Cumhurbaşkanlığı Sistemi “Cumhura Göre ve Cumhur İçin”

Prof. Dr. YASİN AKTAY
Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, Sosyoloji

Gündemdeki anayasa değişikliğinin cumhurbaşkanlığı uhdesinde kontrolsüz bir güç yaratacağı yönündeki eleştiriler bir yana, bunun Sayın Cumhurbaşkanı’nın şahsıyla ilgili olma boyutu başka bir yana. Her iki husus kuşkusuz ayrı ayrı ele alınmayı hak ediyor.

Öncelikle iyi niyetli bir siyasi tartışma ortamı içerisinde bütün bu eleştiriler veya endişeler haklıdır ve biz bunu varsayarak konuşmaya çalışıyoruz. Kötü niyetin belirleyici olduğu bir zeminde tarafların birbirlerine anlatacağı bir şey olmuyor zaten.

Şükür ki, Türkiye’de siyaset alanı her geçen gün daha da genişliyor. Tartışmanın insanların görüşlerinin şekillenmesinde etkili olma ihtimalinin daha da artması anlamına geliyor bu. İnsanlar meselelere gerçekten lehlerine ve aleyhlerine olan durumları daha makul bir biçimde değerlendirerek yaklaşıyorlar.

Seviyesiz örnekleri de zaman zaman ortalığı bulandırsa da, Türkiye’de bu anlamda bir gelişmenin olduğunu ve siyasi tartışma zemininin giderek güçleniyor olduğunu söyleyebiliriz. Tabular birileri için yine tabu olarak kalmaya ve tartışma alanlarını kapatma arzusunu ifade etse de, geriye dönüp bakıldığında tartışılmaz, düşünülmesi dahi teklif edilemez denilen nice müzmin sorunların çözülmüş bile olduğu görülmüş olacaktır.

Bir dönem Türkiye’nin adeta varlığının adanmış olduğu başörtüsü yasağı bugün insanların acı acı gülerek hatırladıkları absürt bir mevzuya dönüşmüş durumda.

Geçmişte Kürt sorununu var etmiş olan konular bugün Türkiye için tek kelimeyle “aşılmış” mevzulardan ibarettir. Türkiye’nin bugün ulaşmış olduğu siyasi seviye açısından Kürt meselesi sadece “meselelerin çözülmüş olması dolayısıyla boşlukta kalmış olanların psikolojik meselesi” seviyesine inmiş durumdadır. Yoksa toplum için de devlet için de Kürt meselesi artık aşılarak, çözülmüş bir meseledir.

“Türkiye’nin yönetim sistemi” mevzusu da dokunulamayan meselelerdendi ve bu konu Türkiye’de asgari bir mutabakat sağlanarak çözüm yoluna girmiş bulunuyor. Bu sistemin bugün Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsıyla tek ilgisi bunu ülke gündemine bir çözüm konusu olarak getirebilmiş olma başarısının ona ait olmasıdır. Yoksa bu sistemin Erdoğan’a daha fazla güç sağlayacağı, onun şahsında kuvvetler birliğini sağlayacağı iddiası CHP’nin Erdoğanfobisinden ibaret bir laf kalabalığıdır.

İşin gerçeği, Erdoğan’ın daha fazla güç talebi olsaydı mevcut durumun devamını istemekten başka bir şeye gerek duymazdı. Çünkü mevcut parlamenter rejim ve bu rejim içinde zaten Erdoğan’ın partisiyle sahip olduğu müstesna ilişkisi dolayısıyla Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı sistemiyle temin edeceği daha fazla bir güç yok.

Cumhurbaşkanlığı sisteminde Erdoğan yerine başka birinin olması halinde sonucun ne olabileceğine davet edenleri biz de geçmişte bu parlamenter sistem içinde cumhurbaşkanlığı yapmış olan Kenan Evren, Süleyman Demirel ve Ahmet Necdet Sezer’i hatırlamaya davet edelim. Bunların her üçünün cumhurbaşkanlığı parlamenter rejim içinde mümkün olmuştu. Ülkeye nelere mal olmuş olduklarını hep birlikte yaşadık gördük. Her üçü de (belki darbeyle geliş olan ilki hariç) doğal bir seçim kampanya sürecinden geçip halkın salt çoğunluğunun oyunu alıp yedişer yıl işgal ettikleri o makama gelebilirler miydi?

Cumhurbaşkanlığı sisteminin Cumhurbaşkanına kontrolsüz bir güç vereceğini söyleyenlere karşılık, yeni düzenlemelere şöyle bir baktığımızda Cumhurbaşkanına çizilen sınırları neredeyse daha fazla görüyoruz. Cumhurbaşkanı idari konularda kararname çıkarabiliyor ama neler yapamadığı daha fazla zikrediliyor, mesela:

Temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle siyasi haklar ve ödevler konusunda kararname çıkaramıyor.

* Anayasada kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda kararname çıkaramıyor.

* Kanunda açıkça düzenlenen konularda kararname çıkaramıyor.

* Kararname ile kanunlar çeliştiğinde, kanun hükümleri uygulanıyor.

* Meclis’in aynı konuda kanun çıkarması durumunda kararname hükümsüz hale geliyor.

* Kararnameler Meclis’in ve Anayasa Mahkemesi’nin denetimine tabi oluyor.

* Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri ile yerel tüzel kişiliğe sahip kurumlar kurulamıyor.

* Meclis’i feshetme yetkisi veriliyor ama Meclis’i feshettiğinde kendi görevine de son vermiş oluyor. Aynı şey Meclis için de sözkonusu. Bir taraf diğerini feshettiğinde beraber seçime, yani millete, yani gücün asıl sahibine gitmiş oluyorlar.

* Cumhurbaşkanı’nın “sorumsuzluğu” ortadan kalkıyor, yani “yetkili ama sorumsuz” olmaktan çıkıyor.

* Cumhurbaşkanı’na denetim ve cezai sorumluluk geliyor. Cumhurbaşkanı şu anki anayasaya göre Meclis’in dörtte üç oyuyla yalnızca vatana ihanetten yargılanabiliyor. Şimdi ise hakkında herhangi bir suç işlediği iddiasıyla soruşturma açılabiliyor.

* Hakkında soruşturma açılan Cumhurbaşkanı erken seçim kararı alamıyor.

* Yeni sistemde Cumhurbaşkanı Meclis’e ve millete karşı sorumlu oluyor. Bugünkü sistemde Cumhurbaşkanı’nın tek başına yaptığı işlemler yargı denetimine tabi değildir. Yeni sistemde Cumhurbaşkanı’nın bütün iş ve işlemleri yargı denetimine açılıyor.

Dikkat edilirse, bütün bu ifadeler ve söylemler Cumhurbaşkanını yetkileriyle ilgili sınırlar çizen ve onu aslında kısıtlayan ifadeler.

Zamanında Özal da Demirel de başkanlık sistemini gündeme getirmiş destek istemişlerdi ama halktan bu desteği alamamışlardı. Sebebi halkın bu sistemin gereğine ve iyiliğine o zaman inanmayışı değil, bunu gündeme getirenlerin bunu kendileri mi için yoksa bu millet için mi istediklerine karar veremeyişleriydi.

Bugün Erdoğan halktan bu konuyu gündeme getirebilmek için büyük bir destek ve cesaret alıyor. Çünkü halk, Erdoğan’ın bu konuyu kendi şahsı için değil, milletin yararı için, geleceği için gündeme getirdiğine inanıyor, güveniyor ve bu değişikliği yapmak için ona gereken yolu açıyor.

Çünkü biliyor ki, halka rağmen halk için birilerinin yürüttüğü iktidar yerine halka göre, halk için bir iktidarın, yani kendi iktidarının önü açılmış oluyor.

PAYLAŞIN:
1966 Siirt doğumlu olan Prof. Aktay, ODTÜ Sosyoloji Bölümü’nde 1990’da lisans; 1993’te yüksek lisans; 1997’de de doktorasını bitirdi. 1999 yılında Uygulamalı Sosyoloji Anabilim dalında doçent, 2005 yılında da Kurumlar sosyolojisi Anabilim dalında profesör oldu. 1992 Eylül’ünde araştırma görevlisi olarak girdiği Selçuk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde 2012 Eylül’üne kadar öğretim üyesi olarak çalıştı. Eylül 2012 tarihinde Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nde çalışmaya başladı. 2001 ve 2004 yıllarında ABD’nin değişik üniversitelerinde araştırtmalar yapıp ders veren Aktay, 1991 yılında bir grup arkadaşıyla birlikte çıkarmaya başladığı Tezkire dergisinin ve 2002 yılında yayımlanmaya başlanan Sivil Toplum dergisinin editörlüğünü yaptı. 2008 Şubat – 2011 Şubat yılları arasında Mehtap TV’de Ferhat Kentel ile birlikte Tersi ve Yüzü Programını yaptı. 2011 yılında TV Net’de başladığı Bakışaçısı programını hazırlamaya devam ediyor. Aynı zamanda TRT Arapça’da da Beyne’turas ve’l Hadasa programını da sundu. Yurt içi ve yurt dışında birçok dergide makaleleri yayınlanan ve birçok araştırma projesinde yer alan Aktay halen Yeni Şafak Gazetesinde de köşe yazısı yazmakta, aynı zamanda AK Parti İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevini yürütmektedir.