Şehirden Kente Geçişte Kıbleyi Bulmak

HÜMEYRA ŞAHİN
University of London, The School of Oriental and African Studies

Gökdelenlerle kuşatılan kentlerde eğlence kültürleri de değişip dönüşüyor. Artık, kentlerde eğlence mekânları ‘Hayatı çok sevme yeri’, ‘Hayata yepyeni bir tat’ gibi sloganlarla inşa ediliyor. Daha çok orta sınıfa hitap eden bu mekânların temel özelliği, restoran ve kafelerin, butik hobi dükkânlarının, sinemanın, su ve ışık gösterisi gibi enstantanelerin bulunması. Artık AVM’lerin her şey bir arada konseptinden de ayrılan bu yeme-içme merkezleri, ‘boş zaman’ı örgütlemenin ve hedonizmin yeni mabetleri olarak çoğalıyor.

Kapitalizm, insana bir ömür boyu yetecek gardıroptan, her gün bir yenisi çıkan teknolojik enkazdan sonra şimdi de yarattığı yeni yeme-içme kültürü ile sofralarımızı bu kamusal mekânlara taşımaya zorluyor. Onlarca çeşitten oluşan kahvaltı mönüleri, envai çeşit kahvesi, waffle’ı, fondüsü, beş çayı, akşam güneş batmaya yakın mükellef akşam menüleri, meyve tabakları ile döngüsel bir yeme-içme girdabına sevk ediyor insanları. Artık ocak tütmeyen evler, insanların üst üste yaşadığı yaşam kutucuklarına dönüşüyor.

Bu eğlence mekânları, sıkışık masaları, sohbetleri bastıran yüksek volümlü müzikleri, nargile dumanlarına karışan insan siluetleriyle, iletişimi, diyaloğu, beslenmeyi içeriksizleştiren bir eğlence kültürü dayatıyor. Bunca ışıltının, bunca aydınlığın altında hakikate karşı körlüğü besleyen bir kültür doğuyor.

İnsanoğlunun, denizi, havayı, toprağı endüstri atıklarıyla kirlettiği bir dünyada, haz odaklı bu mutluluk felsefesi, yalnızca ‘carpe diem’, yani ‘anı yaşa’ telkininde bulunuyor.

İnsan ve tabiat ahenginin bozulduğu kentlerde, insanı tefekküre sevk eden, sadeliğe bağlı güzellik anlayışı tamamen ortadan kalkıyor. Kaostan ve karmaşadan beslenen yeni estetik anlayışlar doğuyor.

Nasıl ki, sahil sarayları, yalıları, köşkleri, kayıkları, bahçeleri, havuzları, çeşme ve sebilleri, cami, mescit, tekke ve türbeleri, bentleri, han ve hamamlarıyla Boğaziçi, kendi ikliminden neşet eden bir görgü, şive, eda ve üslup var ediyorsa, gökdelenlerin arasındaki bu mekânlar da kendi davranış kodlarını yaratıyor. Şarap mahzenleri ile yeni nesil mescitlerin aynı çatı altında olduğu bu liberal mekânlar, hazzı seven herkesi bağrına basıyor.

‘Hayatı çok sevme yerleri’nde kahve içmek mi? Yoksa Boğaziçi’nde mütevazı bir deniz kenarı kahvesinde kahve yudumlamak mı? Bu iki soru, biri diğerinin alternatifi olamayacak kadar birbirini itiyor.

Velhasıl, postmodern dünyada kıbleyi bulmak zor…

Bu vesileyle, Cambridge Üniversitesi hocalarından Tim Winter (Abdulhakim Murad)’ın ‘Postmodern Dünyada Kıbleyi Bulmak’ kitabını önermiş olalım. Kitap, modern dünyanın sahte kurtuluş reçetelerini ve sadeliğin, saf güzelliğe ulaşma noktasında değerini çeşitli açılardan irdeliyor.

 

PAYLAŞIN:
Cumhurbaşkanlığı Danışmanı ve Akşam Gazetesi yazarı H. Hümeyra Şahin, 1998 yılında İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü”nden mezun oldu. 2001 yılında Marmara Üniversitesi Tarih Bölümü”nde ”Osmanlı Modernleşmesi” konulu yüksek lisans tezini hazırladı. 2007-2008 yılları arasında University of London, SOAS”ta eğitim amaçlı bir programa katıldı. Çeşitli uluslararası projelerde yer aldı. Dünya Tarihi, Şehir Tarihi, Kültür Tarihçiliği gibi konularda seminerler verdi. Çeşitli yayın organlarında deneme ve hikayeleri yayınlandı. Şahin, halen akademik referanslı çalışmalar yapan bir sivil toplum kuruluşunun başkanlığını yapıyor, aynı zamanda doktora çalışmalarını sürdürüyor.