Tiyatro ve Sahne Arkası

Prof. Dr. YASİN AKTAY
Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, Sosyoloji

Rusya Büyükelçisi Andrey Karlov’a yönelik suikastın neredeyse bütün detayları, saniye saniye önce sosyal medyada yayınlandı, akabinde herkesin vizyonuna sunuldu. Bu sunumun yaşadığımız dünyanın iletişim ve medya şartlarıyla yakından alakalı olduğunda kuşku yok. Ama daha kuşkusuz olan suikastı planlayan ve uygulayanın bu suikastın nasıl yansıması gerektiğine dair kendi planını da suikast paketinin bir parçası olarak tasarlayıp uygulamış olduğudur.

Suikastın bütün detayları gerçekten herkesin gözü önünde cereyan etti, ama bu arada suikast esnasında sahnelenen oyunun sahne arkası da, niyeti ve kastıyla birlikte bütün çıplaklığıyla görünmüş oldu.

Olay elbette sadece bir suikasttan ibaret değildi. Rusya büyükelçisinin şahsını hedef alan ve onu öldürmeyi hedefleyen bir eylem olmanın ötesinde bu eylemin anlamını, etkilerini hesaplayan ve bu etkileri elde etmek üzere işin içine başka şeyler katmaya çalışan bir gösteri vardı ortada. Seyredenleri elbette kandırmaya çalışan ama kandırmaya çalıştığı gerçeğini gizleyemeyen bu gösteri, sadece gösteri sanatları performansı açısından değerlendirilmeyi hak ediyor değil elbet.

Bugünün dünyasının siyasi hedefler gözeten bu tür gösteriler için eskisine nazaran çok daha riskli olduğunu görmek açısından da önemli bir örnek oluşturdu bu suikast. Çünkü gösteriyi olayın önüne alan bu eylem, eylemin niyeti, hedefi ve failini açıkça ele vermiş oldu. Ele vermiş olduğu için gösteri, failleri açısından tam bir fiyaskoya dönüştü. Hatta fiyaskodan öte bu gösteriden hedeflenen ne varsa onların tersinin gerçekleşmesine yol açmış oldu.

İstenen Türkiye’nin Rusya ile ilişkisinin bozulması idi, ama daha ilk dakikadan itibaren Rusya’nın bu eylemin amacını da niyetini de çok iyi görmüş olduğunu gösterdi. Türk-Rus ilişkilerinin bu olaydan etkilenmeyeceği, hatta ille de etkilenecekse olumlu etkileneceği yönünde gelişmelere ve beyanlara tanık olduk.

Gerçekten de ertesi gün yapılması beklenen Türkiye, Rusya ve İran arasındaki Suriye ile ilgili gelişmelere dair görüşme hedeflenenin aksine iptal olmadığı gibi, beklenenin ötesinde çözüme yönelik iyimser bir sonuç ortaya çıkardı. O toplantıdan sonra bugün için Suriye’de çözüme doğru çok daha olumlu bir noktada olduğumuzu söyleyebiliriz, çünkü prensip olarak Suriye’nin geleceğinde sayısız bölge dışı aktörler yerine Suriye’den doğrudan etkilenen komşularının müdahil olması doğrudur.

Aslında daha doğru olan Suriye halkının geleceğine sadece Suriye halkının karar vermesidir. Türkiye dahil hiçbir başka ülkenin Suriye’nin geleceğine karar verecek konumda olmaması elbetteki arzulanan şeydir. Türkiye’nin baştan beri ısrarı bu yönde olsa da, ne yazık ki, Suriye’yi bu dış müdahalelerden kurtarmak mümkün olmadı.

Bugün geldiğimiz noktada uluslararası siyasetin güvensizliği hakim kılmaya yüz tuttuğu bir düzeyde, yine de aktörleri azaltmak ve bölgenin aktörleriyle sınırlı tutabilmek büyük ve çözüme yaklaştırıcı bir adımdır. Türkiye’nin veya Rusya’nın tam da bu süreçte, birlikte böyle bir saldırıya maruz kalmalarını tamamen alakasız görmemek gerekiyor.

Aslında her saniyesi enva-i çeşit medya önünde gerçekleşen bu gösterinin bir sahnesi var ki, kanaatimce bugünün uluslararası siyasetine ışık tutuyor. Önde maktulün, arkada katilin göründüğü, suikasttan hemen önceki sahne… Bu sahnede önde duranın arkasında kendine koruma görevlisi izlenimi vermeyi başarmış olan birine duyduğu güven var. Ama o güven saniyeler sonra hayatına mal olacak kadar sahte, rol icabı takınılmış bir maskeye dayanmaktadır.

Katilin tetiği çektikten hemen sonra yine kameralara şov yaparak radikal İslamcı bir rolün gereklerini yerine getirmeye çalışması basit bir aldatma performansı. Şükür ki kısa süre içinde aktörün ne yapmaya çalıştığı anlaşılabildi. Ama bugün Suriye’de, Irak’ta veya dünyanın bir çok yerinde radikal İslamcı rolü oynayarak dünyanın bütün nefretini ve düşmanlığını Müslümanların üzerine çekmeyi başaran DEAŞ veya el-Kaide gibi terör örgütlerinin kimin senaryosunu oynadıklarını bu açıklıkta ortaya koyabilen bir süreç yaşayamadık.

Onların Müslümanları değil, sadece Müslümanların düşmanlarını temsil ediyor olduğunu, onlar adına hareket ediyor olduğunu sadece onların yüzde 99’u Müslüman olan masum kurbanları biliyor. Bugün DEAŞ veya El-Kaide terörünün kurbanı asla ABD veya Batılı ülkeler değil, sadece Müslümanlardır.

Bu örgütler batılı ülkelere İslam dünyasını işgal etmenin yolunu açıyorlar. Bu işgallerin neticesinde sömürge sonrası iyi kötü toparlamış oldukları mütevazi dünyalarını tamamen yakıp yıkmanın önünü açıyorlar. Sadece Müslümanları öldürüyorlar ve kendileriyle savaşmak için verdikleri bahaneyle Batılıların gelip kitlesel halde daha fazla Müslüman öldürmelerini sağlıyorlar.

Bugünün uluslararası ilişkileri Andrey Karlov’a yapılan suikasttaki gibi tam bir tiyatro. Hiçbir şey göründüğü gibi değil ve herşey bir gösteri havasında cereyan ediyor. Yapılan şeyler ayrı, yapılanlara dair bize empoze edilmeye çalışan izlenim apayrı.

Türkiye’nin NATO’da müttefiki olan ABD, Suriye’de Esad’ı devirmek için gelmiş, ama yolda bulduğu, önüne Esad’ın attığı başka bir düşmanla boğuşmaya başlamış, sonra onunla baş edememiş, yardımına kendi müttefiki olan Türkiye’nin düşmanı olan terör örgütü Suriye topraklarında PKK’yı çağırmış. Haa, PKK’yı o da terör örgütü olarak biliyormuş da, o yüzden ona JPG elbisesi giydirerek onu vaftiz etmiş olmuş.

Bu arada herşey istedikleri gibi gitmiyor tabi. Olaylar hep bir tiyatrodaki gibi, herşeyin öngörülüp kontrol edilebildiği bir sahnenin sınırlarında cereyan etmiyor. Onların ufuklarını da güçlerini de hesaplarını da aşan bir ufuk, bir güç, bir hesap ve o gücün ve hesabın mutlak bir sahibi var.

PAYLAŞIN:
1966 Siirt doğumlu olan Prof. Aktay, ODTÜ Sosyoloji Bölümü’nde 1990’da lisans; 1993’te yüksek lisans; 1997’de de doktorasını bitirdi. 1999 yılında Uygulamalı Sosyoloji Anabilim dalında doçent, 2005 yılında da Kurumlar sosyolojisi Anabilim dalında profesör oldu. 1992 Eylül’ünde araştırma görevlisi olarak girdiği Selçuk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde 2012 Eylül’üne kadar öğretim üyesi olarak çalıştı. Eylül 2012 tarihinde Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nde çalışmaya başladı. 2001 ve 2004 yıllarında ABD’nin değişik üniversitelerinde araştırtmalar yapıp ders veren Aktay, 1991 yılında bir grup arkadaşıyla birlikte çıkarmaya başladığı Tezkire dergisinin ve 2002 yılında yayımlanmaya başlanan Sivil Toplum dergisinin editörlüğünü yaptı. 2008 Şubat – 2011 Şubat yılları arasında Mehtap TV’de Ferhat Kentel ile birlikte Tersi ve Yüzü Programını yaptı. 2011 yılında TV Net’de başladığı Bakışaçısı programını hazırlamaya devam ediyor. Aynı zamanda TRT Arapça’da da Beyne’turas ve’l Hadasa programını da sundu. Yurt içi ve yurt dışında birçok dergide makaleleri yayınlanan ve birçok araştırma projesinde yer alan Aktay halen Yeni Şafak Gazetesinde de köşe yazısı yazmakta, aynı zamanda AK Parti İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevini yürütmektedir.