Suriye’de Tam Kara Bulutlar Dağılırken

Prof. Dr. YASİN AKTAY
Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, Sosyoloji

Suriye’de barış ve çözüm için hava hızlı bir biçimde bir açık bir kapalıya dönüyor. Tam her şeyin en kötü noktaya gittiği düşünülürken, kapkara bulutlar göğü kaplamışken yeni bir gelişme çözüm için bulutları dağıtıyor ve açılan yeni bir ufuk umutları tazeliyor. Arkasından tam bu ufuktan ilerlerken yeni bir gelişme, kara bir bulut gibi tekrar duruma çöküyor.

ABD’nin olaya müdahil olmasının her şeyi olumlu yönde değiştirebileceği düşünülüyordu başlarda. Esad’ın bizzat katliamların baş sorumlusu ve terör örgütleriyle iç içe olduğuna dünyayı ikna etmekte başı çeken ABD’nin Suriye’ye dair ilk ilgisi Esad’ı halletmekti. Ama Suriye’ye doğrudan müdahalesi Esad’ı bir kenara koyup Esad’ın önüne koyduğu DEAŞ’la mücadeleye döndü.

Bu, baştan itibaren aslında ya ABD’nin Suriye’de çözümü değil, bilakis çözümsüzlüğün sürekli hale gelmesini aradığını gösteriyordu veya, inanacaksak, Esad’ın ortaya attığı DEAŞ yemine ABD’nin sazan gibi atlamış olduğunu. Tabi daha kötüsü ABD’nin herkesten sakladığı gündemini uygulayabilmek için DEAŞ’ı bir bahane olarak kullandığıydı. Zamanla asıl ihtimalin bu sonuncusu olduğu anlaşıldı.

ABD bilhassa müttefikleriyle de hiç paylaşmadığı bir plana sahip ve bu planı adım adım uygulamaya çalışıyor. Bu esnada dışarıdan kaybediyor gibi göründüğü şeyler bu planın bir parçası mıdır yoksa gerçek kayıplar mıdır kimsenin bilme şansı yok, çünkü planı ABD’den başka kimse bilmiyor.

Bu esnada herkesin güvenini ve dostluğunu kaybetmiş bir ABD’nin bunun karşılığında ne kazanıyor olabileceğini sürekli sormak durumunda kalacağız tabi. Belki de gerçekten olduğu gibi koskoca CIA’sıyla, State Departmant’ıyla ABD nereden düştüğünü bilemediği bir cenderenin içinde bocalayıp duruyordur. Bu aralar ABD, siyasetine büyük rasyonaliteler atfedenleri yanıltan sürpriz gelişmelere şahit oluyoruz ve daha da olacağa benziyoruz.

Suriye’de büyük güven ve itibar kaybına uğramış olan ABD, giderek çözüm için bir umut olma vasfını yitirmişken Trump’ın seçilmesiyle bir değişim ihtimali “belki bir umut” oluşturabilirdi. Seçim kampanyasında ve sonrasında sarf ettiği sözler bu umut için ciddi gerekçeler oluşturuyordu.

Geçtiğimiz gün Trump Suriye’de bir “güvenli bölge oluşturmanın şart” olduğunu ve bunda ABD’nin bir şeyler yapacağını söyleyerek yeni bir değişim ihtimalini ortaya koydu. Görünürde bu, baştan itibaren Türkiye’nin istediği şeydi, ama Astana sonrası oluşan bir nebze olumlu havanın üstüne bu güvenli bölgenin PYD kontrolünde bir bölge olabileceği ihtimali akla geldi. Böyle bir bölgenin hiç kimse için bir güvenlik oluşturmayacağı, PYD kontrolündeki bir bölgeye hiçbir bırakınız Suriyeli Arapları, PYD yanlısı Kürtlerin yüzde onunun dışındaki Kürtler için bile hiç bir çözüm oluşturmayacağı çok açık.

Neyse ki, içeriği tam olarak doldurulmayan bu sözün Ürdün ve İsrail sınırında bir bölgeyi kast ettiği belirmeye başladı. Belirmeye başladı diyoruz, çünkü bu konuda hala doğru dürüst bir açıklama yok. Eğer böyle ise konunun Suriye halkından ziyade İsrail’i düşünen bir boyutu olacağı kaygıları daha şimdiden dillendirilmeye başlandı. Böyle bir bölgenin her halükarda Avrupa’ya gidecek göçü engelleyeceği düşüncesiyle de AB’ye sıcak geleceğini şimdiden düşünebiliriz.

Diğer yandan Halep’te iyice daralan çözüm alanına Astana’dan Türkiye ve Rusya işbirliği ile açılan yeni kapıdan İran’ın da girmesiyle kuşkusuz yeni bir ortam oluşmuş oldu. Astana görüşmeleri tabii ki, 8 Şubat’ta yapılması düşünülen ve bugün itibariyle Şubat sonuna ertelenmiş olan Cenevre için bir alternatif değildi. Birincil amacı Suriye’de sağlanmış olan ateşkesin kalıcı hale getirilmesi ve Suriye’nin bütün bölgelerine uzatılmasıydı. Yani Astana’nın gündemi tamamen askeri bir gündemdi, işin siyasi boyutunun konuşulması düşünülmüyordu, aslında bilinen kadarıyla da konuşulmadı.

Ancak sorunu başladığı 2011 yılından beri ilk defa silahlı muhalefeti rejimle aynı masaya oturtabilen bu görüşmeye Rusya’nın bir anayasa önerisiyle gelmiş olduğu ve muhaliflere bunu dağıtmış olduğu anlaşıldı. Doğrusu bu durum Astana görüşmeleriyle yakalanan son derece olumlu havayı sabote etmek gibi bir şeydi. Çünkü hem Astana’dan kimsenin böyle bir siyasi müzakere beklentisi yoktu hem de teklif edilen anayasa metninin içeriği Suriye’de sadece muhaliflerin değil, mevcut tarafların yüzde 90’ının kabul edebileceği bir metin değil. Böyle bir metin tam bu aşamada gündeme geldiğinde zar zor ateşkese ikna edilmiş bütün tarafları savaşmaya devam etmeye tahrik için başka bir sebebe gerek kalmayabilir.

Belki Suriye’nin Arap Cumhuriyeti yerine sadece Suriye Cumhuriyeti olarak isimlendirilmesi genel bir kabul görebilir ama ülkenin kimliğinin İslam’dan arındırılması, özerk Kürt bölgesi vs gibi konular çok ciddi konular ve bunların bu aşamada dile getirilmesi savaşan tarafları tahrik gibi anlaşılması işten bile değil.

Bu noktada teklif edilen anayasa mevcut Suriye Baas anayasasının bile gerisine düşüyor. Gerçi bu konu üzerinde ayrıca düşünmeye değer. Çünkü bugünün Suriye’sinde İslam yasama kaynağı olduğu halde Suriye rejimi bu halde. Sadece Suriye için değil, aslında başta Mısır olmak üzere bütün Arap rejimlerinin yasama kaynağının anayasada İslam olarak zikredilmiş olmasına karşılık ortaya koydukları bütün uygulamalarda kendilerini İslam’dan alabildiğine bağımsız görüyor olmaları, bu tür bir maddenin nasıl bir fonksiyonu olduğu üzerinde düşünmeye sevk ediyor. Anayasa metnine konulan, ama hiçbir düzeyde ciddiye alınmayan bir ilke olarak İslam’a ve İslam’ın değerlerine bağlılık.

Hiçbir fonksiyonu olmasa da anayasada durması bir şeydir ona dokunmak başka bir şeydir ve şu anda Suriye için önerilen anayasa metninde öne çıkan ilk şey bu. Bu nasıl bir bulut çöktürür Suriye’deki şehirlerin üstüne varın siz hesap edin.

PAYLAŞIN:
1966 Siirt doğumlu olan Prof. Aktay, ODTÜ Sosyoloji Bölümü’nde 1990’da lisans; 1993’te yüksek lisans; 1997’de de doktorasını bitirdi. 1999 yılında Uygulamalı Sosyoloji Anabilim dalında doçent, 2005 yılında da Kurumlar sosyolojisi Anabilim dalında profesör oldu. 1992 Eylül’ünde araştırma görevlisi olarak girdiği Selçuk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde 2012 Eylül’üne kadar öğretim üyesi olarak çalıştı. Eylül 2012 tarihinde Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nde çalışmaya başladı. 2001 ve 2004 yıllarında ABD’nin değişik üniversitelerinde araştırtmalar yapıp ders veren Aktay, 1991 yılında bir grup arkadaşıyla birlikte çıkarmaya başladığı Tezkire dergisinin ve 2002 yılında yayımlanmaya başlanan Sivil Toplum dergisinin editörlüğünü yaptı. 2008 Şubat – 2011 Şubat yılları arasında Mehtap TV’de Ferhat Kentel ile birlikte Tersi ve Yüzü Programını yaptı. 2011 yılında TV Net’de başladığı Bakışaçısı programını hazırlamaya devam ediyor. Aynı zamanda TRT Arapça’da da Beyne’turas ve’l Hadasa programını da sundu. Yurt içi ve yurt dışında birçok dergide makaleleri yayınlanan ve birçok araştırma projesinde yer alan Aktay halen Yeni Şafak Gazetesinde de köşe yazısı yazmakta, aynı zamanda AK Parti İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevini yürütmektedir.