Halep Faciasının Sorumluları

RAHİM ER
İstanbul Üniversitesi, Hukuk

Bosna, İslâm medeniyetinin Balkanlarda tecelli ettiği müstesna dünya şehirlerinden biriydi. Osmanlı ecdadımız, nakış nakış işlemişti. Bağdat, dünyanın sayılı medeniyet merkezlerinden biriydi. İslâm medeniyetinin tecelli ettiği yerlerin en önemlilerindendi. İslâm devletleri ve Osmanlı ecdadımız burayı da nakış nakış işlemişlerdi. Halep de keza İslâm medeniyetinin tecelli ettiği gözde bir şehirdi. İslâm devletleri ve Selçuklu ve Osmanlı ecdadımız, Halep’i de nakış nakış işlemişlerdi.

80-90 sene evvelinde Bosna, Bağdat, Halep… Bursa gibi, Burdur gibi, Hatay gibi bizim şehirlerimizdi.

Sırplar, dinmez haçlı kiniyle Boşnaklara kötülüğün her çeşidini reva gördüler. O güzelim şehirler, Sırp vahşetiyle mahvedildi. Bugün Bosna, âdeta mezaristandır.

Haçlılar, Filistin’le Srebrenitsa’yla doymamış olmalılar ki insanlık suçları, daha sonra önce Bağdat’ta, sonra Halep’te işlendi.

Mânâsı ve maddesiyle dillere destan güzellikteki Bağdat, “ana gibi yâr, Bağdat gibi diyar olmaz!” övgüleriyle övülürken çeyrek asırdır her gün patlamaların, katliamların ve her gün sıra sıra ölümlerin yaşandığı bir viraneye döndü. Ama bugün sadece Bosna değil, Bağdat bile o virâne hâline rağmen Halep’e nazaran mamur.

Halep, insafsızca, vicdansızca, merhametsizce perişan edildi. Nusayri rejimi, aynı ülkenin bir parçası olan Halep’i ve aynı ülkenin vatandaşları Haleplileri üzerlerine yağdırdıkları kurşun ve bombalarla mahvettiler. Bebekler, çocuklar, kadınlar, siviller katledildi. Halep, harabeye döndü. Halepli mazlum insanlar, susuz, aşsız, ateşsiz, ekmeksiz, ilaçsız ve her türlü beşeri ihtiyaçtan mahrum hâle geldiler. Hastaneler vuruldu. Bunu sadece Beşar Esad yapmadı. İran ve Rusya da ona yardımcı oldu.

Srebrenitsa’da Sırp caniler suçluydu. Onlar, soykırım yaparken CIA tezgâhını kuruyor, Sırp militanların Müslümanlara saldırmasını önlemekle vazifeli Hollandalı albaysa bir bahaneyle Müslümanlardan silahlarını topladıktan sonra vahşi saldırıya göz yumuyordu.

Bağdat I. ve II. Körfez harekâtıyla yıkıldı. Batının tezgâhıyla Humeyni Paris’ten alınıp uçakla Tahran’a indirildikten sonra İran devrimi yaşandı. Ardından kışkırtmalarla İran ve Irak 10 sene boyunca birbirini kırdı. Daha sonra da tükenmiş Irak, telkinlere kanarak Kuveyt’e girdi. Bu sınır tecavüzü, Amerika’nın da koalisyon güçleri diyerek Irak’a girmesine kapı araladı.

Suriye’de ise manzara başka. Amerika, “Arap Baharı” dediği demokrasi ve hürriyet vaadiyle Suriye’ye girdi. Fakat burayı Rusya ve İran’a teslim ederek Stalinci Kürtler’le çalışma yoluna girdi.

Amerika’nın bu iş bilmezliğiyle Rusya, ummadığı bir zamanda Orta Doğu ve Akdeniz’de yeniden güçlendi. Suriye’de ilave kara ve deniz üsleri kurdu. İran’sa 1500 yıldan bu yana en büyük fırsatı yakaladı. Osmanlı’nın çarpıştığı 3 düşman vardı. Garpta haçlı Hıristiyanlar, şimalde Moskof, şarkta Şii İran. Osmanlı bazı seferleri yarıda keserek geri dönmüştür. Bunun sebebi İran’dır. Ordumuz, Haçlılar üzerine yürürken, İran ordusu, doğu bölgelerimize taarruz ediyordu. İran, Vatikan’la Osmanlı Türkiye’sine karşı iş birliklerine gitmiştir. O İran, önceki İslâm devletleri ve Osmanlı sebebiyle yapamadığını bugün hayata geçirme peşindedir. Nüfuzunu, Basra Körfezi-İskenderun Körfezi-Aden Körfezi arasına yayıyor. Irak’ta Ehli sünnet düşmanı Haşdi Şabi, Lübnan’da Hizbullah, Yemen’de Husiler, İran militanlarıdır. Halep’te Nusayri rejim jetleriyle Rus jetleri havadan vururken İran militanları da karadan vurmaktadır.

Onlar, bunu yaparken bizde de bazı yüzü kızarmazlar, ekran ve sütunlarda “Halep temizleniyor” diyebilmekteler.

Nusayri Rejimi, Beşar Esad, Amerika, İran ve MİT tırlarını durdurup yardım gitmesini engellemekle kalmayıp 15 Temmuz’da da darbeye kalkışan FETÖ, silahlı kuvvetlerimizle emniyet kuvvetlerimize saldırarak bize zaman kaybettiren PKK, Halep Faciası’nın sorumlularıdır.

Şimdi baca tütmeyen Halep’te güya ateşkes yapıldı.

Ne var ki rejim, ateşkesi ikide-birde bozmakta.

Eğer…

Ateşkes, oyalama ve bir başka aldatmaya dönerse, Mehmetçiğin Halep’e yani Gaziantep’in dünkü vilâyet merkezine girmesinden başka çare kalmaz..

PAYLAŞIN:
Rahim Er, 1950 yılında Harput’ta doğdu. 1969 yılında Adana Erkek Lisesi’nden mezun oldu. 1970’de Türkiye gazetesine girdi. 1974’te İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. 1976’dan itibaren Türkiye gazetesinde, ‘Pırıltı’, ‘Yorum’, ‘Tahlil’ sütun başlıkları ile günlük yazılar yazdı. 15 Kasım 1979’da Türkiye Çocuk dergisi, 15 Şubat 1989’da TGRT, 24.11.1994’te şimdiki adı ihlas.net olan İhlas Databank, 13.11.1999’da, BKY – Babıali Kültür Yayıncılığı çalışmalarını başlattı. İhlas Holding Genel Yayın Danışmanlığı’nda bulundu. 1996’dan itibaren TGRT ve TGRT FM’de programlar yaptı. ‘Sevgili Peygamberim’, ‘İmparatorluk Coğrafyasında Diplomasi Koşturmak’, ‘Örsteki Ülke Türkiye’ ve ‘Hayatın Rengi İnsan’ adlı kitapları bulunan Rahîm Er’in, Türkiye gazetesinde şimdiki köşesinin adı Entellektüel Boyut’tur.