Türkiye’yi Kuşatmak…

Yrd. Doç. Dr. İSMAİL KAPAN
Yeni Yüzyıl Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler

Sadece zahire bakılırsa, karamsar olmak için ortam mevcut. Ama karamsar olmak gerçekçi değil. İçeride ve dışarıda, birileri özellikle karamsarlık pompalıyor. Onlara fırsat vermemek lazım!

Tek başına doların bu anormal tırmanışı bile, bazıları için yeterince endişe sebebi… Ama unutmayalım, Türkiye buna benzer hatta bundan daha keskin döviz artışları yaşadı. Ki, o dönemlerde Türk ekonomisinin kırılganlığı, bugüne nazaran çok daha vahimdi. Siyasi istikrarsızlık ve belirsizlik, ekonominin ateşini yükselten en belirgin sebepti… Türkiye o vakitler de, yine iç ve dış problemlerle boğuşuyordu. Fakat ülkenin o dönemdeki millî güç kapasitesi ve meselelerle baş etme kabiliyeti, hayli düşüktü. Bu yüzden, ülke ciddi bedeller ödedi. Lakin her şeye rağmen, sonunda o çalkantılı dönemi geride bırakmayı başardı.

Şimdilerde hem bu tecrübeleri yaşamış hem de ekonomik, siyasi ve askerî gücüne güç katmış bir devlet olarak, kendisine yönelecek tehlike ve tehditleri bertaraf edebilecek durumdadır. İşte bu sebeple karamsar olmaya gerek yoktur. Türkiye bu sıkıntıları da mutlaka aşacaktır. Bundan şüphemiz olmasın.

Evet, Türkiye’yi kuşatmak için, her alandan yapılan tehlikeli hamleleri hepimiz görüyoruz. Ancak en büyük ve en ciddi saldırıyı, Türk halkı 15 Temmuz gecesinde boşa çıkarmıştır. Ve Türk halkının bu şanlı direnişi ülkesine yönelik kirli hesapları kökünden bozmuştur. Bunun altını çizelim.

Türkiye şimdi kendisine yönelen tehlike ve tehditleri daha köklü biçimde ortadan kaldırmak için karşı hamleler başlamış durumdadır. Fırat Kalkanı harekâtı bu büyük hamlelerden biridir.

Bölgesel ve küresel güçlerin bu harekâttan ne denli rahatsız oldukları aşikâr…

Türkiye’yi caydırmak ve durdurmak için başvurdukları bütün kalleş ve kirli yöntemler de artık saklanamıyor. Bu konuda, yeri ve zamanı geldiğinde ilgili tarafları fena hâlde köşeye sıkıştıracak kadar, yakıcı delil elde bulunuyor. Hani Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bildiklerimi şimdi söyleyemiyorum, ama günü geldiğinde bunlar yazılacak…” diyor ya. İşte bu cümlede çok şeyler gizli. Sadece 15 Temmuz gecesi olup bitenler ve o gece suçüstü yakalanan unsurlar… Bunların bir kısmı bölük pörçük medya organlarında uç vermekle birlikte, henüz esaslı bir ifşaat söz konusu değil. Ama günün birinde bu da olacak.

Şimdilik merkeze PDY/FETÖ alındığı için, onun arkasındaki muharrik güçler gölgede kalıyor. Lakin bu ilanihaye böyle gitmeyecek… Belli bir zaman zarfında bütün kirli çamaşırlar ortaya dökülecek merak etmeyin. Nasıl ki, 1953 yılında İngiliz ve Amerikan gizli servisleri marifetiyle İran’da devrin başbakanı Musaddık’ın devrilmesi hadisesinde, dönen dolaplar bir bir açıklandıysa ve dahi bu kirli ittifak resmen itiraf edilip kayıtlara geçtiyse, 15 Temmuz ihanet kalkışmasındaki bütün tezgâhlar da faş olacaktır. Bu konuda, Türkiye’nin şimdiden elinin kuvvetli olduğunu yukarıda ifade ettik.

Elbette ülkemiz üzerine malum hesapları yapan odaklar, sevdasından vazgeçecek değil. Böyle bir şeyi beklemek saflık olur! Bir yandan terör örgütlerini kullanarak, bir yandan ekonomik manipülasyonlarla piyasaları huzursuz ederek, diğer taraftan AB üyelik süreci, Kıbrıs gibi konular üzerinden sıkıştırmalara teşebbüs ederek bir şekilde sonuç alınmaya çalışacaklardır.

Fakat bir hususa da dikkat çekelim: Bunların eli giderek zayıflıyor! Türkiye kendi millî politikalarıyla doğru istikamette ilerlerken, Avrupa Birliği çok yakında yeni açmazlara düşmekten kurtulamayacaktır. Bunu hâlihazırda Avrupa’da baş gösteren, ırkçı-sağcı politik cereyanların gördüğü rağbete bakarak ifade ediyoruz. Avusturya, Fransa, Hollanda, İngiltere ve diğerleri… Yabancı düşmanlığı, ayrımcılık, İslamofobia, mültecilere karşı gaddarlık vs. vs… Sadece Macaristan’ın mültecilere karşı ortaya koyduğu insanlık dışı tavırlar dahi, tek başına Avrupa’nın nasıl bir felakete doğru sürüklendiğini anlatmaya yeter.

Kucağında çocuğuyla yürümeye çalışan Suriyeli mülteciye bütün dünyanın gözü önünde çelme takan Macar kadın gazeteciyi hatırlayınız. Bir de bugünkü gazetemizde haberini verdiğimiz, yine Suriyeli bir mültecinin kölelik dönemini aratmayacak şekilde zincirlenmesini ele alınız. Bu mudur medeni olacak Avrupa?!. Avrupa’nın hastalıkları ve problemleri o kadar çok ki, altından kalkması mümkün değil. Bugün hazırdan yiyen Avrupa yarınlarda perişan olmaktan kurtulamayacaktır. Onun için ikide bir aleyhimize atıp tutmalarını fazla ciddiye almayınız. Telaşa ve endişeye de kapılmayınız. Bu sıkıntıları da aşacağız inşallah. Daha iyi günler gelecek…

PAYLAŞIN:
Yrd. Doç. Dr. İsmail Kapan, Yeni Yüzyıl Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanıdır. 1956 yılında Malatya’nın Pütürge ilçesine doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde lisans; aynı üniversitenin İktisat Fakültesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Sosyal Yapı ve Sosyal Değişme Anabilim Dalında Yüksek Lisans ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde de doktora eğitimini tamamladı. 1978 yılında köşe yazarı olarak profesyonel gazetecilik hayatına başlayan Kapan, aynı meslekte yazı işleri müdürü, sorumlu müdür, genel yayın müdürü ve genel koordinatör olarak uzun yıllar yöneticilik görevlerinde de bulundu. Askerlik görevinden sonra, bir süre avukat ve hukuk müşaviri olarak serbest çalışan İsmail Kapan, tekrar gazetecilik mesleğine döndü. 1993 yılında İhlas Haber Ajansı’nı (İHA) kurdu ve bir buçuk yıl süre ile genel müdürlüğünü yaptı. Kapan, köşe yazarlığının yanı sıra 1993 yılından beri görsel medya alanında da çalışmalarını devam ettirmektedir. İsmail Kapan, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Basın Konseyi Yüksek Kurul üyesidir.