Yeniden “Güvenli Bölge” Tartışmaları

Dr. NİHAT ALİ ÖZCAN
TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler

Geçen hafta Suriye’de “güvenli bölge” tartışmaları yeniden alevlendi. Konunun gündeme gelmesini, Trump’ın ABD ordusuna verdiği DAEŞ’le mücadele için alternatif planların hazırlanması emrinin bir parçası olarak düşünmek gerekir. Plan, aynı zamanda Trump’ın mülteci karşıtlığına çare bulmayı, geldikleri yerlerde tutmayı hedefliyor. Teorik olarak bu fikir Avrupa’da da hatırı sayılır taraftar bulabilir.

Ancak, Suriye’deki askeri, siyasi ve ekonomik tabloya bakınca düşüncenin hayata geçirilmesinin hiç de kolay olmadığı görülüyor. Bu gün sayıları 6.5 milyonu geçen mülteciler için Suriye’de “güvenli bölge/bölgeler” inşa etmenin önünde ciddi zorluklar olduğu açık. Başka bir ifadeyle, önceki yıllarda var olan fırsatlar artık kaçırılmış gibi görünüyor.

Her ne kadar teorik olarak güvenli bölgeler, savaştan kaçan insanlara hayatta kalma imkânı vermeyi amaçlıyor, asgari yaşam koşularını sağlıyor olsa da fiiliyatta sonuç böyle olmayabiliyor. Niyet açıklamaları da buz dağının görünen, kamuoyuna pazarlanan kısmı olarak gündeme geliyor.

En önemli sorun, kimlerin “güvenli bölgelere” dönmeye razı olacağıdır. Doğal olarak, bu yeni bir tartışma başlatacaktır. Birleşmiş Milletler verilerine göre Suriye’ye komşu ülkelere kaçan insanların sayısı bir hayli yüksek. Türkiye’de üç milyon, Lübnan’da 1.5 milyon, Ürdün’de 1.250. 000, Kuzey Irak’ta 250 bin Suriyeli mülteci bulunuyor.

Trump’ın “güvenli bölge” fikrinin hayata geçirilmesi ancak havada ve karada güvenliğin sağlanmasıyla mümkün. Bunun kim/kimler tarafından, kimlere karşı sağlanacağı, cevabının baştan verilmesi gerekiyor. Tabloya baktığımızda, muhtemel hedef kitleler kadar, kriz çıkarabilecek faillerin listesi de bir hayli uzun. Öyle ki bu günlerde yürürlükte olan ateşkese uymayı taahhüt eden grup sayısının binlerle ifade edilmesi işin vahametini gösteriyor. Söz konusu grupların hem mücadele edilecek fail, hem de korunacak kurban olması ise bu tabloda hiç de sürpriz değil. Dahası, meşruiyeti ve siyasi konumu farklı aktörlerin statülerinin değişimi bazı sponsorları memnun etmeyebilir. Örneğin, şimdilerde daha güçlü ve askeri alanda mesafe almış olan Esad rejiminin konumu ne olacak? Belki de tek iyi haber, herkesin DAEŞ’e karşı olması.

Cevabı aranan diğer soru, güvenli bölgelerin kurulacağı sahalar olacaktır. Seçilen bölgeler, aynı zamanda “orta vadeli politik niyetlerin de ilanı” anlamına gelecektir. Mevcut askeri tablo üç bölgede, Türkiye, Ürdün ve Irak sınırı boyunca güvenli bölgelerin inşa edilebileceğini söylüyor. Örneğin, Türkiye sınırı boyunca Suriye topraklarında güvenli bölge ilanı, PKK/PYD merkezli siyasi ve askeri gelişmelere işaret ederken, aynı zamanda Kürtler ve Araplar arası çatışmanın ve rekabetinin de temellerini atacak demektir.

Afganistan’dan Afrika’ya yaşanan tecrübeler “güvenli bölgelerin” askeri yönünün göz ardı edilemeyeceğini söylüyor. Güvenli bölgelerin, iç savaşın ömrünü uzatma etkisi bir gerçek. İç savaşlar, insani yardımların 1/10’nun mültecilere, geri kalanının ise silahlı gruplara gittiği bir eko sistem yaratır. Bunu anlamı, lojistik ve personel sorununu çözmüş silahlı grupların savaşı mümkün olduğunca uzatmalarıdır. Çünkü bu tablo, halkı deniz haline getirirken, gerillaya balık olma imkânı verir.

Trump’ın niyetlerinin/planlarının Rusya, Türkiye, İran ve Esad tarafından kabul görüp görmeyeceğini bilemiyoruz. Trump her alanda olduğu gibi Suriye konusunda da açıklamaları, raftan indireceği yeni planları ve uygulamalarıyla herkesi Suriye’yi askeri, politik ve ideolojik açılardan yeniden okumaya zorluyor.

PAYLAŞIN:
Dr. Nihat Ali Özcan TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde öğretim üyesidir. Halen Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV)’da araştırmacı olarak çalışmaktadır. 1979 yılında Kara Harp Okulundan teğmen olarak mezun olmuştur. Mezuniyetinden sonra orduda değişik yerlerde ve rutbelerde görev almıştır. Subay olarak görev aldığı dönemde İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirmiştir. Dokuz Eylül Üniversitesi’nde “1919-1922 Yılları arasında Türkiye’de Milli Ordu, konulu tezi ile 1994 yılında yüksek lisans eğitimini bitirmiştir. Özcan; 1998 yılında keni isteği ile ordudan emekli olmuştur. Aynı Üniversiteden 1999 yılında doktora derecesini almıştır. Doktora tezi, PKK konusunda yapılan ilk akademik çalışmadır. Doktora tezi daha sonra (PKK Tarihi, İdeolojisi ve Yöntemi) ismiyle yayınlanmıştır. Bir süre serbest avukatlık yapmış, 1999-2002 arasında ASAM’da (Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi) terörizm konusunda çalışmıştır.