Yeni Anayasa Umudu

Prof. Dr. MUHARREM KILIÇ
Akdeniz Üniversitesi, Hukuk

15 Temmuz kalkışması sonrasında üç partinin (AK Parti, CHP ve MHP) müşterek zeminde siyasi konsolidasyonu, uzun yıllar boyunca oluşan yeni Anayasal düzen arayışı için bir umut kapısı olmuştur. 7 Ağustos’ta Yenikapı’da tecessüm eden birlik-beraberlik ruhu, ülke gündeminde bu umudun pekişmesine katkı sağlamıştır.

Her ne kadar süreç içerisinde Yenikapı sözleşmesine gölge düşüren politik manevralara tanıklık etmiş olsak da, milletin huzurunda gerçekleşen bu ahitleşme kendisini politik bir üst gerçeklik olarak siyasal alana taşımıştır. Bu ruha aykırılık teşkil edecek olan politik tutum ve duruşlar, milletimizin nezdinde vicdan mahkûmiyetine yol açacaktır.

Söz konusu millî misak kendisini bir Anayasal gerçeklik olarak siyaset arenasının asli gündemine taşımış durumdadır. Artık, bu asli gündemin göz ardı edilmesi, ıskalanması, savsaklanması veya ihmal edilmesi mümkün değildir. Siyasi müzakere zeminini kategorik karşıtlıklar üzerinden kilitleyen politik tutumlar millet nezdinde mahkûm olacaktır.

Ağır bir devlet krizine ve toplumsal travmaya yol açan 15 Temmuz kalkışması sonrasında ortaya çıkan direnişçi sivil irade, devletin yeniden yapılandırılmasını mümkün kılacak bir normatif düzen inşasını da ilham ve/ya icbar etmektedir.

Kuşkusuz söz konusu normatif hiyerarşik düzenin üst metnini ifade eden Anayasaların maddi kaynağını millet iradesinin biçimlendirici ruhu oluşturmaktadır. Bu ruh, 1982 Anayasasının yürürlüğe girdiği günden bu yana sürdürülen kamusal tartışmalarla kendisini ortaya koymuştur.

Öngörülen anayasal düzenin normatif kurgusunda yer bulan kayıtlayıcı aygıtları, millet ile kamusal erk/devlet arasında bir vesayet duvarı inşa etmiştir.

Bu vesayet düzeni, seçilmiş ve atanmış seçkinlerin oluşturduğu adı konulmamış bir sınıf otoritesi var etmiştir. Elitist sosyo-politik ve sosyo-kültürel kodlar üzerinden siyasal alanı ve siyasileri işlevsizleştiren/değersizleştiren bir otorite ortaya çıkmıştır.

Bu arkaik otoriteryan sistemin dışa kapalı tasfiyeci yapısı, FETÖ gibi hastalıklı atipik kolektivist yapıları beslemiştir. Bu sakim bünye, millet ile devlet arasında oluşturulan sınır hattından sızarak kendisine paralel bir otorite inşa etmiştir.

Yüzyıllara bedel uzun bir gecenin ardından yaşanan bütün bu travmatik süreç, politik bir arınma ve aynı zamanda normatif yeniden yapılanmanın miladı olarak görülmelidir. Bu noktada millet iradesine ket vuran askerî darbenin tahripkâr tarihinin gölgesinde kurulan anayasal düzenin revizyonuna değil, yeni bir inşaya ihtiyacımız bulunmaktadır.

Yaklaşık 40 yıllık süreçte sakatlanmış meşruiyet zemini ile karşımızda duran 1982 Anayasasının Ülkemizi yirmi birinci yüzyıl gerçekliğine taşımasının imkânsızlığı ortadadır.

Bu doğrultuda geçtiğimiz gün Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından hazırlanmış olan yeni Anayasa taslak metninin Milliyetçi Hareket Partisine iletilmesi ile yeni bir umut kapısı doğmuştur. Bu sürecin rasyonel siyasi iletişim yöntemleri ile üç partinin müşterekliğinde ya da mümkün olabilen en çok katılımlı bir zeminde yürütülebilmesi anlamlı olacaktır.

Ancak her hâlükârda yasama süreci sonrasında ortaya çıkacak olan Anayasal metnin milletimizin takdirine/onayına (referanduma) sunulması öncelikle toplumsal meşruiyetin temini açısından önem arz etmektedir.

İkinci olarak, referandum yoluyla sosyo-politik meşruiyet talebine açılacak olan metin, siyasi partilerin politik duruş ve tutumları açısından da denetleyici bir gösterge olacaktır.

2007 yılında mevcut anayasanın 101. maddesinde gerçekleştirilen değişiklikle Cumhurbaşkanının halkoyu ile seçilmesi durumu, anayasal düzenin devlet örgütüne ilişkin norm sistematiğini fiilen de değişime uğratmıştır.

Dolayısıyla, mevcut/fiili yönetim sisteminin kendisini inşa edilecek yeni anayasal düzen içerisinde var etmesi icap etmektedir.

Bir diğer nokta, siyasal alanda tektonik bir hareketlenmeye yol açan 15 Temmuz hadisesi yepyeni bir sosyo-politik gerçeklik olarak kendisini vaz etmiştir.

Bu fiili gerçeklik doğrultusunda temel hak ve özgürlüklerden devlet örgütlenmesine kadar siyasal alanın kendisini yeniden keşfetmesi adına uygun bir normatif yapılanmaya ihtiyaç bulunmaktadır.

PAYLAŞIN:
Hukuk öğrenimini Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde tamamlayan Prof. Dr. Muharrem KILIÇ 1999 yılında doktora eğitimini tamamlamıştır. Prof. Dr. KILIÇ, 2006 yılında doçentlik unvanını almıştır. 2011 yılında Profesörlük kadrosuna atanan Prof. Dr. Muharrem KILIÇ halen Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi, ‘Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi’ Anabilim Dalında öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Karşılaştırmalı Hukuk, Hukuk Kuramı, Hukuk Metodolojisi ve İnsan Hakları akademik ilgi alanlarını oluşturmaktadır. Sosyal bilimlerin farklı disipliner alanlarına olan akademik ilgisi doğrultusunda çok sayıda bilimsel yayını -kitap ve makaleleri-, ulusal ve uluslararası kongrelerde sunulmuş bildirileri bulunmaktadır. Aynı zamanda Prof. KILIÇ, Türkiye Gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. Prof. Dr. Muharrem KILIÇ 2009-2011 tarihleri arasında Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkan Danışmanlığı görevinde bulunmuştur. 2011-2015 tarihleri arasında Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığı görevini yürüten Prof. KILIÇ, 2012-2014 tarihlerinde Akdeniz Üniversitesi Rektör Yardımcılığı görevinde bulunmuştur. Prof. KILIÇ, 2010 yılından buyana Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku Bölüm başkanlığını yürütmektedir. 2013 yılından bu yana Akdeniz Üniversitesi Ernst Hirsch Hukukun Temellerini Araştırma, Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürlüğü görevini de sürdürmektedir.