeler üzerine kurulan siyasi hedefler farklı boyutlar ve stratejik önemlere arz olmuştur. İsrail’in kurulmasıyla birlikte 1948 Arap-İsrail Savaşı, 1967 Altı Gün Savaşı, 1973 Yom Kippur Savaşı ile birlikte bunları İlk İntifada, İkinci İntifada, Gazze Savaşı izlemiştir. Tabloya baktığımızda İsrail kurulduğu bugünden yana hep savaşlarla muhatap kalmış ve etrafı düşmanlarla ya da potansiyel düşmanlarla çevrili bir devlet olmuştur. Fakat İsrail, yaptığı bu savaşlardan askeri başarılar elde ederek ya da stratejik çıkarlarına uygun anlaşmalar yaparak ayrılmıştır. Bu tür sonuçlar almasında en önemli saik, Amerika Birleşik Devletleri’nin askeri, siyasi, ekonomik destekleridir. Amerika’nın bu tutumu bugüne değin devam etmiş ve edecektir. Zira Amerika’nın Filistin politikası, ABD’de yönetimindeki etkin Yahudiler ve birçok Yahudi firmasının mali destekleriyle şekillenmiştir. (3) Yahudilerin Amerika’da yürüttüğü lobi faaliyetleri ve ekonomik anlamda Siyonist Yahudilerin Amerikan ekonomisini geçmişten bugüne elinde tutması bunun apaçık delilidir. (4) Bu yüzdendir ki dünya siyasetini yönlendiren ve her ülkenin uluslararası politikasına göre dengeler kuran Pentagon yönetimi, 2012 seçim kampanyasında Barack Obama’nın Amerikan Yahudi Kongresi Başkanı Jack Rosen’in evinde yaptığı toplantıda İsrail’den söz ederken ’’ Hiçbir müttefik İsrail’den daha önemli değildir. Bugüne kadar ki tüm yönetimlerden çok daha fazla İsrail devletinin güvenliği için çalıştık.’’ (5) diyerek İsrail’in ABD için ne kadar önemli olduğunu göstermiştir. İsrail’in Filistin’deki varlığını uluslararası aktörler ve destekler olmadan yürütmesi mümkün değildir. İsrail kurulduğu bugünden yana Avrupa ve ABD’nin gerek uluslararası arenada, gerekse siyasi söylemlerle desteklediği görülmüştür. Ancak burada dikkat edilmesi gereken hususlardan birisi Amerika-İsrail ilişkisidir. Amerika daimi olarak İsrail’in hamisi olduğu gibi desteğini de hiçbir zaman esirgememiştir. Bu ikili ilişkinin temel ana hatları ekonomi ve savunma üzerine kurulmuştur. Yahudilerin ABD’de ekonomisindeki varlığı ve Yahudilerin

ABD’deki yoğun lobi faaliyet çalışmaları, ABD’nin de İsrail’in uluslararası arenada hamisi olması, askeri, siyasi, ticari ve finansal destekleri ile birlikte İsrail’in çıkarlarından yana tutum sergilemesi bu ilişkinin ne düzeyde olduğunu gösterecektir. Bu çerçeveden bakacak olursak Amerikan-İsrail Kamu İşleri Komitesi ( American Israel Public Affairs Committee) kısa adıyla AIPAC, Amerika’nın İsrail’e yaptığı silah yardımlarında çok etkin bir kuruluş olmasının yanı sıra 1985’den itibaren İsrail’e yapılan silah yardımlarının karşılıksız hale gelmesini sağlamıştır. Bir örnek daha verecek olursak Birleşmiş Milletler de İsrail aleyhine alınacak kararların BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi olan ABD engeline takılması bunun bir göstergesidir.

İsrail Devleti, Siyonizm hedefi doğrultusunda kurulmuş bir devlettir. Siyonizm’in ilk hedefi İsrail’i kurmaktı ve kurulmuştur da fakat asıl maksatları Yahudilerin kutsal kitabı olan Tevrat’ta da bahsedilen Vaat Edilmiş Topraklarda Büyük İsrail Devleti’ni kurmaktır. Tevrat’ın Tekvin bölümünde bahsi geçen vaat edilmiş topraklar şöyle geçmektedir: O gün RAB Avram’la antlaşma yaparak ona şöyle dedi: Mısır Irmağı’ndan büyük Fırat Irmağı’na kadar uzanan bu toprakları Ken, Keniz, Kadmon, Hitit, Periz, Refa, Amor, Kenan, Girgaş ve Yevuş topraklarını senin soyuna vereceğim. (6) Ayrıca bugün İsrail Devleti’nin kullanmış olduğu bayrak olan beyaz zemin üzerine mavi iki yatay çizgi ve ortasındaki Yahudi yıldızı olarak da bilinen Davud Kalkanı, vaat edilmiş toprakların sınırları olan Nil ve Fırat’ı temsil ettiği düşünülür.

Sonuç

Günümüzde Ortadoğu’da meydana gelen iç karışıklıkların tam ortasında hedefleri ve idealleri büyük bir devlet vardır. Osmanlı devrinden itibaren Ortadoğu’da devlet kurmanın peşine düşen Siyonistler, çok değil yaklaşık 50 yıl sonra bu devleti kurmayı başarmıştır. Bu başarının gerçekleşmesindeki engeller tek tek ortadan kaldırılarak bugünkü sonuca varılmıştır. Günümüz İsrail Devleti, Siyonizm’in fikir babası Theodor Herzl’in yurtsuz Yahudiler için vatan olmasını istediği Filistin topraklarında kurulan bir devlettir. Bununla birlikte Siyonistlerin asıl hedefi bugün sahip olduğu toprakları sadece savunmak ya da bununla yetinmek değil, Nil’den Fırat’a kadar olan vaat edilmiş topraklarda Büyük İsrail Devleti’ni kurmaktır. 1946 yılından itibaren yerleşim haritasından bugüne doğru gelindiğinde İsrail’in genişleme sürecinin ne büyük ölçüde devam ettiği ve bu isteğin nasıl zamana yayılarak gerçekleştirildiği görülecektir. Bu süreç boyunca İsrail’in en büyük destekçisi olan ABD’yi ve onun desteklerini de unutmamak gerekir. ABD’de yapılanan Yahudi lobisinin faaliyetleri ve yönetim mekanizmasındaki etkinlikleriyle ABD, her zaman İsrail’i desteklemek zorunda kalmıştır. Yahudilerin geçmişten bugüne ötekileştirilmeye tabii tutulması ve  II. Dünya Savaşı’nda soykırıma uğraması, onların dünyada zavallı ve soykırıma maruz kalmış yurtsuz insanlar olarak dünya medyasında yer bularak sempati algısı oluşturulmaya çalışılmıştır. Şunu net bir şekilde anlamamız gerekir: Dünyada hiçbir insanın Nazi Almanya’sının Yahudilere yaptığı soykırımı tasvip etmesi düşünülemez. Bu insanca bir tutum da olamaz. Ancak bugün dünyada ‘’Yahudilere’’ değil, Siyonizm hedefi doğrultusunda hareket ederek katliam yapan İsrail Devleti’ne tepki gösteren halk kitlelerini de antisemitist olmakla itham etmek ve antisemitizmi bu katliamlarda bir kalkan olarak kullanmak, onların işlediği suçların üzerini örtmesini sağlayamayacaktır. Şunu da unutmayalım:

‘’Her Yahudi Siyonist değildir ancak her Yahudi Siyonizm idealini taşımaktadır.’’

Dipnotlar:

1. Mustafa Armağan, Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı, İstanbul: Timaş Yayınları, 2011, s. 159.
2. John Rose, The Myths of Zionism, Pluto Press, London-An Arbor MI:2004, s. 201.
3. Roger Garaudy, İsrail Mitler ve Terör, İstanbul: Pınar Yayınları, 2012, s. 194.
4. Jonathan Silverman, Jewish Dominance Of America- Facts Are Facts, 21.04.2011, www.rense.com/general59/sdom/htm, (ET: 27.07.2014)
5.www.ntvmsnbc.com/id/25301958/, (ET: 25.07.2014)
6. Tekvin 15: 18, 19, 20, 21.