İnsan Hakları Ve Demokrasi Tarihinden Bir Örnek: Bosna Hersek

Prof. Dr. H. HALUK ERDEM
Ankara Üniversitesi, Eğitim Felsefesi Anabilim Dalı

14 Ekim 1991 yılında toplanan Bosna Hersek Parlamentosu’nda, daha sonra savaş suçlusu olarak yargılanacak Radovan Karadziç şu sözlerle Aliya İzzetbegoviç’in ülkesini ve halkını tehdit eder: ‘‘Yaptığınız şey doğru değil, bu gittiğiniz yol sizin daha önce Slovenya ve Hırvatistan’ı ittiğiniz ve şimdi de Bosna Hersek’i itmek istediğiniz cehenneme çıkan aynı yoldur. Bosna’yı cehenneme çevireceğiniz ve belki de Müslümanları tamamen yok edeceğinizin farkında değil misiniz? Müslümanlar burada savaş patladığında kendilerini savunamayacaklar.’’ İzzetbegoviç bu tehdit dolu sözlere şu karşılığı verir: ‘‘Karadziç’in verdiği mesajlar, aynı zamanda diğerlerinin de niçin Yugoslavya’da kalmak istemediklerini açığa çıkardı. Karadziç’in istediği Yugoslavya, içinde Sırplardan başka kimsenin olmadığı bir Yugoslavya’dır. Onlar sayesinde herkes, yani Slovenler, Hırvatlar, Makedonlar, Müslümanlar, Macarlar, Avrupa ülkeleri ve dünyanın geri kalanı bu Yugoslavya’dan nefret etmeye başladılar. Çünkü Karadziç’in metodu bütünüyle yanlış. Çünkü o, tek ve takıntılı bir bakış açısına sahip. Umarız Sırplar, kendi demokrasi geleneklerine dönmeyi başarırlar. Çünkü yaptıkları şey, kendileri için prestij kaybıdır. Bizi, yok etmekle tehdit ediyorlar. Ama bilsinler ki Müslümanlar kesinlikle yok olmayacaktır. Bu benim Karadziç’e mesajımdır.’’ Demokrasi geleneğine dönme kararlılığıyla söylenmiş bu sözler karşısında Karadziç, imalı ama soğuk gülümsemesiyle başını çevirir.

Sırbistan İçişleri Bakanı Ilya Garashanin’in 1844 tarihinde kaleme aldığı Sırbistan’ın Ulusal ve Dış Politikası Programı, 1986 yılındaki Belgrad Bilimler Akademisi’nin etnik savaşın ilk kıvılcımını çakan Muhtırası, eski devlet başkanı Slobodan Miloseviç’in yaptığı konuşmalar ve Karadziç’in Parlamento’da söyledikleri Avrupa’nın demokrasiye sırt çevirişinin kilometre taşlarını oluşturmaktadır. Radovan Karadziç’in Kranjina’daki bir Sırp köyünde Kadina Deresi yakınlarında Sırp Ordusunun başkomutanı Ratko Mladiç ile birlikte yaşadığını tüm Avrupa biliyordu, ama ne hikmetse katliamlarından yıllar sonra ancak yakalanabilmiştir. İzzetbegoviç’in tüm uluslararası basına da yansımış Srebrenica Katliamıyla ilgili sözleri unutulmamıştır: ‘‘BM bildiği halde, saldırı öncesinde Müslümanların silahlarını toplamış ve bütün ısrarlara rağmen geri vermemiştir. BM güçleri, Potoçari’deki kampta kendilerine sığınan sivilleri korumamış, aksine Çetniklere teslim etmiştir’’. Silahlı Bir Çatışma Halinde Kültür Mallarının Korunmasına Dair 1954 tarihli La Haye Konferansı Nihai Kararı, 2001 UNESCO Kültürel Çeşitlilik Evrensel Bildirgesi’ne rağmen Mostar Köprüsü başta olmak üzere önemli tarihi ve kültürel yapılar bombalanmıştır.

9 Temmuz 1992 Helsinki’de toplanan AGİT Toplantısı’na katılan İzzetbegoviç Avrupa’nın sırt çevirdiği başta demokrasi geleneğini yeniden hatırlatır: ‘‘Bosna’da savunulmakta olan yalnızca Bosna’nın kendisi değildir. Bosna’da savunulmakta olan Avrupa’dır. Bosna’da Helsinki Nihai Senedi, Paris Şartı ve Avrupa’nın ayakta tutmak için ant içtiği diğer senetler savunulmaktadır. Eğer Bosna kurtarılamazsa, o zaman bu şartların, sözleşmelerin ve senetlerin bir anlamı kalmaz. (…) Biz delice bir umutla sivil ve kozmopolit bir Bosna Hersek vizyonu korumaya çalışıyoruz’’. (İzzetbegoviç, 2011: 148-149). Ailelerin bölündüğü, babanın bir yanda oğlun bir yanda, kocanın savunan tarafta eşinse saldıran tarafta kaldığı, ya da tam tersinin olduğu bir soykırım içinde Müslümanlar acımasızca katledilmektedir.

İspanyol gazeteci-yazar Juan Goytisolo Saraybosna Yazıları (Cuaderno de Sarajevo) adlı kitabında, Saraybosna’nın dilsiz ve sağır Batı ülkelerinden istedikleri insani yardımı alamayınca yaşanan trajediye çarpıcı bir dille aktarır: ‘‘Kimse ecelden kaçamaz, eğer inanıyorsa, İslam dininin geleneğine göre ölüm meleği olan Azrail’in kanatları herkese dokunabilir. Tabut yapmak için tahta bulunmayan bir şehirde…Bir keskin nişancının gözünün tesadüfen sabitleşmesini, bir bomba ya da havan topunun evinin içinde patlamasını engelleyecek hiçbir şey yok. Saraybosna sakinleri bu açık hapishane düzeni içindeki uğursuz çileye bir yıldan fazla bir süredir bütünlüklerini, özsaygılarını bozmadan dayandılar. Ama Washington’un utanç verici uzlaşmasından sonra dirençleri tahammülün ötesinde zorlanınca açlığın ve yavaş yavaş erimenin etkisiyle genel bir ihanet ve terk edilmişlik duygusuna kapıldılar. Birden bire zarların çoktan atıldığını, hiç kimseden bir yardım ummamaları gerektiğini anladılar: ne kendilerini bile korumaktan aciz Unprofor’dan, ne hava sahasını açık tutmak gibi anlamsız ve hayali bir görevle kentin üzerinde gökyüzündeki Amerikan uçaklarından’’. (Goytisolo, 1996: 17).

Çok kültürlü, çok dinli ve çok uluslu bir karışım olan Saraybosna’da Katolik ve Ortodoks kiliseleri, cami ve sinagog yan yanadır. Müslüman Türklerin tarih boyunca hiçbir zaman farklılıkları içinde barındıran böylesine bir kaynaşmadan problemleri olmamıştır. Aliya İzzetbegoviç’in de istediği tüm bu farklılıkları içinde barındıran demokratik bir Bosna Hersek Cumhuriyeti’dir: ‘‘Bosna Cumhuriyetine gelince, elbette bu, çoğunlukta olan bir Müslüman nüfusu barındıracak, fakat bir İslami Cumhuriyet olmayacaktır. Tek şansı, Bosna Hersek’e demokratik Cumhuriyet’in yeniden yerleşmesidir. Bosna Cumhuriyeti demokratik bir devlet olacak, sık sık vurguladığımız gibi orada hiç kimse dini, milliyeti veya politik görüşü sebebiyle sürgüne gönderilmeyecek. İşte bu devletin temel yasasıdır. Biz Avrupadan harekete geçmesini istiyoruz, fakat Milesoviç hiçbir şey yapmasını istemiyor’’. (İzzetbegoviç, 2015: 61). Avrupa’nın Bosna için bir şey yapmamasının temel iki nedeni olabileceği anlaşılmaktadır: Birisi, aslında çok kültürlü bir toplum olan Bosna’nın korunması ideali yerine, milliyetçi duygularla beslenen ve yalnızca Sırpların yaşadığı bir coğrafya istenmesi, diğeri ise İslam’a yanlış ve önyargılı bakış açısıdır. İslam’a yanlış ve önyargılı bakış açısı bugün de süren bir problem olarak dünyamızda yerini almaktadır. Bu noktada Avrupa insanının İzzetbegoviç’in kitaplarını okuması gerekliliği ortaya çıkmaktadır. ‘‘İslamcı tehdit’’ adı altında İzzetbegoviç’in Batı uygarlığından kopmak istediği gibi bir yalan makinesi Avrupa’da dolanmış ve Miloseviç tarafından kendi hesaplarını yaptığı çıkar odaklarına servis edilmiştir. Batı düşünce tarihini çok iyi bilen bir düşünür devlet adamı olarak İzzetbegoviç’e atfedilen olumsuz yargıların dayanağı ve temeli yoktur.

Aliya İzzetbegoviç’in eserlerinin yeniden okunması, insan hakları ve demokrasi tarihinde Batı’nın gerçeğini gözler önüne serecektir. Bugün Suriye’de yaşananlara Batı’nın seyirci kalması ve mültecilere Avrupa kapılarının kapatılması bu gerçeğin sürdüğüne işaret etmektedir. Türkiye yaklaşık üç milyon insana kapısını açarak tüm dünyaya insanlık dersi vermiş ve demokrasinin sözde olmadığını göstermiştir.

Kaynakça

Goytisolo, Juan, Saraybosna Yazıları, (çev: Ayşen Gür), Nisan Yayınları, İstanbul, 1996.

İzzetbegoviç, Aliya, Tarihe Tanıklığım (çev: Alev Erkilet-Ahmet Demirhan-Hanife Öz), Klasik Yayınları, Altıncı Basım, İstanbul 2011.

İzzetbegoviç, Aliya, Konuşmalar, (çev: Fatmanur Altun ve Rıfat Ahmetoğlu), Klasik Yayınlar, İstanbul, 2015.