Akademik Yazın Tecrübesi Üzerine Düşünmek

Prof. Dr. MUHARREM KILIÇ
Akdeniz Üniversitesi, Hukuk

Akademik yazın türü, diğer türler ve deneyimlerden farklı biçimde kendine özgü bir yazınsal disipline, yapıya ve üsluba sahiptir. Kuşkusuz bu yazınsal disiplin ve üslup, akademik camiaya özgülenebilecek bir düşünüş tarzı ve disiplinin ürünü olarak ortaya çıkmaktadır. Bu, akademi camiasının yalnızca kurumsal değil, aynı zamanda inşâî öznesi olan akademisyenleri maddi ve şekli unsurları açısından biçimlendirilmiş bir fikrî mesaiye yöneltmektedir. Bu yönelişin, akademisyeni kimi zaman gönüllü, kimi zaman da gönülsüz ve/ya zorunlu bir sorumluluğa mahkûm ettiği ifade edilebilir. Akademik yazınsal deneyimin şeklî unsurlarına ilişkin tartışmayı paranteze alarak, akademik metin inşasının mahiyeti sorgulanmalıdır.

Çözümleyici biçimde formüle edilecek olursa temelinde bu mesele, düşün/me-anlam/a-yorum/lama-metin sorunu olarak ifadelendirilebilir. Yorumbilimsel kavramsallaştırmayla bu, metin inşasını ifade etmektedir. Kuşkusuz bu inşanın, belirli bir ontolojiye dayalı olduğu varsayılır. Ancak fiilî durum açısından değerlendirildiğinde akademik yazın deneyimimizin her zaman bu idealite düzeyinde olduğu söylenemez. Zira kimi zaman, akademik yazında düşün/me ile metin/leştirme arasında mesafe olabilmektedir. Bu durum, düşünmenin mahiyeti ve disipliner şartlarına ilişkin yeterli tedrisatın olmamasından kaynaklanmaktadır. Hâlbuki, ‘düşün/ebil/mek, düşünerek yazmak ve yazarak düşünmek’ öğretilebilir ve öğrenilebilir bir şeydir. Düşüncenin bir ürünü olan metin, anlam/a ve yorum/lama araçları üzerinden diyalojik biçimde var edilir.

Ancak, akademik metin ile akademisyen/müellif arasında varoluşsal bir güvensizliğin ortaya çıktığı söylenebilir. Bunun temel sebebi, basmakalıplaşmadır. Bazen de metin ile akademisyen arasında tefekkür ve analiz yokluğundan ötürü varoluşsal bir yabancılaşma ortaya çıkmaktadır. Metin ile akademisyen arasında organik bir düşünsellik ilişkisinin yokluğu bu yabancılaşmayı doğurmaktadır. Yabancılaşmaya yol açan bir diğer etmen, akademisyenlerin kendi kültürel bağlamlarını ve toplumsal dünyalarını metinselleştirmekten uzak kalmalarıdır. Zorunlulukların doğurduğu yazma tecrübeleri, metin ile akademisyen arasında arızî bir ilişki ortaya çıkarmakta ve bu tecrübe bir diyalektiğe dönüşememektedir. Aşk ile meşk edilmesi gereken metinler ruhsuzluğa düçar olmaktadır.

Akademi, kendi metin inşa süreçlerini tayin eden kurucu mitlerinin yıkılmasını ve yazınsal sırlarının ifşa olmasını istemez. Yazınsal mahremiyetinin aşikâr edilmesinden hoşlanmaz. Bu hâliyle özgün düşünceye ve yazıma ket vuran akademi dünyası ve akademik yapılanma, yazınsal üretimde niteliksel yetersizliği beraberinde getirmektedir. Böylece akademik yazın birikimi entelektüel fakirleşmeyi/sefaleti beslemektedir.

Fikir yoksunluğu ve zihinsel tutukluk, yazınsal tutukluğa yol açmaktadır. Düşünce kimi zaman, metin inşasının şekli unsurlarınca gemlenebilmektedir. Sonuçta, akademi dünyasının söylence ustaları ve ruhbanlarının belirlemiş olduğu hatlarla kendisini sınırlandırılmış bulan bir akademisyen profili üretilmektedir. Bu durum, düşünme ile akademik yazın arasında kapanması güç ölüm vadileri oluşturabilmektedir. Akademik metinler, içe sindirilememiş ve yeterince analizi yapılmamış bir metinselciliğin ürünü olabilmektedir. Metin ile yazar arasında gerilimli bir bağlamsallık sorunu söz konusu olabilmektedir. Akademik metin, kimi zaman bağlamsızlık ve bağıntısızlık durumlarına da maruz kalabilmektedir.

Artık modern çağda akademik şöhret kendisini metin üzerinden değil, daha çok metin dışı bağlamlar üzerinden üretmektedir. Geleneksel akademi dünyasına özgü demir leblebi metinlerin; referans metinlerin; ekol inşa eden metinlerin; ve/ya esaslı metinlerin (metn-i metînler) ne yazık ki yazınsal alandan çekildiğine şahitlik etmekteyiz. Bunun yerini, yazmayı akçalı bir işe tahvil eden bir akademisyen prototipi (akademi kuşağı) almıştır. Bu kuşak olsa olsa, yalınlık adına yazınsal sığlığı esas alan popülist yazın, ders kitabı yazımı, soft kültürel yazın türleri furyasını beslemektedir. Böylelikle akademik yazına, sürekli biçimde kendisini tekrar eden bir imitasyon hazcılığı egemen olmaktadır. Yeni kuşak akademik camianın aristokratik sınıfı da bu çağ kuşağının seri üretken özneleri tarafından oluşturulmaktadır.

Son söz: Fikrî çilesi çekilmeden yazıya dökülen bir metin yüzeyselliğe mahkûmdur! Düşünmeyi öğrenmeden yazmayı öğrenmek, imkânsızdır!

PAYLAŞIN:
Hukuk öğrenimini Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde tamamlamıştır. 2011 yılında profesörlük kadrosuna atanan Dr. KILIÇ halen Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi, ‘Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi’ Anabilim Dalında öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi, Karşılaştırmalı Hukuk Kuramı, Hukuk Metodolojisi ve İnsan Hakları Hukuku konuları akademik ilgi alanlarını oluşturmaktadır. Akademik ilgisi doğrultusunda çok sayıda bilimsel yayınları ile ulusal ve uluslararası kongrelerde sunulmuş bildirileri bulunmaktadır. Prof. Dr. Muharrem KILIÇ, halen Türkiye Gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır.