Avrupa’nın Tarihsel Tedirginliği

HÜMEYRA ŞAHİN
University of London, The School of Oriental and African Studies

Avrupa’nın, Batı dışında kalan dünyayı tanımlama, siyaseten ona yön verme alışkanlığı çok köklü tarihsel temellere dayanıyor. İslam’ın yeni bir güç olarak ortaya çıkışı ve kısa sürede yayılması, Batı’yı yüksek düzeyde bir tedirginliğe sürükledi ve 12.yy’dan itibaren Avrupa, oryantalist diskur içinde harekete geçti.

Bir yanda Haçlı Seferleri, diğer yanda İslam akidesini entelektüel ve felsefi temeller üzerinden zayıflatma çabaları bir arada yürütüldü. Sanat, filoloji çalışmaları, edebiyat bu çabanın bir parçası olarak işlev gördü. Dini ve akademik kurumlarda, Doğu’da ortaya çıkan bu yeni gücün dinamiklerini öğrenme merakı uyandı. Seyyahlar, Batı toplumlarında merak uyandıran imgeler sunarken, Avrupalı komutanlar ordularını bu imgelere sahip olmak üzere sefere hazırlıyordu.

Bu seferberlik öylesine çok boyutlu yürütüldü ki, bu süreçte Avrupa, İslam’ın açtığı yeni ufuktan etkilenerek, kendi rönesans ve reformunu yaşadı. Eski Yunan ve Roma mirası üzerinde adeta küllerinden doğarak kendini yeni baştan yarattı. Bu baş döndürücü inşa hali, ona kendisi dışındaki tüm toplumları tanımlama, biçimlendirme cesaretini verdi. Kendi bulunduğu noktayı, ‘öteki’ toplumların ulaşması gereken bir seviye olarak konumlandırdı. İlerlemeci anlayış, hâkim diskur olarak tüm dünyaya dalga dalga yayıldı.

Sömürgecilik faaliyetleri ile mazlumların gözyaşı ve siyahların alın teri üzerine kurulan bu güç, I. Dünya Savaşı’nı oluşturan şartlarla değişime uğradı. Savaşın sonuçlarıyla, Avrupa’nın kendine olan güvenini sarsıldı. Avrupa kimliğini idealize eden ilerleme fikri yara aldı.

Sömürgecilik fikri de, yeni bir evreye girdi. Dekolonizasyon süreçleri, bağımlı ülkeleri mutlak bağımsızlıklara değil, yeni şartlara uyumlu başka tür bağımlılıklara yönlendirdi. Azgelişmişlik, bağımlılık teorileri, objektiflik, bilimsellik gibi zırhlarla gizlenerek, modernleşme çabasındaki tüm toplumlara sömürgecilik özü değişmeyen reçeteler sunmayı bugünlere kadar sürdürdü.

II. Dünya Savaşı ile gücünü önemli ölçüde Amerika’ya kaptıran Avrupa, yaklaşık bir asırdır adeta dededen miras kalmış bir birikimi kullanıyor. Üretmeden miras tüketen bir nesil olarak…

Dünyadaki son siyasi gelişmeler, yerkürenin yeni bir düzene gebe olduğunu gösteriyor. Gerek kıta Avrupa’sında, gerekse Amerika’da ortaya çıkan seçim sonuçları, artık bildik ezberlerin bozulduğunu ve dünyaya yeni bir gözle bakmamız gerektiğini söylüyor.

Güncel bir mesele olarak, Türkiye’nin AB ile ilişkileri konusundaki kaygılar da aslında son derece demode duygulardan kaynaklanıyor. Çok kutuplu bir dünyada yeni bir söylem, yeni bir duruş gerekiyor.

Arnold Toynbee’nin işaret ettiği üzere, 20.yy’da cari olan beş uygarlık, yani Batı, Ortodoks Hıristiyanlık, İslam, Hinduizm ve Uzakdoğu uygarlıklarından, Batı dışındaki dört uygarlık henüz sözlerini söylemedi.

Avrupa’nın gücünü kaybettiği, mirasının tükenmekte olduğu bir dönemde Doğu, dünyanın geleceğini taşıyacak medeniyet nüvelerini üzerinde taşıyan bir coğrafya olarak keşfedilmeyi bekliyor. Böyle bir dönemde Batı’nın Doğu’ya açılan kapısı konumundaki Müslüman Türkiye’deki bilinçlenme ve kendini yeniden inşa çabaları, haliyle Avrupa’yı tedirgin ediyor. Yani mesele 56 yıldan çok daha eski bir mesele…

PAYLAŞIN:
Cumhurbaşkanlığı Danışmanı ve Akşam Gazetesi yazarı H. Hümeyra Şahin, 1998 yılında İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü”nden mezun oldu. 2001 yılında Marmara Üniversitesi Tarih Bölümü”nde ”Osmanlı Modernleşmesi” konulu yüksek lisans tezini hazırladı. 2007-2008 yılları arasında University of London, SOAS”ta eğitim amaçlı bir programa katıldı. Çeşitli uluslararası projelerde yer aldı. Dünya Tarihi, Şehir Tarihi, Kültür Tarihçiliği gibi konularda seminerler verdi. Çeşitli yayın organlarında deneme ve hikayeleri yayınlandı. Şahin, halen akademik referanslı çalışmalar yapan bir sivil toplum kuruluşunun başkanlığını yapıyor, aynı zamanda doktora çalışmalarını sürdürüyor.