Hükûmet Sisteminin Rasyonalizasyonu: Cumhur-Başkanlığı

Prof. Dr. MUHARREM KILIÇ
Akdeniz Üniversitesi, Hukuk

1982 Anayasasının çarpık vesayetçi ruhunu rehabilite edebilme adına temel hak ve özgürlükler ile demokratikleşme konularında birtakım değişiklikler gerçekleşmiştir. Bugüne kadar yaşanan süreçte Anayasanın yaklaşık üçte ikilik kısmı değişikliğe uğramıştır. AK Parti ile MHP’nin müzakereci politik iradeleriyle hükûmet sistemine ilişkin reformist bir adım atılmıştır.

Bu sistem reformunun ilk muharriki, 367 krizi üzerine 2007 yılındaki Cumhurbaşkanının halk oylaması ile seçilmesi (m. 101) yönündeki değişiklik olmuştur. Bu kriz, bizatihi sistem reformunun gerekliliğini ortaya koyan bir durum var etmiştir. Cumhurbaşkanının halk oylamasıyla seçilmesi, hükûmet sistemimiz açısından yeni bir durum ortaya çıkarmıştır. Bu verili durum, sistemimiz açısından atipik bir modellemenin üretilmesine yol açmıştır. Mevcut sistemin hukuki ve siyasi rasyonalizasyonunu temin edebilmek adına bu iki siyasi partinin harekete geçtiği ifade edilebilir.

Türkiye’nin jeo-politik ve jeo-stratejik gerçekliğine tekabül eden bu girişim/mutabakat, somut bir önergeye dönüşerek imzaya açılmıştır. Bütün ayrıntılarıyla olmasa da önergenin temel çerçevesi kamuoyuna yansımıştır. Buna göre, hukuki niteliği itibarıyla ‘Partili Cumhur-Başkanlığı’ olarak tanımlanabilecek olan özgün bir modelleme düşünülmektedir. Yasama ile yürütme erkleri arasında katı bir kuvvetler ayrılığı ilkesini öngören bu model, her iki erk için bağımsız bir seçimin gerçekleştirilmesi yoluyla çifte meşruiyet ilkesine dayandırılmaktadır.

Böylece, parlamenter tecrübemizin tarihsel birikimine ve pratiğine uygun biçimde Cumhur-Başkanı seçilecek olan politik figürün siyasi partisiyle olan bağını (m. 101/4) kesme yükümlülüğü ortadan kalkacaktır. Bu noktada denge ve denetleme sistemi açısından Cumhur-Başkanının yetkilerinin belirlenmesi konusu önem arz etmektedir. Kanun hükmünde kararname çıkarma ve çıkaracağı kararnameye karşı Parlamentonun aleyhe kanun çıkarabilme yetkisi, kritik konuları oluşturmaktadır. Bu çerçevede, kanunla düzenlenmesi öngörülen alanlar ile temel hak ve özgürlükler alanında Cumhur-Başkanının kararname çıkaramayacağına; ve yasama yetkisiyle Meclis’in Cumhur-Başkanı kararnamelerini etkisiz kılabileceğine dair bilgiler aktarılmaktadır. Cumhur-Başkanının tek başına kullanacağı atama yetkileri de tartışma konularından birisini teşkil etmektedir. Yine denge ve denetleme mekanizması açısından Cumhur-Başkanının veto yetkisi; Cumhur-Başkanının veto edip geri gönderdiği yasa hangi oranda oyla kabul edilirse imzalama yükümlülüğünün olacağı; Cumhur-Başkanının Meclisi fesih yetkisi gibi konular tartışılmaktadır.

Tek meclisli üniter bir Cumhur-Başkanlığı sistemi olacağı konusunda bir mutabakatın varlığı kaydedilmektedir. Öngörülen bu sistemin, tam başkanlık modeliyle benzerlikler taşımakla birlikte, bize özgü bir sistem ve/ya modelleme olduğunu söyleyebiliriz. Bu sistemde parlamenter demokrasinin gereği olan yasama erkinin gücü ortaya çıkacaktır. Milletvekillerinin daha özerk siyaset yapma olanağı doğacaktır. Temsiliyet noktasında milletvekilleri, benimsenecek olan uygun seçim sistemi ile halkla daha etkileşimli bir politik temas kuracaktır. Halk, temsilcilerini doğrudan demokrasinin enstrümanları üzerinden denetleyici bir konuma sahip olabilecektir.

Mecliste grubu bulunan diğer iki partinin şahsileştirilmiş retçi tavrından ötürü, sistem reformuna ilişkin bu hayati konunun şeffaf bir müzakere zemininde yürütülememiş olması; ve önergenin kamuoyu önünde açık biçimde tartışılmaması demokrasi pratiğimiz açısından olumlu bir şey değildir.

Söz konusu sistem değişikliği gerçeklik kazanırsa bütüncül bir anayasa değişikliği beklentisinin de önü açılacaktır. Ancak sistem dönüşümlerinin, süreçsel olarak kendi içerisinde bir takım revizyonları gerektirmesi doğal karşılanmalıdır. Bu sistemsel dönüşümün rasyonel bir zeminde yürütülebilmesinin imkânını, sistemin işleyişine dair yapıcı tartışma ve müzakereler sağlayacaktır.

Kuşkusuz bu sistem değişikliğinin Türk siyasi tarihi açısından getireceği temel kazanımlardan birisi, daha güçlü bir siyasal liderliğin imkânını doğuracak olmasıdır. Öngörülen yeni sistemle birlikte yürütmenin özerk siyasal enstrümanlarıyla temsiliyet ve meşruiyet zemininin güçlendirilmesi daha yetkin bir siyaset profilinin üretilmesine imkân sağlayacaktır. Siyaset alanında daha yoğun bir rekabet doğuracak olan bu sistem, siyasi figürlerin profillerini kaçınılmaz olarak yükseltecektir. Böylece siyasal alan, daha yetkin bir yönetsel kapasite ile ulusal birliğin ve devletin temsilini mümkün kılacaktır.

PAYLAŞIN:
Hukuk öğrenimini Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde tamamlayan Prof. Dr. Muharrem KILIÇ 1999 yılında doktora eğitimini tamamlamıştır. Prof. Dr. KILIÇ, 2006 yılında doçentlik unvanını almıştır. 2011 yılında Profesörlük kadrosuna atanan Prof. Dr. Muharrem KILIÇ halen Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi, ‘Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi’ Anabilim Dalında öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Karşılaştırmalı Hukuk, Hukuk Kuramı, Hukuk Metodolojisi ve İnsan Hakları akademik ilgi alanlarını oluşturmaktadır. Sosyal bilimlerin farklı disipliner alanlarına olan akademik ilgisi doğrultusunda çok sayıda bilimsel yayını -kitap ve makaleleri-, ulusal ve uluslararası kongrelerde sunulmuş bildirileri bulunmaktadır. Aynı zamanda Prof. KILIÇ, Türkiye Gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. Prof. Dr. Muharrem KILIÇ 2009-2011 tarihleri arasında Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkan Danışmanlığı görevinde bulunmuştur. 2011-2015 tarihleri arasında Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığı görevini yürüten Prof. KILIÇ, 2012-2014 tarihlerinde Akdeniz Üniversitesi Rektör Yardımcılığı görevinde bulunmuştur. Prof. KILIÇ, 2010 yılından buyana Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku Bölüm başkanlığını yürütmektedir. 2013 yılından bu yana Akdeniz Üniversitesi Ernst Hirsch Hukukun Temellerini Araştırma, Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürlüğü görevini de sürdürmektedir.