Avrupa Parlamentosu Hata Yapmakta Israrlı

OZAN CEYHUN
Avrupa Parlamentosu 4. ve 5. Dönem Milletvekili

Avrupa Parlamentosu hata üstüne hata yapmakta ısrarlı

Bu hafta Avrupa Parlamentosu’nun Strazburg oturumu bir kez daha Türkiye’ye yönelik çirkin konuşmaların yapıldığı ve belki de hiç bir bağlayıcılığı olmayan ve de AB üyesi hükümetler tarafından da tasvip edilmeyen bir kararın kabul edildiği sayısız “Türkiye’ye yönelik hatalar” listesine bir tanesinin daha eklendiği bir oturum olacak.

Maalesef Avrupa Parlamentosu Türkiye’ye yönelik “düşmanlığın” sergilendiği bir kurum olmaya devam edecek.

Geçtiğimiz hafta Brüksel’de Türkiye üzerine yine çok ama maalesef “boş” konuşulduğuna tanık olduk. AP’deki farklı siyasi gruplar ve bir grup milletvekili her zaman olduğu gibi ya “Türkiye’yi hiç bir zaman AB üyesi olarak görmek istemediklerinden” ya da PKK ve Fettullah Gülenci FETÖ terör örgütü temsilcilerinin yalanlarına kanacak kadar “Türkiye’ye yabancı kaldıklarından” hatta “saflıklarından” bir kez daha Türkiye’ye karşı bir kararı çıkarmak için seferber oldular.

Türkiye’yi AB üyesi olarak hiç bir zaman görmek istemeyenler Türkiye’ye yönelik olarak her zamanki “Türkiye hiç bir zaman AB üyesi olmamalı” tezlerine dört elle sarılarak bir kez daha Strazburg’ta “Türkiye’ye sert bir mesaj verilmesini” talep ettiler. Bu şekilde düşünenlerin niyeti açık. Bu tip kararlarla Türkiye’nin AB’de istenmediği algısını güçlendirmek ve AB kamuoyunu bu yönde etkilemek. AB kamuoyu içinde Türkiye karşıtlığını kışkırtarak kendi “Türkiye düşmanlıklarına” desteği arttırmak.

PKK ve FETÖ terör örgütlerinin temsilcileri ile “Türkiye düşmanlığı hedefinde birleşen” bazı AP milletvekilleri ve “Türkiye düşmanı olmasalar da” PKK ve FETÖ terör örgütlerinin temsilcilerinin ya da destekçilerinin etkisinde kalan AP milletvekilleri bu hafta Strazburg’ta “Türkiye ile müzakerelerin durdurulması” gibi saçma talepler için parlamento çoğunluğu arayışı içine girseler de en azından bu tip saçmalıkların farkında olan milletvekillerinin desteğini sağlama şansına kesinlikle sahip değiller.

Ancak AP’de Türkiye’ye yönelik olarak ciddi, ciddi “Türkiye ile müzakereleri durdurmayalım da sadece donduralım”, “Türkiye’ye yönelik olarak aday ülkelere verilen maddi yardım desteğini keselim” ve “Türkiye’ye ekonomik yaptırım uygulayalım” gibi reel politikaya tamamen ters düşen gayri ciddi tartışmaların yapılıyor olması bile aslında AP’nin politika adına ne derece ciddiye alınmayacak konuşmaların yapıldığı bir platform haline gelmiş olduğunun üzücü bir kanıtı. AB’nin göz bebeği olması gereken sözde bu en düzeydeki demokratik temsilin gündeme geldiği kurumun “düzeyi” gerçekten çok düşündürücü.

Bir kez daha AB genelinde seçmenlerin her beş yılda bir yapılan AP seçimlerine niçin ilgi göstermediklerini ve seçime katlımın tüm diğer seçimlerle kıyaslandığında çok düşük olduğunu anlamak isteyenlere AP’nin Türkiye’ye yönelik kararlarını ve Türkiye üzerine gündeme gelen oturumlardaki konuşmaları incelemerini tavsiye ederim. O zaman AB ülkelerindeki seçmenleri çok iyi anlayabilirler.

Bu hafta Strazburg oturumunu “Türkiye aleyhine sadece çok sert konuşmaların yapıldığı ve kendilerince mesaj verildiği bir oturum mu”, yoksa “aynı zamanda gerçek dışı taleplerinde içinde yer aldığı bir Türkiye karşıtı kararının da çıkarıldığı” bir oturum mu olması üzerine farklı görüşler gündeme gelen AP’de keşke muhterem milletvekilleri bu enerjilerini daha hayırlı işler için harcamayı becerebilseydiler.

AB genelinde kış geldi ve hem AB’de hem de AB sınırlarında sığınmacılar yaşam kavgası veriyor. AB üyesi bir çok ülkede ekonomik sorunlar had safhada. Fakirlik artıyor. Emekliler aldıkları azıcık maaşlarla geçinemiyorlar. İşsizlik nedeniyle bir çok insanın geleceğe yönelik umudu kalmamış durumda. Bir çok AB üyesi ülkede gençlere gelecek sunulamamasından dolayı sorunlar artmakta. Irkçılık tüm ortamları ustaca değerlendirerek gücüne güç katıyor.Irkçı partiler artık ulusal meclislerin sürekli seçilen partileri haline geldiler. Bu sorunlar sadece AB’nin ve AB üyesi ülkelerin sorunlarının sadece bir kaçı. Sorunlar listesi çok uzun.

AP milletvekilleri onları seçen az sayıda seçmen tarafından da olsa AB’de yaşamakta olan insanların sorunlarına yönelik çareler aramak üzere seçildiler.

AB iç politikasına yönelik hiç bir dyeceği olmayan, AB’nin sahip olduğu sorunlara yönelik çok pasif konumda kalan ve bu nedenle AB kamuoyu için büyük bit hayal kırıklığından öte bir konumu olmayan AP’de “dostlar alış verişte görsün” tarzı faaliyetler kapsamında Türkiye’ye yönelik yanlış politikasını sürdürmekte.

Bazı AP milletvekillerini aslında çok iyi anlıyorum. Kendi seçim bölgelerinde be ülkelerinde ya hiç tanınmıyorlar ya da tanınsalar bile ulusal düzeydeki milletvekillerinin gölgesinde pek fazla dikkate alınmıyorlar.

Örneğin AP Başkanı Martin Schulz bile eğer haftada bir kez “Türkiye’ye karşı ve de özellikle Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında” üç, beş olumsuz açıklama yapmazsa kendi ülkesinin medyasında istediği kadar yer alamamakta.

Bu nedenle AP’e bu kadar çok “Türkiye karşıtlığının dile getirilmesine” ve “Recep Tayyip Erdoğan” isminin çok fazla konuşmanın ana konusu olmasına şaşırmıyorum. Bir çok AP milletvekili bu şekilde “ben de buradayım” şeklinde kendini gösterme olanağı buluyor. Yazık. Bu şekilde “biz de bir şeyler yapmaktayız” mesajı vermeye çalışılarak seçmenler kandırılmakta. Oysa bu şekilde ne AB iç politikası alanında yararlı bir politika yapılmadığı gibi aynı zamanda AB’nin çıkarlarına da zarar veriliyor. AB vatandaşlarının vergileri böylesine “küçük hesaplar” için “çar çur” ediliyor.

Aslında AP milletvekilleri Türkiye konusunda gerçekten AB’nin çıkarları doğrultusunda bir şeyler yapmak istiyorlarsa örneğin Alman AP milletvekilleri kendi Dışişleri Bakanları Frank Walter Steinmeier ile konuşabilirler. Alman Dışişleri Bakanı geçtiğimiz Salı günü Türkiye’deydi. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Başbakan Binali Yıldırım ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmeler yaptı. FETÖ terör örgütü tarafından bombalanan meclisi ziyaret etti. Cumhurbaşkanı ile gerçekleştirdiği görüşmeye katılan bir şahıs olarak kendisinin Türkiye’ye olan bakışının bugün çok daha gerçekci olduğuna inanıyorum. AP’deki saçma sapan talepleri desteklemeden önce Almanya’nı gelecek yıldan itibaren Cumhurbaşkanı olacak Steinmeier’i dinlemek yanlış olmazdı.

Aynı şekilde iyi niyetli tüm AP milletvekilleri AP Komisyonu Başkan Yardımcısı Frans Timmermanns ile FETÖ terör örgütü hakkında bir sohbet gerçekleştirseler belki Türkiye’yi daha iyi anlayabilirlerdi.

Ancak eğer gerçekten AB’nin çıkarları onları ilgilendiriyorsa! Benim bu konuda büyük şüphem var. Bu hafta bir kez daha AP’nin AB’nin çıkarları söz konusu olduğunda ne büyük hatalar yaptığını göreceğimize dair endişeliyim.

PAYLAŞIN:
Türk kökenli Alman politikacı Ozan Ceyhun, Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD)’den 4. ve 5. Dönem Avrupa Parlamentosu Milletvekilliği yaptı. SPD parti sözcülüğü ve Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girme sürecinde delegelik yaptı. Halen Almanya ve Brüksel’de partisi adına çalışmalar yürütmekte. Ayrıca AB İçişleri ve Adalet Politikaları alanında danışman olarak hizmet etmekte. 1979’de Boğaziçi Lisesi’nden mezun olan Ozan Ceyhun, İstanbul’da büyüdü. Hacettepe Üniversitesi’nde Alman Dili ve Edebiyatı okurken cunta nedeniyle okuldan ayrıldı. 1980 darbesinde Avusturya’ya 1982 yılında ise Almanya’ya gitti. Almanya’da sosyal pedagog olarak eğitimini tamamladı. 1986 yılında Alman Yeşiller Partisi’ne üye oldu ve aktif çalışmalarda bulundu. Ağırlık noktası Almanya’da yabancılar ve mültecilerin durumları idi. 1992 ve 1998 yılları arasında Hessen Sosyal Bakanlığı’nda çalıştı. 1998 ile 2000 yılları arasında Yeşilller Partisi Almanya (Die Grünen) adına Avrupa Parlamentosu’nda görev aldı. Bu görevi 2000 yılında SPD’ye geçtikten sonra da 2004 yılına kadar devam etti.