Geçen Asrın Sonunda Bosna’da Neler Oldu?

Prof. Dr. M. ŞEREFETTİN CANDA

Bosna-Hersek Cumhuriyetinin yüzölçümü 51.129 km2dir. Adriyatik Denizi 1110 kıyısında 20 km’lik bir kıyısı vardır. Nüfusu da 1985’de 4.523.000’dir.

Osmanlılar, Bosna-Hersek topraklarına 1386’dan sonra gelmeye başladılar ve sonuçta Fatih Sultan Mehmet (II. Mehmet) 1463’de Bosna’yı kolaylıkla Osmanlı Devleti topraklarına kattı.

Ortodoks olan Bosna Kralı, Hıristiyanlığın Bogomil mezhebinden olan Bosna halkına adaletli davranmıyordu. Bu sebeple halk, kendi inançlarına benzer unsurları taşıyan Müslümanlığı seçerek Osmanlı yönetimine girdi. Böylece, Müslümanlığı seçen Bosna halkı “Boşnak” adıyla anıldı.

Fatih Sultan Mehmet yayınladığı ünlü ferman ile herkesin kendi inancında, din ve mezhebinde hür olduğunu bildirdi. Bu fermanın, insan haklarına saygının çok önemli bir vesikası olarak Boşnakların bundan sonraki hayatında unutulmaz ve çok değerli bir yeri vardır.

Hıristiyanlığın Bogomil Mezhebinden olan Bosna-Hersekliler’in müslümanlığı seçmesinden sonra, Anadolu’dan gelen çeşitli din ve tarikat mensuplarının da tesiriyle, kendi mahalli kültürleriyle Osmanlı-Türk-Müslüman kültürünün karışımı sonucu, kendine has bir topluluk ortaya çıktı. Bunlara Boşnak adı verildi.

Osmanlı Devlet idaresinde, Boşnak asıllı devlet adamları çok önemli vazifeler aldı: Damat İbrahim Paşa, Sofu Mehmet Paşa, Cezzar Ahmet Paşa, Koca Mustafa Paşa, Hersekzade Ahmet Paşa, Kuyucu Murat Paşa. Bosna-Hersek önce Osmanlı Devleti’nin Rumeli Eyaleti’nin bir Sancağı idi. Kanuni Sultan Süleyman (I. Süleyman) zamanında (1520-1566) sınırlar genişledi ve 1580’de Bosna Eyaleti kuruldu.

Bosna Eyaleti’nin Sancakları şunlardı: Sarajevo, Bihaç, Banja Luka, Travnik, Herzegovina, Zivornik. İlk Beylerbeyi: Gazi Ferhad Paşa. Sonraki yüzyılda Eyalet Merkezi 150 yıl süreyle Travnik şehri oldu.

Bosna-Hersek’de, yaklaşık 500 yıllık Osmanlı döneminde çok sayıda medreseler, yollar, köprüler, camiler, okullar, kütüphaneler, hanlar, hamamlar, hastaneler, kapalı çarşılar gibi bayındırlık işleri yapılmıştır.

Bosna-Hersek, Osmanlı Devlet idaresine ve Osmanlı Sarayına çok sayıda idareci vermiştir. Anadolu’dan da çok sayıda insan, özellikle din adamları ve sanatkârlar Bosna-Hersek’e götürülerek değişik bölgelerine yerleştirilmiştir.

Bu sebeple, Osmanlı Devleti ile çok yakın birliktelik göstermiş olan Boşnaklar, sonraki yüzyıllarda da, zaman zaman Türkiye’ye çeşitli göçlerle gelmiş ve önemli sayıda Anadolu’nun özellikle batısında yerleşmişlerdir.

Özetle belirtilen bu sebeplerle, Bosna-Hersek Halkı ve Boşnaklar Anadolu ve Türkiye ile tarihi, kültürel, dini, akrabalık, moral değerler ve sosyolojik bağlarla bağlı, kendine has kültürel kimliği ve hususiyetleri olan, çağdaş bir toplumdur.

Bosna-Hersek, 1877-78 Osmanlı – Rus Savaşı’ndan sonra imzalanan Berlin Antlaşması (13 Temmuz 1878) ile görünüşte Osmanlı toprağı olarak kalmakla birlikte, geçici olarak Avusturya-Macaristan Devleti’nin denetimine bırakıldı ve en sonunda, bir oldu bittiyle, 7 Ekim 1908’de, bu ülkenin topraklarına katıldı.

Bu oldu bitti hadisesinin tesirleri çok güçlü oldu ve I. Dünya Savaşı’nın çıkmasına da zemin hazırladı.
Avusturyalılar, Bosna’da çok sayıda bayındırlık işleri yaptılar, ayrıca Ortodoks, Katolik ve Müslüman olmak üzere üç eşit cemiyet varlığına dayalı bir idare oluşturdular.

Sırplar bu durumu istemediler. 28 Haziran 1914’de Avusturya Prensi Ferdinand, Saray Bosna’da bir Sırp genci tarafından öldürüldü. Bu olay I. Dünya Savaşı’na yol açtı.

Bosna-Hersek, 26 Ekim 1918’de Sırbistan ile birleştirildi.

Bosna-Hersek, 1946’de yeni kurulan Yugoslavya Cumhuriyetinin 6 Federe Cumhuriyetinden birisi oldu.

Bosna-Hersek Federe Cumhuriyeti, Yugoslavya’nın 1992’de dağılmasından sonra, diğerleri gibi bağımsızlığını almak istedi.

Sırbistan, Hırvatistan, Slovenya ile Makedonya bağımsızlığını kolaylıkla alırken, Bosna-Hersek Cumhuriyeti Sırp ve Hırvat saldırısına uğradı ve her yer kan gölüne döndü.

Asrın Sonunda Bosna’da Neler Oldu?

1992’de Yugoslavya Federe Devleti’nin dağılması ile bağımsızlığını almak isteyen Bosna-Hersek, diğer Federe Devletlerin (Sırbistan, Hırvatistan, Slovenya, Makedonya) tersine, bir yandan Sırp, diğer yandan da Hırvat saldırısına uğramıştır.

Sınırların dokunulmazlığı, kendi yönetimini seçme hürriyeti ve hakkı (Self determination) ile bütün temel insan hakları bir yana itilerek, Dünya’nın önünde ve Avrupa’nın ortasında, faşistlerin kaba güç gösterisine dayalı, toplu kıyımlar (Serebrenika ve Zepa gibi) ve soykırım sayılacak insanlık suçu işlenmiştir.

Oysa bu dönemde, Avrupa Topluluğu (AT)’nu oluşturma çabası içindeki Avrupa ülkeleri, kendi aralarındaki sınırları kaldırmanın ve “ortak değerleri” olan bir birlik oluşturmanın yollarını aramaktadır.

İnsanlar, fark gözetilmeden kadın, çocuk, yaşlı demeden öldürülmüş, baskıya uğramış, yer ve yurtlarından edilerek göçe zorlanmış, aç ve susuz bırakılmış, konutları yıkılmış ve yağmalanmıştır.

Gençler ve genç askerler sistematik bir biçimde ve amaçlı olarak, keskin nişancılarla (sınaypır) vurularak el, kol, ayak ve bacaklarından sakat bırakılmıştır. Böylece, toplum üzerinde izleri yıllarca sürecek, sistematik psikolojik bir baskı – kronik ruhsal travma ve sonuçta bir tür işkence uygulanmıştır.

Özellikle Srebrenica ve Zepa’da faşistler tarafından, geniş ölçüde toplu kıyımlar ve binlerce kişiye soykırım uygulanmıştır.

Binlerce Boşnak kadınına ve kız çocuklarına sistematik bir biçimde cinsel saldırıda bulunulmuş, insanlık onuru aşağılanarak ve hiçe sayılarak yapılan bu uygulamalar, etkisi yılarca sürecek olan psikolojik ve sosyal meselelere, gerçekte bir işkence biçimi olan “kronik travmaya” ve bunalıma yol açmıştır.

Ülkenin bütün endüstri, sanayi, tarım, ulaşım ve ekonomik kuruluşları kundaklanmış, yakılmış ya da yıkılmıştır.

Ülkenin, insanlığın ortak malı ve özgün kültürel mirası olan bütün kültürel, tarihi izler taşıyan, özellikle Osmanlı Dönemi inşaatları, eserleri ve kalıntıları yıkıma ve saldırıya uğramıştır.

Okullar, üniversiteler, hastaneler yıllarca kapalı kalmış, eğitim, öğretim ve sağlık hizmetleri durmuştur. Toplum eğitimsizleştirilerek, karanlığa, geriliğe itilerek, cihanşümûl insan değerlerinin gelişimi önlenmiştir.

Bosna-Hersek şehirleri sürekli kuşatma altında tutularak, dış dünya ile ilişkisi kesilmiş, insanlar 4 yıl boyunca hayatlarını bu şartlar altında geçirmeye zorlanmış, bir yandan da şehirlerin çevresindeki dağlardan ve tepelerden ateş edilerek, insanların tepesinde asılı duran “Demoklesin Kılıcı” gibi bir tesir meydana getirerek “kronik pisişik travma” yapılmıştır.

Saray Bosna (Sarayevo), 4 yıl boyunca, her türlü ihtiyaçlarını tünel yoluyla sağlamaya zorlanmış ve insan onuru aşağılanmış, bu yolla da bir başka türde “kronik psikolojik ve fizik travma” yapılarak işkence uygulanmıştır.