HABERSİYASETSİZDEN GELENLER

En Az Savaş Kadar Tehlikeli: Salgın Hastalıklar

Şebnem Ece EGELİ

Yeditepe Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler 

Biliyoruz ki dünya tarihi, savaşlarla, ölümlerle, yıkım ve kıyımlarla doludur. Toplumlar, tarihin başlangıcından beri hayatta kalmak, büyümek ve güç kazanmak için çeşitli yollara başvurmuşlardır ve bu yolların sonunun her zaman iyi olduğunu söylemek mümkün değildir. Binlerce yıllık dünya tarihinde en az savaşlar kadar yıkıcı başka bir mesele daha vardır: Salgın hastalıklar.

Kara Veba, kolera, cüzzam, sarıhumma, tifo, grip, sıtma, şarbon gibi tarih boyunca hemen hemen tüm coğrafyalarda hüküm sürmüş, sayısız kişinin ölümüne sebep olmuş salgın hastalıklara tarih öncesi çağlarda rastlanıldığında, nedeni ve şifası bilinmediğinden, kişilere musallat olarak onları öldüren kötü ruh olarak adlandırılmışlardı.

1813-1855 yılları arasında yaşamış olan Danimarkalı filozof Søren Kierkegaard “Grip salgınları hep yaşanır, ne olup bittiği sonra anlaşılır” derken bize bir ipucu veriyor. Geçmişte yaşanan salgınların ne sebeple ortaya çıktığı, nasıl seyrettiği, nelere sebep olduğu ve nasıl mücadele edilip nasıl yenildiği konusunda bir fikir sahibi olmak gelecekte ortaya çıkabilecek salgın hastalıklarla nasıl mücadele etmemiz gerektiği konusunda bize ışık tutabiliyor.

Günümüzün salgın hastalığı Ebola ile ilgili yazmadan önce tarihteki büyük salgın hastalıkları kısaca inceleyelim.

14. yüzyılda Çin’de ortaya çıkıp, İpek Yolu’nu izleyerek 1346’da Kırım’a, 1347’de Avrupa’ya, daha sonra Amerika’ya ulaşarak görüldüğü bölgelerde insanların büyük bölümünü hasta edip ölümüne sebep olan Kara Veba salgını tarihteki en büyük salgındır. Toplamına bakıldığında dünya nüfusunun üçte birini yok eden Vebanın yayılmasındaki en büyük etken dünya ticaretinin genişlemesiydi diyebiliriz. Bir teoriye göre Kırım’daki Ceneviz ticaret şehrini kuşatan Moğollar, vebadan ölenlerin cesetlerini mancınık yardımı ile kentin içine atmış ve bu yolla da hastalığı kasıtlı olarak Cenevizlilere bulaştırmışlardır. Asya ile büyük ticaret yürüten Cenevizlilere ait ticaret gemilerinde bulunan mürettebatın tamamının hastalığa yakalanmış halde Sicilya limanına yanaşması ile beraber veba Avrupa’ya taşınmıştır. Ticaret gemilerinde bulunan fareler ve bunların üstünde yaşayan pirelerle taşındığı anlaşılan bu virüs İtalya limanlarına sokulmayan başka bir ticaret gemisinin Marsilya limanına yanaşması ile Fransa’ya da sıçramıştır.

Bu dönemde Avrupa’da hızlı nüfus artışı sebebiyle beslenmede yetersiz kalan halk temizliğe de gereken önemi vermeyince kentleri saran fareler salgının yayılmasını kolaylaştırdı. Hastalığın yayılmasını önlemek amacıyla karantinalar kuruldu ve hastalığa yakalananlar tecrit edilmeye başlandı. Tıbbi imkânların yetersiz olduğu dönemlerde taşıyıcı olduğu görülen vebalılar yakıldı. Zaman içinde benzerlerini incelemenin mümkün olduğu bu salgın hastalıklar İtalya Salgını, Büyük Londra Salgını, Büyük Viyana Salgını ve Büyük Marsilya Salgını olarak tekrarlanmıştır.

Rönesans ile birlikte bilime yönelme başlayınca hastalıklara neden olan mikroplarla ilgili keşifler de artmış, 20. yüzyılda antibiyotiğin keşfi ile birlikte salgınlar önce azalmış sonra da ortadan kalkmıştır.

Günümüzde ise zaman zaman gündeme gelen salgın hastalıklar biyoterörizmin varlığını kanıtlar niteliktedir. Çok eski çağlardan beri insanlığın başına bela olmuş bu salgın hastalıkların bir silah olarak kullanılması 1940’lı yıllardan sonra oldukça sıklaşmıştır.

Örnek vermek gerekirse; 11 Eylül saldırılarından sonra Amerika Birleşik Devletleri’nde paniğe yol açan şarbon saldırıları 5 kişinin ölümüne neden olmuştu. Terör saldırılarından sonra uzmanların şarbon konusunda yaptıkları uyarıların akabinde televizyon spikerleri ve Kongre üyelerine şarbonlu mektuplar gönderilmeye başlandı. Olayın toplumsal paniğe yol açmaması için posta dağıtım merkezlerine mikrop öldürücü aygıtlar alındı ve posta memurları uzun süre antibiyotik kullanmak zorunda kaldı.

Son zamanlarda adını sıkça duyduğumuz Ebola virüsünün de biyolojik silah olarak kullanılma ihtimali üzerinde duruluyor. Ateş, baş ağrısı, ishal, kusma ve mide ağrısı gibi belirtileri bulunan ebola virüsü enfekte hastaların salgısıyla teması halinde bulaşabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktör Yardımcısı Bruce Aylward 2014 başından beri salgında ölenlerin sayısının 5 bini aştığını, vaka sayısının da 14 bine yaklaştığını söyledi ve gelecek yıl bir milyon ebola aşısı üretimini hedeflediklerini açıkladı.

İspanya’nın Güvenlikten Sorumlu Devlet Bakanı Francisco Martinez’in yaptığı bir konuşmasında IŞİD’in ebola virüsünü biyolojik silah olarak kullanabileceğini söylemesi biyoterörizm kavramını gündeme getirdi. Avrupa Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (European Centre for Disease Prevention and Control (ECDC)) kitle imha silahları arasında en tehlikelisi olan biyolojik silah etkenlerini üç ayrı gruba ayırmıştır. A kategorisinde bulunanlar ideal biyolojik silah olarak tanımlanır. Bunlar, yayılması kolay, öldürme oranı yüksek, toplumsal paniğe yol açabilecek türden hastalıklardır. Ebola virüsü ile birlikte çiçek, şarbon ve veba gibi virüsler bu kategoriye dahil edilebilir. B kategorisinde su ve besin yoluyla bulaşan daha az tehlikeli virüsler bulunmaktadır. Salmonella virüsü buna örnektir. C kategorisi ise gelecekte bugünden daha tehlikeli olabilecek virüslerden oluşur.

Kalabalık dünya nüfusu, kıtalararası seyahat ve toplu yaşam alanları virüslerin yayılmasını hem kolaylaştırıp hem de hızlandırdığından her düzeyde salgın hastalıklara karşı bir plan hazırlamak gerekmektedir. Uygulamaya konulan planlar belirli aralıklarla güncellenerek bilimsel gelişmelerden geri kalmamalıdır. İleri teşhis ve tedavi yöntemlerin gelişmekte olduğu çağımızda etkili bir küresel ve ulusal hazırlık salgın hastalıklarla mücadelede hayati önem taşımaktadır.

Bibliyografya

1. AKBULUT, Ural, Veba Salgını Ortaçağ’da Avrupa’yı Yok Edecekti, erişim tarihi: 02.11.2014, http://www.uralakbulut.com.tr/wp-content/uploads/2013/02/veba.pdf

2. ALP, Emine, DOĞANAY, Mehmet, Biyoterörizm, erişim tarihi: 02.11.2014, http://www.yogunbakimdergisi.org/managete/fu_folder/2006-03/html/2006-6-3-135-146.html

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı