‘Soykırım Anlatısı’ ve Tarihsel Hesaplaşma

Prof. Dr. MUHARREM KILIÇ
Akdeniz Üniversitesi, Hukuk

Alman Federal Meclisi 2 Haziran günü 1915 olaylarını ‘soykırım’ olarak tanımlayan bir tasarıya/karara imza atmıştır. Almanya, ‘soykırım anlatısı’ üzerinden Türk milletinin tarihini mahkûm etme bedbahtlığını gösteren 29. ülke olmuştur. Ancak bu kararın, insan soyuna ve bir değer olarak insanlığa yönelik melun yıkımların (holokost) faili olan bir ülke parlamentosunca verilmiş olması manidardır.

Bu karar, insanlık soyuna toplu ve sistematik kıyımlarla kastedenlerin derin çelişkisinin bir göstergesidir. İlgili ülke parlamentolarınca Türkiye aleyhine çıkarılan sözde ‘soykırım’ yasaları kökeninde derin bir tarihî hesaplaşmanın tezahürü olarak ortaya çıkmaktadır. Tarihsel gerçekliği çarpıtmak suretiyle bir milleti mahkûm etmeyi amaçlayan bu kararlar/yasalar, söz konusu hesaplaşmanın tezahürleridir. Aziz milletimiz bütün varoluşsal iddiaları ile bu coğrafyayı kendisine vatan olarak tuttuğu sürece, bu hesaplaşma devam edecek gibi görünüyor.

Türkiye’nin tarihsel gerçeklikle yüzleşmek adına yapmış olduğu bütün çağrılara (ortak tarih komisyonu teşkili) kulak tıkayan soykırım tacirleri, köleleştiren ve sömüren kendi kolonyalist tarihleri ile hesaplaşma cesareti gösteremiyorlar. Bunun da ötesinde bir ‘soykırım anlatısı’ üreterek kendi kırım/yıkım tarihlerini örtbas etmenin yollarını arıyorlar. Yalnızca geçmişte değil, bugünün Müslüman coğrafyalarında yürütülen operasyonların ağır maliyeti olarak tezahür eden insani krizler (tehcirler, göçler, sivil katliamlar vb.) karşısındaki duyarsız tutumları ile de ağır bir sınav veriyorlar. Sözde ‘soykırım’ iddiaları, küresel politik ve ekonomik düzenin oyun kuralları üzerinden bile hesaplaşma cesareti gösteremeyen batı hegemonyasının sınır ihlallerini ifade ediyor.

1948’de Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Engellenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesinde (SSECS) hukuksal tanımı yapılan soykırım, “ulusal, etnik, ırksal ve dinsel bir grubun bütününün ya da bir bölümünün yok edilmesi niyetiyle girişilen bazı eylemleri (grup üyelerini öldürme, hasar verme, yaşam koşullarını kasti olarak bozma, doğumları engelleme, çocukları zorla bir gruptan alıp diğerine verme gibi)” ifade ediyor. Bu tanımsal çerçeveden hareketle medeniyet tarihimiz ve pratiklerimiz değerlendirildiğinde bu türden eylemleri meşrulaştıran bir dünya görüşünün imkânsızlığı görülüyor.

Öyle ki, medeniyet tarihimiz özgün varlık ve değer tasavvuru doğrultusunda şekillenmiş olan normatif kodları hangi din, ırk, etnik grup ya da soydan olursa olsun tekil olarak insanı ve insanlığı varoluşsal anlamda bir değer olarak telakki etmektedir. Toplumsal bir varlık olarak insanın temel belirleyici özelliklerinden birisi çoğulluğudur. Soykırım, ontolojik bir gereklilik olarak tezahür eden bu sosyolojik çoğulluğa yönelmiş bir yıkımı ifade ediyor. Nitekim siyaset bilimci Hannah Arendt’e göre soykırım bizatihi insan çeşitliliğine ve/ya çoğulluğuna yani ‘insan statüsünün belirleyici bir özelliğine yönelik bir saldırıdır’. Bu belirleyici nitelik, temelinde ‘insanlığın ve beşeriyetin’ anlamına karşılık gelmektedir. Aynı zamanda çoğulluk, sosyo-politik varoluşun da temel koşuludur.

Avrupa’nın orta yerini bir insan/değer mezarlığına ve insanlık mezbahasına dönüştüren zihin dünyası, bu çoğulluğa tahammülsüzlüğünü izhar eden ağır yıkımlara imza atmıştır. Bu zihin dünyasının arkeolojisi, kökeninde ötekileştirici, arınmacı, tasfiye ve imha edici niteliğini ele vermektedir. Bunun neticesi olarak örneğin, Nazi Almanya’sında Yahudilere ve Balkan coğrafyasında Müslüman Boşnaklara yönelik etnik ve dinsel temizlik/arınma, imha ve inkar pratikleri ortaya çıkmıştır.

Soykırım Gözlem Örgütü Başkanı (1996) soykırımın, öngörülebilen ve fakat engellenemez olmayan 8 aşamasından söz etmiştir. Bu aşamalar, kendi grubu dışındakilere yönelen ‘sınıflandırma, simgeleme, dehümanizasyon, örgütlenme, kutuplaşma, hazırlık, imha ve inkar’ süreçlerini içermektedir. Bu aşamaları/süreçleri öngörmek ve başkaca insanlık trajedilerine zemin hazırlamamak adına bugün Avrupa merkezli İslamofobik ve zenofobik eylemlerin dikkatle izlenmesi ve gereken tedbirlerin alınması icap etmektedir.

PAYLAŞIN:
Hukuk öğrenimini Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde tamamlayan Prof. Dr. Muharrem KILIÇ 1999 yılında doktora eğitimini tamamlamıştır. Prof. Dr. KILIÇ, 2006 yılında doçentlik unvanını almıştır. 2011 yılında Profesörlük kadrosuna atanan Prof. Dr. Muharrem KILIÇ halen Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi, ‘Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi’ Anabilim Dalında öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Karşılaştırmalı Hukuk, Hukuk Kuramı, Hukuk Metodolojisi ve İnsan Hakları akademik ilgi alanlarını oluşturmaktadır. Sosyal bilimlerin farklı disipliner alanlarına olan akademik ilgisi doğrultusunda çok sayıda bilimsel yayını -kitap ve makaleleri-, ulusal ve uluslararası kongrelerde sunulmuş bildirileri bulunmaktadır. Aynı zamanda Prof. KILIÇ, Türkiye Gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. Prof. Dr. Muharrem KILIÇ 2009-2011 tarihleri arasında Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkan Danışmanlığı görevinde bulunmuştur. 2011-2015 tarihleri arasında Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığı görevini yürüten Prof. KILIÇ, 2012-2014 tarihlerinde Akdeniz Üniversitesi Rektör Yardımcılığı görevinde bulunmuştur. Prof. KILIÇ, 2010 yılından buyana Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku Bölüm başkanlığını yürütmektedir. 2013 yılından bu yana Akdeniz Üniversitesi Ernst Hirsch Hukukun Temellerini Araştırma, Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürlüğü görevini de sürdürmektedir.