Modern Çağın Hiper-Gerçekliği: Terör Şiddeti

Prof. Dr. MUHARREM KILIÇ
Akdeniz Üniversitesi, Hukuk

Türkiye, yeni yılın ilk saatlerinde Ortaköy’de 39 masum insanın katledilmesi ile sonuçlanan menfur bir terör eylemine maruz kalmıştır. Bu cinayet, haince işlenen diğer katliamlardan farklı olarak ‘terör şiddetinin’ çok katmanlı hedeflerini tahakkuk ettirmeye yönelik, yeni bir eylem biçimi olarak ortaya çıkmıştır. Bu tedhiş eyleminin, zamanlaması, hedef kitlesi ve mekân seçimi açısından etki/leme düzeyi itibarıyla ağır bir travmatik netice elde etmeyi amaçladığı aşikârdır.

‘Örgütlü şiddet’ faaliyeti olarak terörizmin, etnik, ideolojik veya sözde dinî referanslar kullanıyor olsa da, herhangi bir fikriyata dayandırılması ve bir değer alanına izafeti mümkün değildir. Bu yönüyle terörizm, sabitesi olmayan ‘ontolojik bir köksüzlük’ ve ‘katıksız bir körlük’ hâlidir. Öyle ki bu içkin durumuyla terörizmi, ‘amorf bir eylemsellik’ olarak nitelememiz mümkündür.

Modern çağın ‘hiper-gerçekliği’ olarak tezahür eden terör şiddeti etki gücünü, medya üzerinden üretmektedir. Medyanın dolayımsız aktarımıyla, kamuoyu ile etkileşimli bir paylaşım/çoğaltım zemini üretilmektedir. Bireyi, sanal bir gerçeklik üzerinden iletişime/etkileşime sokan sosyal medya mecrası da bu etkiyi derinleştirmektedir. Sanal iletişimsel/etkileşimsel ortamda çoğalan kirli bilgi akışı, tedhiş eylemlerine ileri düzeyde lojistik imkânlar üretebilmektedir. Nitekim bu mecra, sosyolojik kırılganlıklarımızı Ortaköy cinayeti üzerinden tartışma zeminine çekerek, bir iletişim stratejisi olan terör şiddetinin yıkıcı tesirini artırmaya dönük bilinçli/bilinçsiz bir destek durumu ortaya çıkarmıştır.

Global bir yayılıma sahip olan küresel terör dalgasının merkezinde yer alan Türkiye, güvenlik ve hatta beka sorunu ile yüzleşmektedir. Türkiye sahip olduğu jeopolitiği ve kendisine biçilen pasifist profili zorlayan moral-politik duruşu yüzünden yoğunluğu giderek artan bir terör dalgasının kör hedefi hâline getirilmiş durumdadır. Bu süreçte Türkiye, farklı fazlarda çeşitlenen terör şiddetinin figüranlarına karşı neredeyse tek başına bir mücadele yürütmektedir. Ülkemizin maruz bırakıldığı, bu yeni tedhiş dalgası her geçen gün çeşitlendirilmiş biçimleriyle yalnızca kurulu devlet nizamını değil, sosyo-moral ve kültürel bir olgu olarak bizatihi toplumsal yapıyı da hedef almaktadır.

Örgütlü terör şiddeti, ulus-aşırı aktörlerin, devlet dışı yapıların, uluslararası savaş lobisinin, silah tüccarlarının, küresel sermayenin vd. güdülemesiyle oluşturulan örgütsel yapılar üzerinden sürdürülmektedir. Küresel hegemonya mücadelesinin temel aygıtına dönüşen devlet terörizmi, küresel aktörler tarafından tasarlanıp üretilen terör yapıları üzerinden gerçekleştirilmektedir. Söz konusu yapılar, ilgili aktörlerce siyasi, iktisadi, ve askerî açıdan tahkim edilmektedir.

Terör şiddeti yıkıcı etkisini, bir takım travmatik hedeflerin tahakkuku üzerinden kendisini üretmeye çalışmaktadır. Bu kötücül hedeflerden bazıları şunlardır; toplumda sosyo-psikolojik travma üretmek; toplumsal bünyenin aksiyolojik dinamiklerini dinamitlemek; toplumda öğrenilmiş bir çaresizlik ve içkin bir tekinsizlik duygusu var etmek; birey/yurttaş ile toplum ve devlet arasında bir güvensizlik duygusu oluşturarak kamusal alanı parçalamak; kamu güvenliğini yıkıma uğratmak; içe kapanmış bir toplumsal bünye var etmek.

Ne yazık ki küresel hegemonya, içinde bulunduğumuz yüzyılı erimi öngörülemeyen bir tedhiş çağına dönüştürme iradesi sergilemektedir. Bu acı gerçeklik üzerinden terör şiddetiyle mücadele stratejimizi çok boyutlu biçimde ve bitimsizce yenilememiz gerekmektedir. Zira terör şiddetinin, küresel hegemonik mücadelenin kirli bir aygıtı olmaktan çıkarılmadığı sürece tümden izale edilmesi mümkün değildir. Ancak, minimize edilmesi adına bu şiddet türünün alanını daraltabilmenin temel araçları üzerinde daha fazla kafa yormamız icap etmektedir. Bu noktada mutlak surette, siyasal aklın yanı sıra, sivil ve akademik aklın da sürece katkısı zorunludur. Burada temel stratejik hamle, tüm biçimleriyle terör şiddetinin alanını daraltmak adına siyasi, hukuki ve toplumsal alanın dinamiklerinin etkin biçimde mobilizasyonu gerekmektedir. Özellikle toplumsal alan bağlamında, oluşturulacak olan güvenlik politikasının icrasında vatandaşların etkin süjeler olarak sürece katılımı büyük önem arz etmektedir.

PAYLAŞIN:
Hukuk öğrenimini Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde tamamlamıştır. 2011 yılında profesörlük kadrosuna atanan Dr. KILIÇ halen Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi, ‘Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi’ Anabilim Dalında öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi, Karşılaştırmalı Hukuk Kuramı, Hukuk Metodolojisi ve İnsan Hakları Hukuku konuları akademik ilgi alanlarını oluşturmaktadır. Akademik ilgisi doğrultusunda çok sayıda bilimsel yayınları ile ulusal ve uluslararası kongrelerde sunulmuş bildirileri bulunmaktadır. Prof. Dr. Muharrem KILIÇ, halen Türkiye Gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır.