Bir Suikast, Bin Soru!..

Yrd. Doç. Dr. İSMAİL KAPAN
Yeni Yüzyıl Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler

Rus Büyükelçi Karlov’un öldürülmesini nasıl okumalıyız? Daha doğrusu, bu suikastın altında yatan esas maksat/ları doğru tespit edecek şekilde, olay bütün yönleriyle aydınlatılabilecek midir?

Vahim hadisenin akabindeki en sıcak saatlerde, başarılı bir kriz yönetimi sergilendi… Şüphesiz bu sonuç, Türkiye ve Rusya gibi her ikisi de büyük devlet tecrübesine sahip ülkelere yakışan bir durum. BÜYÜK DEVLET GİBİ HAREKET ETMEK… Bunun belki de ilk şartı, aceleyle ve öfkeyle hareket etmemek ve en mühimi de, provokasyonlara gelmemek! Erdoğan ve Putin başta olmak üzere, her iki ülkenin yetkilileri daha ilk andan itibaren, bu menfur suikastın iki ülke ilişkilerini sabote etmek için tezgâhlandığını ve bunun boşa çıkarılacağını ifade etti. Bu söylemin her iki tarafça kararlı biçimde sürdürülmesi, daha farklı gelişmeler bekleyen çevreleri hayal kırıklığına uğrattı.

Bundan sonrası daha kolay olacaktır. Suikastla ilgili soruşturmanın, iki ülke uzmanlarınca ortaklaşa yürütülmesi de, olayın arkasındaki gerçeklerin gün ışığına kavuşturulması açısından mutlaka olumlu etki yapacaktır. Şu ana kadar, televizyonlarda ve sosyal medyada sayıları giderek çoğalan “Terör Uzmanları” ve sair uzmanlar(!) hemen her şeyi söylediler. Mantıklı veya ayağı yere basmayan bütün ihtimal ve şüpheleri dile getirdiler… Lakin esas olan, gerçek bilgi ve belgelere dayanan ve doğruluğu bakımından şüphe götürmeyen resmî bir sonucun ortaya çıkarılmasıdır.

Evet, televizyonların diliyle ifade edersek; bu “şoke edici” suikastı nasıl okumalıyız ki, bizi doğru istikamette ve sağlıklı sonuçlara götürsün? Zira böyle hadiselerin ilk anda verdiği görüntü ile asıl mahiyetleri çok çok farklıdır!..

Görünüşe bakılırsa, zaten hayli zamandan beri gündemde olan bir örgüt ve o örgütle henüz resmî olarak bağı kesinleşmemiş; ancak şüpheli durumu sebebiyle bir müddet görevinden el çektirilmiş ve daha sonra iade edilmiş, “izleme altında olduğu…” ifade edilen, bir tetikçi var ortada. Yine hâle bakılırsa, bu tip eylemler için gerekli özel eğitimi aldığı da hemen anlaşılabilecek bu tetikçi, saldırıyı ‘kendince’ planlıyor, kolayca gerçekleştiriyor ve kendisine öğretildiği şekilde propagandasını da yapıp, asla sağ ele geçmeyecek şekilde, direnişe geçiyor… Ve öldürülüyor.

Bir kısmı kahve konuşmalarını andıran televizyonlardaki yorumlara kalacak olursa, her şey açık ve net. Adres belli, örgüt belli, hatta maksat belli! Tabii maksat bir tane ise… Evet, Batı medyasında da ağırlıklı olarak bu saldırının, Türk – Rus ilişkilerine yönelik olduğu tezi işleniyor. Ancak bununla yetinmek, çok yüzeysel bir yaklaşım olur!

Küresel eksen kaymalarının bariz şekilde cereyan ettiği, Soğuk Savaş devrine nazaran daha gevşek yapılı bloklar arasında, giderek sertleşen rüzgârların estiği bir dönemde, her hadiseyi mutlaka enine – boyuna (eski tabirle ariz – amik), irdelemek durumundayız…

Baltık ülkeleri coğrafyasında, Doğu Avrupa’da, Kafkaslarda ve nihayet Suriye iç savaşıyla birlikte Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’nun hemen tamamında, NATO ile Rusya arasında, askerî olarak görünür – görünmez gerilimler yaşanıyor. NATO’nun alenî sınır tahkimatına karşı, Rusya karşı hamle ile İskender füzelerini yerleştiriyor. Gürcistan ve Ukrayna’da, Rusya’nın askerî atraksiyonlarına fiilen cevap veremeyen ABD ve AB, bu ülkeye ekonomik ambargo uygulayarak, baskı kurmaya ve belki böylece bir sonuç almaya çalışıyor…

Bu arada 1947’den bu yana ABD ile çok sıkı askerî ittifak içinde ve 1952 yılından beri NATO’nun önemli bir üyesi olarak Batı Bloku nezdinde özel bir yere sahip bulunan Türkiye’nin son zamanlarda müttefikleriyle ilişkilerine bakalım… Millî birliğine kast etmiş terör örgütlerine arka çıkan bu “müttefiklerin” basiretsiz ve samimiyetsiz politikalarına verdiği tepki ve içine girdiği arayışlar… Ve bu çerçevede Rusya ile geliştirmeye çalıştığı ikili ilişkiler çerçevesinde, attığı yeni adımların birilerini rahatsız etmesi şaşırtıcı olmaz.

Ama değerlendirmeyi yaparken, bütün ihtimalleri en zayıfından en güçlüsüne kadar tek tek terazinin kefesine koymak gerekir. Özellikle, terör örgütlerinin ülkemize karşı iş birlikleri ve birbirlerine eylem ihale etmelerinde yaşanan geçişken durumu, dikkate almak lazım… FETÖ militanı gibi görünen tetikçinin bambaşka iltisakları da ortaya çıkabilir. Veya tetikçinin bağlı olduğu örgüt aynı olsa bile ihaleyi veren başka bir mihrak çıkabilir. Hangisi örtme, hangisi şaşırtmaca, işin erbabı bunları elbette yerli yerine oturtur.

PAYLAŞIN:
Yrd. Doç. Dr. İsmail Kapan, Yeni Yüzyıl Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanıdır. 1956 yılında Malatya’nın Pütürge ilçesine doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde lisans; aynı üniversitenin İktisat Fakültesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Sosyal Yapı ve Sosyal Değişme Anabilim Dalında Yüksek Lisans ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde de doktora eğitimini tamamladı. 1978 yılında köşe yazarı olarak profesyonel gazetecilik hayatına başlayan Kapan, aynı meslekte yazı işleri müdürü, sorumlu müdür, genel yayın müdürü ve genel koordinatör olarak uzun yıllar yöneticilik görevlerinde de bulundu. Askerlik görevinden sonra, bir süre avukat ve hukuk müşaviri olarak serbest çalışan İsmail Kapan, tekrar gazetecilik mesleğine döndü. 1993 yılında İhlas Haber Ajansı’nı (İHA) kurdu ve bir buçuk yıl süre ile genel müdürlüğünü yaptı. Kapan, köşe yazarlığının yanı sıra 1993 yılından beri görsel medya alanında da çalışmalarını devam ettirmektedir. İsmail Kapan, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Basın Konseyi Yüksek Kurul üyesidir.