Terör Eylemlerinin Ulus-Aşırı Sabotaj Etkisi

Prof. Dr. MUHARREM KILIÇ
Akdeniz Üniversitesi, Hukuk

Rusya Federasyonu’nun Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov, Ankara Çağdaş Sanatlar Müzesindeki serginin açılışında menfur bir suikast sonucu öldürülmüştür. Türkiye ile Rusya arasındaki krizin çözümlenmesi sürecinde etkin diplomatik bir rol üstlenen Büyükelçiyi hedef alan suikastın bir çevik kuvvet görevlisi olan polis tarafından gerçekleştirilmesi, eylemin ulus-aşırı hedefleri açısından anlamlıdır. Bir süredir Türkiye’nin iç güvenliğini sistematik biçimde hedef alarak kaos üretmeye çalışan terör eylemleri arasında bu eylemin, çok boyutlu sonuçlar gerçekleştirmeyi amaçladığı aşikârdır.

Türkiye ile Rusya arasında yaşanan uçak krizinin çözümlenmesi sürecindeki uzun erimli gerilimlerin her iki taraf için bir güven sınavı ve sonucunda karşılıklı güven tazelenmesine imkân sağladığı görülmektedir. Manipülatif ve sansasyonel amaçları olan bu elim olay, böylesi bir ulus ötesi politik süreçte yönetilmesi ve bu durumun üstesinden gelinmesi güç bir kriz üretmeye matuftur. Ancak iki ülke arasında yeniden tesis edilmiş olan güven ilişkisinin de bir sonucu olarak bu olağandışı ve haince gerçekleştirilen cinayetin ortaya çıkardığı kriz durumu suhuletle aşılmıştır.

Kamuoyuna yansıdığı ölçüde katilin kişisel profil ve bağlantılarına ilişkin bilgiler üzerinden değerlendirildiğinde, bu cinayetin olağan şüphelisinin FETÖ’ye mensup bir ‘intihar bombacısı’ olduğu anlaşılıyor. Bu durum uluslararası düzeyde, 15 Temmuz darbe girişiminin faillerine (FETÖ) yönelik Türkiye’nin yürütmekte olduğu haklı mücadelenin yeniden güçlü bir kamu diplomasisi diliyle anlatımı ve bu terör örgütünü himaye eden ülkelerin hukuk dışı ve gayri ahlaki tutumlarının sorgulanması adına bir imkân ortaya çıkarmıştır.

Bu alçak cinayet, 15 Temmuz’dan bu yana sürdürülen arınma/tasfiye mücadelesine rağmen FETÖ’nün eylem kapasitesine dair ürkütücü bir tabloyu gözler önüne sermiştir. Bu noktada, kamu kurumlarına ve özellikle de güvenlik sektörüne sızmış olan örgüt elemanlarının tasfiye sürecinin daha etkin ve hızlı biçimde gerçekleştirilmesinin gerekliliği ortadadır. Bu terör yapısının dinsel motifler üzerinden üretmiş olduğu fideistik tutum ve inançlar, intihar eylemlerinde bulunma gibi nasıl bir tehdit ortaya çıkaracağını göstermiştir.

Bu cinayet, Türkiye’nin mevcut dış politik dengede Suriye meselesinin çözümlenmesi konusunda yakın diplomatik ilişkiler içinde olduğu Rusya ile arasında kriz oluşturma hedefine matuf bir sabotaj niteliğindedir. Bölgesel güç dinamiği açısından sahada (Suriye) var olma mücadelesinde hem vicdani duruş hem de hukuki duruş ve ahde vefa ilkeleri açısından oldukça başarısız bir sınav veren ülkelerin, sorunun en azından insani boyutuyla kısmen de olsa çözülmesi umudunun sabote edilmesini arzuladıkları görülmektedir. Bir yönüyle bu sabotaj, sahada meşru olmayan varlıklarını fiilen sürdüremeyenlerin stabilizasyon umudunu yok etmek suretiyle negatif varlık göstermek isteyenlerin eseridir. Türkiye ile Rusya arasında 15 Temmuz’dan bu yana giderek güçlenen dış politik temasların bölgesel sorunların çözümlenmesinde (Suriye, Kuzey Irak) sağlaması muhtemel katkı sabote edilmektedir.

Bu suikastın Rusya tarafından uluslararasılaştırılması yönündeki girişim, Türkiye’nin 15 Temmuz ve sonrasında maruz kaldığı ağır terör saldırıları karşısında sükût etmeyi ya da eylemsizliği tutum olarak benimseyen uluslararası camiaya da bir uyarı niteliğinde olacaktır. Ülkemizde sivilleri de hedef alan trajik terör tablosu karşısında ne empatik bir tutum ve ne de uluslararası hukuk ve sözleşmelerden kaynaklanan sorumlulukların yerine getirilmesi durumu söz konusudur. Örneğin, sözde müttefiklerimiz suçluların iadesi anlaşmasının gereklerini yerine getirmekten içtinap etmektedirler. Böylelikle terör örgütlerine lojistik destek sağlamayı sürdürmektedirler.

Sonuç olarak Türkiye’nin, ağır bir tehdit altında olan iç güvenliğinin temin ve tesisi noktasında daha müteyakkız olması gerekmektedir. Zira alçakça sırtından vuracak bir ihanet şebekesinin terör yapısı ile mücadele edilmektedir. Demokratik bir hukuk devleti olmanın gereklerine uygun ve fakat olağanüstü hâlin ortaya çıkardığı kamu güvenliğine yönelik riskleri minimize edebilecek bir potansiyel üretmesi icap etmektedir.

PAYLAŞIN:
Hukuk öğrenimini Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde tamamlamıştır. 2011 yılında profesörlük kadrosuna atanan Dr. KILIÇ halen Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi, ‘Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi’ Anabilim Dalında öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi, Karşılaştırmalı Hukuk Kuramı, Hukuk Metodolojisi ve İnsan Hakları Hukuku konuları akademik ilgi alanlarını oluşturmaktadır. Akademik ilgisi doğrultusunda çok sayıda bilimsel yayınları ile ulusal ve uluslararası kongrelerde sunulmuş bildirileri bulunmaktadır. Prof. Dr. Muharrem KILIÇ, halen Türkiye Gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır.