İtalya Referandumu ve AB’nin Geleceği

Dr. Oğuzhan Yanarışık • Akademik Perspektif Enstitüsü Başkanı

İtalya’da referanduma konu olan değişiklik teklifi temel olarak Senato’nun yetkilerini kısıtlamayı ve Senato’nun yapısını değiştirmeyi hedefliyordu. Fakat İtalya Başbakanı Matteo Renzi teklifin referandumda reddedilmesi durumunda istifa edeceğini ifade ederek meseleye bambaşka bir boyut kazandırdı. Böylelikle İtalya’nın iç yapısal düzenlemesiyle ilgiliymiş gibi görünen bu referandum, “hayır” sonucu ve Renzi’nin istifasının ardından bir anda İtalya’da siyasi krizin ve belirsizliğin kapısını araladı.

Şimdi muhalefet partileri erken seçime gidilmesini istiyor. Mayıs 2018’e kadar gerçekleşmesi gereken genel seçimlere kadar geçici bir hükümetin yönetimde olması ihtimali de söz konusu. Fakat her iki durumda da seçimlerde popülist Beş Yıldız Hareketi’nin önemli bir başarı gösterme ve hatta tek başına iktidara gelme şansı bulunuyor. Zaten 2013 genel seçimlerinde en çok oyu alan ikinci parti olmayı başarmıştı. Küreselleşme ve AB karşıtı olan Beş Yıldız Hareketi’nin iktidara gelmesi durumunda İtalya’nın Avro üyeliğini referanduma götürmeyi taahhüt ettiği de göz önünde bulundurulunca, durum Brüksel yönetimi ve AB destekçileri açısından daha da tedirgin edici görünüyor.

Peki, İtalya AB’den çıkmaya doğru mu ilerliyor? Bu konuda AB’nin para birimi Avronun başına gelene benzer bir durumla karşı karşıyayız. Ekonomik krizin ilk aşamasında insanlar Birliğin çok güçlü olduğunu ve Yunanistan veya herhangi bir üyenin ekonomik çıkmaza girmesine izin vermeyeceğini düşünüyordu. İngilizce deyişle Avronun başarısız olamayacak kadar büyük olduğuna (too big to fail) inanıyordu. Fakat Euro bölgesi ülkelerin bir bir krize sürüklendiği ve AB mekanizmalarının yardımcı olma noktasında yetersiz kaldığı görülünce önemli bir psikolojik bariyer yıkıldı ve insanlar Avro bölgesi ülkelerinin de ekonomik anlamda çökebileceğini fark etti. Hatta bazı ülkelerin Avro bölgesinden atılması bile gündeme getirildi.

Benzer şekilde eskiden herhangi bir üyenin AB’den ayrılacağına neredeyse hiç kimse ihtimal vermiyordu ve bu doğrultudaki cılız sesler ciddiye bile alınmıyordu. Hatta bu yüzden Birliğin üyelikten ayrılma prosedürüne dair müktesebatı bile yoktu. Fakat İngiltere’nin AB’den çıkma kararı alması bu psikolojik bariyeri yerle bir eden büyük bir şok dalgası oluşturdu. İnsanlar Birlikten ayrılmanın mümkün olduğunu ve bu kararı almanın dünyanın sonu olmayabileceğini gördü. Her ne kadar başta Almanya olmak üzere AB’nin bazı üyeleri İngiltere’ye haddini bildirerek, diğer ülkeleri benzer kararlar almaktan caydırma politikası izlese de bu konuda çok başarılı olabildikleri söylenemez. Bu yüzden artık sadece İtalya için değil, diğer ülkeler için de AB’den ayrılmak orta ve uzun vadede öngörülebilir ihtimallerden biri haline geldi.

AB’nin dağılmaya başladığı yönündeki yaklaşımlara bakmak gerekirse, AB için uzun bir süredir tehlike çanları çalıyor aslında. Birliğin nihai durağını birlik üyesi ülkelerin tavırları belirleyecek. Gittikçe ağırlaşan siyasi, ekonomik ve sosyal problemlere önlem alınmaz ve mevcut negatif gidişat devam ederse, AB rüyasının sonunun acıklı olacağını kestirmek pek de zor değil. Eskiden AB “ekonomik bir dev, fakat siyasi bir cüce” olarak tanımlanırdı. Fakat artık dış politika konularında hiçbir varlık gösterememesi bir yana, birliğin ekonomik gücüne dair de büyük endişeler var.

Önceleri sadece dini ve etnik azınlıklar gibi güya önemsiz(!) gruplara yönelikmiş gibi gözüken olumsuz tepkiler, artık diğer üye ülkelere ve AB’nin kendisine yöneliyor. Gittikçe artan yabancı düşmanlığı ve İslamofobi, aşırılıkçı siyasi partilerin yükselişi, üye ülkelerin içinden çıkamadığı ekonomik krizler, mülteci krizi ve Mısır’daki darbe girişimi örneklerinde görüldüğü üzere Birliğin sahibi olduğunu iddia ettiği bütün değerlere sırtını dönmeye başlaması, üye ülkelerde vizyon ve basiret sahibi liderlerin çıkmaması gibi faktörler, AB’nin geleceğine dair karamsarlığı gittikçe ağırlaştırıyor.

*Bu makale ilk olarak Gerçek Hayat dergisinde yayınlanmıştır: http://www.gercekhayat.com.tr/dosya/avrupa-gemisi-su-aliyor/

PAYLAŞIN:
Akademik Perspektif Enstitüsü Kurucu Direktörü ve Akademik Perspektif Dergisi Genel Yayın Yönetmeni olan Yrd. Doç. Dr. Oğuzhan Yanarışık, 2005’de Hacettepe Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. 2007 yılında Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde Avrupa Birliği alanında yüksek lisans eğitimini tamamladı. 2008’de Almanya Bonn Üniversitesi Avrupa Çalışmaları Merkezi’nde ikinci bir yüksek lisans programını bitirdi. 2015’te İngiltere’de Warwick Üniversitesi’nde "Türkiye-AB İlişkileri ve AK Parti’nin Batı Siyasi ve Medya Söylemindeki İmajı" başlıklı teziyle doktora çalışmalarını tamamladı. "Avrupa Ailesindeki Üvey Kardeş Türkiye" isimli kitabı Babıali Kültür Yayıncılığı tarafından yayınlandı. SETA tarafından yayınlanan Insight Turkey Dergisi’nde hakemlik yapmaktadır. Akademik faaliyetlerinin yanında başta Dışişleri Bakanlığı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi olmak üzere çeşitli kurumlarda staj yaptı. Bununla birlikte Avrupa Komisyonu, Avrupa Parlamentosu, Avrupa Konseyi, NATO Avrupa Merkez Karargâhı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa Merkez Bankası, Almanya Federal Meclisi gibi kuruluşlara çalışma ziyaretleri gerçekleştirdi. Eğitim hayatı boyunca Jean Monnet Bursu, MEB bursu, Bilkent Üniversitesi eğitim ve konaklama bursu gibi çeşitli burslar kazandı. TRT 1, TRT 2, ve TGRT EU gibi ulusal kanallarda muhtelif programlara iştirak etti. Çeşitli akademik dergilerde ve Yeni Şafak, Radikal, Milat ve Türkiye gibi günlük gazetelerde makaleleri yayınlandı. 2016 yılında Erzincan Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde çalışmaya başlamıştır. Kişisel web sitesi: yanarisik.com