Müttefiklerimizle Yüzleşme Zamanı

HİKMET KÖKSAL

Rus Büyükelçisi Andrey Karlov’a yapılan suikast Türk-Rus-ABD ilişkilerini önemli bir yol ayrımına getirdi.

Zor zamanlar insanlar gibi devletlerin de daha önce kullanmadığı pas tutmuş reflekslerini kullanmasını sağlar. Şimdi müttefiklerimizle olan ilişkilerimizle yüzleşme zamanı. Bu suikast ve sonrası yaşananlar doğru bildiğimiz ya da geçmişte doğru bugün ise geçersiz iflas etmiş birçok kanaatimizi kantara çıkardı. Sonuçlar şaşırtıcı.

Yıllardır Rusya’nın bizi parçalayıp bölüp yutmak istediğini dost ve müttefik ABD’nin bunun engellenmesinde bize en büyük desteği sağladığından hareket edildi. Komünizmle mücadele dernekleri bile kurulmuştu.

Geçmişte doğru görülse de bugün tartışılan nokta “ABD’nin menfaatlerini Türkiye’nin parçalanmasında gördüğü” kanaatidir. Sovyet İmparatorluğunun dağılıp, soğuk savaş döneminin sona ermesiyle Pentagon “öncelikli düşman” listesinin başına Müslüman coğrafyasını, liderliğine de Türkiye’yi oturtmuştu.

Buradan bakınca büyükelçi suikastı tartışmasız olarak Türk-Rus ilişkilerinin bozulmasını hedef alıyor. Suikastın zamanlaması hem Suriye iç çatışmalarının tavan yaptığı Halep kuşatmasına, Türk-Rus-İran üçlü zirvesinin öncesine rast gelmesi Karlov’un ilişkilerin yürütülmesinde güçlü bir aktör olması, iddiayı güçlendiriyor.

Suikastı gerçekleştirenin kimliği ise bir tarafı tahrip ederken arkasında da mevcut bir yarayı büyütüyor. Yani FETÖ irtibatlı bir suikastçının seçimiyle bir taşla iki kuş vurma fırsatçılığı yapıldı.

Özel hayatında içe kapanık anti sosyal bir kişiliğe sahip suikastçının FETÖ fedaisi olması resmen teyit edilmese de güçlü bir ihtimalle emri Pensilvanya’dan geliyor.

Afganistan, Irak ve Suriye’de yaşanan olayların aktörü olarak görev yapan bütün radikal örgütler aslında ABD tarafından kuruldu, beslendi, onun için çalıştı ve tarafından kullanıldılar. (Bkz. Carter’in güvenlik başdanışmanı Zbigniew Brezezinski’nin Alexander Cockburn ve Jeffrey Clair ile yaptığı 15 Ocak 1998 tarihli söyleşi)

Türkiye’de ortalığı iyice karıştırmak için öyle felaketler yaşanmalı ki; ABD operasyonları için bahane bulmak kolaylaşsın ve bu işleri yapmak için de mevcut şartlarda en uygun suikastçı tiplemesi şehitlik mertebesine erişmeye inanmış, ölmeye ve öldürmeye hazır içeriden birilerini bulmaktır.

Türkiye’yi hizaya getirmek için direnişin merkezini oluşturan muhafazakâr toplumu içeriden vurmanın en kolay yolu işi yine muhafazakâr olarak etiketlenmiş fedailer eliyle yapmaktır. Öyle de yaptılar, uzun vadeli FETÖ projesinden bunun için de faydalanma yoluna gittiler.

Her oyunda hamle rakibin durumuna göre yapılır. Soğuk savaş döneminde Türkiye’ye kendi menfaatlerinin bölgedeki bekçiliğini yaptıran ABD bugün Orta Doğu’yu parsellemekte en büyük engel Türkiye’yi görüyor, bütün terör örgütleri ile müşterek operasyonlarını bu maksatla kullanıyor.

Bunu yaparken üzerlerinde hiçbir ahlaki sınır tanımıyor. Öyle rahatlar ki (çöküşleri de zaten bu rahatlıkları ve kibirleri yüzünden olacak) resmî ağızlardan “Erdoğan, yani Türkiye’nin politik duruşu, Washington’da sevilmiyor, çünkü bizimle çatışıyor, çelişkilerimizi yüzümüze vuruyor, dostumuz olmaya çalışmıyor. Oysa ondan daha otoriter liderler dostumuzmuş gibi poz yapmakta beis görmüyorlar” diyebiliyorlar.

Samanpazarı’nda başlayan FETÖ operasyonunu bugünlere getirip 15 Temmuz darbe girişiminden sonra da saldırıları farklı alanlara yayıyorlar.

Algı inşa etmek, düşünceyi manipüle etmek gibi konularda uzman olan ABD, İslam ve terör gibi iki zıt kelimeyi yan yana getirebiliyor. Afganistan savaşında Rusya’yı yenmek için kullandığı en önemli insan malzemesini savaş bitince iç savaş çıkartarak Afganistan’ı parçalamak için kullandı. Yaşadıklarımız, aynı senaryonun Türkiye’de uygulanması için denemelerdir.

Bu mücadelenin ağırlığı ancak topyekûn bir seferberlik ile kaldırılabilir ve sadece hukuk mücadelesi bu ağırlığı kaldıramaz mutlaka Diyanet kadrolarından inanç temelli bir hamle gerekir.

Uzun soluklu bir mücadele olsa da birçok değerin tehdit altında olduğu bir sosyal yapıda yeni hayal kırıklıkları yaşamamak için her sosyal kurum bu seferberlikte sorumluluğunun gereğini yerine getirmelidir.

PAYLAŞIN:
1950 Erzincan doğumlu olan Gazeteci-Yazar Hikmet Köksal Atatürk Üniversitesi İşletme fakültesini 1975 yılında bitirdi. 1979 yılında basın iş kolunda çalışmaya başladı ve bu tarihten itibaren Türkiye Gazetesinin Erzincan, Erzurum, Samsun ve İzmir Bölge müdürlüklerinde bulundu. Türkiye Gazetesinde köşe yazıları yayınlamakla birlikte, iş ve sosyal hayatta başarılı olmak üzerine dergilerde makaleleri ve kitapları yayınlandı. Eğitim Kurumlarında, kamu ve özel iş yerlerinde verdiği seminerlerde öğrenci, yönetici ve çalışanlarla tecrübelerini paylaştı. Erzincan ERT-TV’de “Açık Kürsü” Programını yaptı. Yurt içinde birçok dergi, yerel Gündem 24 Gazetesinde köşe yazıları ve makaleleri yayınlandı. Halen Türkiye Gazetesinde “Yerel Pencere” başlığı altında köşe yazıları hazırlamaya devam ediyor.