Barış İçin Enerji

Prof. Dr. Çağrı Erhan

İstanbul’da yapılan Dünya Enerji Kongresi, bölgemizin enerji politikaları açısından “dönüm noktası” olarak nitelendirilebilecek önemli gelişmelere sahne oldu. Her şeyden önce, Türkiye ile Rusya Federasyonu arasında Türk Akımı projesi için imzalanan anlaşma bu devasa girişim konusunda iki tarafın da kararlılığını teyit eder nitelikteydi.

Türkiye’nin hem kendi iç ihtiyacının bir bölümünü karşılayacak hem de Avrupa’ya enerji sevkiyatı için vazgeçilmez bir nakil yolu olmasını temin edecek bu proje için yakın gelecekte de somut adımların atılacağına ilişkin ümitler arttı.

Diğer yandan, Türkiye’nin başta nükleer enerji olmak üzere, hidrokarbon kaynakları dışındaki enerji kaynaklarından yararlanmak için ne kadar bütüncül bir strateji üzerinde hassasiyetle çalıştığını da bir kez daha gözleme fırsatı bulduk.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın, enerji kaynaklarını çeşitlendirmek, evde ve sanayide kullanılacak ucuz ve sürdürülebilir enerji temin edebilmek için Avrasya’dan, Kuzey Afrika’ya, Latin Amerika’dan Orta Doğu’ya uzanan çok geniş bir coğrafyada yürüttüğü çabaların meyvelerinin alınmaya başlamasından mutluluk duyduk.

Yaşam kalitesini önceleyen, ekosisteme duyarlı, çevreyi kirletmeyen enerji politikalarında Türkiye’nin sergilediği öncü rol, Dünya Enerji Kongresi’ne katılan delegelerin büyük bölümü tarafından takdirle karşılandı.

Kongre’nin dikkat çeken bir yönü de, enerji güvenliğinin artık birkaç devleti değil, tüm dünyayı ilgilendiren hayati bir konu olduğunun defalarca vurgulanmasıydı. Bu gerçekten hareketle, enerji rezervlerini kontrol ederek uluslararası sisteme hâkim olmaya çalışan birkaç büyük devletin politikalarının süratle taraftar kaybetmekte olduğu da belki de ilk defa bu kadar net ortaya çıktı.

Türkiye açısından bu toplantıyı önemli kılan hususlardan biri de, Doğu Akdeniz Enerji rezervleri hakkındaki -bir süredir zorunlu olarak askıya alınmış olan- projelerin de tekrar dillendirilmeye başlamasıydı.

Kongre’nin açılışında konuşan KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Rumlarla yürütülen görüşmelerin iki kesimli bir federasyon modeliyle sonuçlanması hâlinde, Kıbrıs’ın Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının AB’ye aktarılmasında kilit rol oynayabileceğini dile getirdi. Akıncı’nın ifade ettiği şekliyle doğalgazın Kıbrıs’tan boru hattıyla Türkiye’ye oradan da Avrupa’ya aktarılması en uygun seçenek olarak masada durmaktadır.

Diplomatik Muhakeme köşesinde 14.12.2014 tarihinde yayınlanan “Doğu Akdeniz Enerji Rezervleri Nasıl Fırsata Dönüşebilir?” başlıklı yazımda ifade ettiğim iki hususu tekrarda fayda görüyorum:

“Kıbrıs’ta taraflar arasındaki müzakerelerin yeniden başlaması ve evvelce ulaşılan mutabakat noktalarının gerisine düşülmeden, nihai çözüm için şartların olgunlaştırılması” Doğu Akdeniz enerji rezervlerinin fırsata dönüştürülmesine imkân sağlayabilir. “GKRY, doğalgazın Avrupa’ya ulaştırılmasındaki en ucuz ve kolay yolun Türkiye güzergâhı olduğunu pekâlâ biliyor. GKRY’nin bazı çekinceleri ancak Yunanistan ve AB’nin güçlü ülkelerinin baskısıyla hafifletilebilir. Bunun için de Türkiye, AB ülkelerine ve Yunanistan’a elde edilecek sonucun tüm taraflar için son derece faydalı olacağını bıkmadan anlatmaya devam etmeli.”

“Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin, en azından doğalgazın taşınması konusunda bir iş birliğini içerebilecek şekilde yumuşaması” da önemlidir. (…) “İsrail’in Doğu Akdeniz’de bulduğu doğalgazı dışarıya satabilmesi için de en uygun seçenek Türkiye güzergâhıdır. Türkiye bu noktada ‘kilit’ ülke hâline gelmesinin verdiği avantajı kullanarak, Gazze açıklarında bulunan gazdan Filistinlilerin de haklarını almasını sağlayabilir.”

İki yılın ardından gelinen noktada hem Kıbrıs’ta yeniden bir anlaşma umudunun doğduğunu hem de Türkiye ile İsrail arasındaki buzların erimeye başladığını görüyoruz. İsrail enerji bakanı, altı yıl aradan sonra Türkiye’ye ilk resmî ziyareti gerçekleştiriyor.

Bu iki olumlu gelişmeye Türkiye-Rusya ilişkilerinin yeniden ivme kazanmaya başlamasını da ekleyince, iki yıl önceki yazımdaki önerimi tekrarlamakta fayda görüyorum:

Türkiye artık süratle “Doğu Akdeniz Enerji Birliği” teklifini olgunlaştırmalıdır. “Barış için enerji” konsepti Türkiye’nin 21. yüzyıl uluslararası siyasetine en büyük katkılarından biri olacaktır.

PAYLAŞIN:
Şu anda Kemerburgaz Üniversitesi Rektörü olan Çağrı Erhan, 1993’te Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Aynı üniversitede, 1996’da uluslararası ilişkiler yüksek lisansını, “Türk-Amerikan İlişkilerinde Afyon Sorunu” başlıklı tezi savunarak tamamladı. 2000 yılında da, “Osmanlı-Amerikan Siyasi İlişkileri” başlıklı teziyle, Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümünde doktor unvanını aldı. 2003’te siyasi tarih doçenti oldu. 2009 yılnda profesör oldu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler ve Hukuk Fakülteleri ile TOBB ETÜ’de, “Osmanlı Diplomasi Tarihi”, “Türk-Amerikan İlişkileri”, “Siyasi Tarih”, “Uygarlık Tarihi”, “NATO” ve “Amerikan Diplomasi Tarihi” derslerini vermektedir. 2002′den itibaren, Stratejik Araştırma ve Etüd Merkezi (SAREM) Yürütme Kurulu, Stratejik Araştırmalar Merkezi (SAM) Yayın Kurulu, Türk Askeri Tarih Komisyonu Yürütme Kurulu, Tarih Yazıcılığı’nın Avrupa Boyutu Projesi Ulusal Komitesi, Avrupa Konseyi Tarih Eğitimi Projesi Yönetim Kurulu, Uluslararası Siyasi ve Ekonomik İlişkiler Merkezi Merkez Kurulu üyeliklerinde bulunan Çağrı Erhan, Uluslararası İlişkiler Dergisi ve Ankara Avrupa Çalışmaları dergilerinin kurucu editörlerindendir. Çağrı Erhan, Ekim 2000-Kasım 2003 arasında Ankara Üniversitesi Avrupa Toplulukları Araştırma ve Uygulama Merkezi müdür yardımcılığı görevini yapmıştır. Aralık 2005′te aynı merkeze müdür olarak atanmıştır. Şubat-Kasım 2008′de Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkan Yardımcılığı görevini yürütmüştür. Ocak 2009′da profesör olmuştur. Halen Mülkiye’de Ortadoğu, Osmanlı Diplomasi Tarihi, ABD Dış Politikası, NATO ve TOBB ETÜ’de Siyasi Tarih dersleri vermektedir.