ABD’nin Güvenli Bölgeden Anladığı Nedir?

Prof. Dr. ÇAĞRI ERHAN
Kemerburgaz Üniversitesi Rektörü

Donald Trump’ın bir Amerikan televizyonuna verdiği mülakatta “Suriye’de halk için mutlaka güvenli bölgeler kuracağım” şeklindeki sözleri Türkiye’de çok farklı şekillerde yorumlandı. Neredeyse bu açıklamayla eş zamanlı olarak, kaynağının kim veya hangi kurum olduğu belli olmayan sözde bir plana ilişkin “içerik” de bir yerlerden basına sunuldu. Sözde plana göre, ABD Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt özerk bölgesi kurulması fikrini desteklemekteydi.

Trump’ın ayrıntıya girmeden yaptığı “güvenli bölgeler” açıklamasıyla, kaynağı meçhul “ABD destekli Kürt özerk bölgesi” bilgisi bir araya gelince üzerinde tartışılacak bir durum ortaya çıktı. Nitekim son üç gündür basınımızda bu konuyla ilgili çok sayıda yorum yer aldı.

Obama döneminde ABD’nin PYD’ye yardım ederken, karşılığında özerklik sözü verdiği yönünde çok fazla haber çıkmıştı. Washington resmî yollardan bu yönde hiçbir açıklama yapmamış ama DEAŞ’la mücadele adı altında PYD’yi desteklemeyi sürdürmüştü. Türkiye’nin tüm itirazlarına rağmen ABD bu politikasından vazgeçmemişti.

Yine Obama döneminde PYD’nin Ayn el-Arab ile Afrin arasındaki bölgeyi ele geçirerek, Hatay vilayetine doğru uzanan bir koridor oluşturması düşüncesi ABD silahlı kuvvetleri tarafından desteklenmişti. Hatta söz konusu bölgenin PYD için “temiz” hale getirilmesinde ABD hava kuvvetleri doğrudan görev almıştı.

Fırat Kalkanı harekâtı bu oyunu bozdu. Koridora dönüştürülmek istenen alanın TSK ve Türkiye’ye müzahir Suriyeli muhaliflerce denetlenmesi, DEAŞ’ın bu bölgeden tamamen çıkarılması ve PYD’nin de bölgeye girmesine izin verilmemesi Obama’nın koridor hedefine darbe vurdu.

Türkiye’nin Fırat Kalkanı harekâtıyla alanda varlığını tescil etmesi, Suriye için kurulan diplomasi masasında da yerini almasını temin etti. Bugün Türkiye-Rusya-İran öncülüğünde yürütülen bir süreçten söz ediyoruz. Astana görüşmelerinde ulaşılan önemli ilerlemelerin önümüzdeki hafta Cenevre’de BM ve Batılı devletlerin katılımıyla yapılacak daha geniş çaplı bir toplantıda pekiştirilmesine çalışılacak.

Suriye Üçlüsünün bugüne kadarki görüşmelerde üzerinde mutabakat sağladığı en önemli başlıklardan biri, Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması hususudur. Yani, Türkiye, Rusya ve İran Suriye’nin bölünmesini istemiyorlar. Hâl böyle iken, Suriye’de bir Kürt özerk bölgesi kurulmasını gündeme getirmenin bu üç devlet arasındaki mutabakatı bozmaya müteallik bir hamle olduğu açık.

Trump’ın “halk için güvenli bölge” ifadesini hangi çerçevede kullandığını şu an için bilmiyoruz. Fakat söz konusu “güvenli bölge” Türkiye’nin yıllardır dile getirdiği ama Obama yönetimine bir türlü kabul ettiremediği tarzdan bir güvenli bölge ise, bunun herhangi bir memnuniyetsizliğe yol açmasına gerek yok. Zaten Türkiye sayesinde ortada fiilî bir güvenli bölge var. El-Bab’ın DEAŞ’tan Menbiç’in de PYD’den tamamen temizlenmesini müteakip burası Suriyeli sivillerin sığınacağı emniyetli bir hayat alanına dönüşecektir. Fırat Kalkanı’na başlarken Türkiye’nin kendisine stratejik hedef olarak belirlediği ve dünyaya da ilan ettiği zaten budur.

O hâlde Trump liderliğindeki yeni ABD yönetimine düşen Suriye’de ne şekilde olacağı veya hangi amaca hizmet edeceği belli olmayan yeni arayışlara girmeden önce, Türkiye’nin başlattığı girişimlere tam destek vermek olmalıdır. Türkiye ile yeni bir başlangıç yapmaktan söz eden yeni ABD yönetimi bu çerçevede üç adım atabilir.

Birincisi, PYD’ye verilen desteğin derhal kesilmesidir.

İkincisi, silahlı PYD terör unsurlarının Menbiç’ten tamamen çıkartılması için gerekli baskının yapılmasıdır.

Üçüncüsü, Fırat Kalkanı sonucunda oluşan fiilî güvenli bölgenin, Birleşmiş Miletler tarafından hukuken de güvenli bölge ilan edilmesi için Güvenlik Konseyi’nde gerekli desteğin verilmesidir…

Türkiye’de bir kesim Suriye’de bir Kürt özerk bölgesinin kurulmasını ve ABD’nin de buna destek olmasını çok arzu ediyor. Bu hevesle, ABD’den gelen her açıklamayı kendi istedikleri gibi yorumlayarak, bir yandan da Obama döneminde PYD ve FETÖ sebebiyle sarsılan Türk-Amerikan ilişkilerinin daha da bozulmasını istiyorlar. Türkiye’nin alanda ve diplomasi masasında attığı adımların, bu beklentilerin gerçekleşme ihtimalini sıfırladığının henüz farkında değiller. Ya da farkındalar da, melunluk hücrelerine işlediğinden huylarından vazgeçemiyorlar.

PAYLAŞIN:
Şu anda Kemerburgaz Üniversitesi Rektörü olan Çağrı Erhan, 1993’te Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Aynı üniversitede, 1996’da uluslararası ilişkiler yüksek lisansını, “Türk-Amerikan İlişkilerinde Afyon Sorunu” başlıklı tezi savunarak tamamladı. 2000 yılında da, “Osmanlı-Amerikan Siyasi İlişkileri” başlıklı teziyle, Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümünde doktor unvanını aldı. 2003’te siyasi tarih doçenti oldu. 2009 yılnda profesör oldu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler ve Hukuk Fakülteleri ile TOBB ETÜ’de, “Osmanlı Diplomasi Tarihi”, “Türk-Amerikan İlişkileri”, “Siyasi Tarih”, “Uygarlık Tarihi”, “NATO” ve “Amerikan Diplomasi Tarihi” derslerini vermektedir. 2002′den itibaren, Stratejik Araştırma ve Etüd Merkezi (SAREM) Yürütme Kurulu, Stratejik Araştırmalar Merkezi (SAM) Yayın Kurulu, Türk Askeri Tarih Komisyonu Yürütme Kurulu, Tarih Yazıcılığı’nın Avrupa Boyutu Projesi Ulusal Komitesi, Avrupa Konseyi Tarih Eğitimi Projesi Yönetim Kurulu, Uluslararası Siyasi ve Ekonomik İlişkiler Merkezi Merkez Kurulu üyeliklerinde bulunan Çağrı Erhan, Uluslararası İlişkiler Dergisi ve Ankara Avrupa Çalışmaları dergilerinin kurucu editörlerindendir. Çağrı Erhan, Ekim 2000-Kasım 2003 arasında Ankara Üniversitesi Avrupa Toplulukları Araştırma ve Uygulama Merkezi müdür yardımcılığı görevini yapmıştır. Aralık 2005′te aynı merkeze müdür olarak atanmıştır. Şubat-Kasım 2008′de Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkan Yardımcılığı görevini yürütmüştür. Ocak 2009′da profesör olmuştur. Halen Mülkiye’de Ortadoğu, Osmanlı Diplomasi Tarihi, ABD Dış Politikası, NATO ve TOBB ETÜ’de Siyasi Tarih dersleri vermektedir.