Türk – ABD İlişkilerinde Ne Değişir?

Yrd. Doç. Dr. İSMAİL KAPAN
Yeni Yüzyıl Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler

CIA Başkanı Mike Pompeo Türkiye’ye geldi… İlk dış seyahat olması yönüyle, farklı anlam yüklenebilir mi? Daha önce de CIA başkanları birçok kez geldi. Önemli olan temasların sonucudur.

Türk – Amerikan ilişkileri, esasen 2003 yılı başından beri sıkıntılardan kurtulamadı. Sık sık yaşanan gerilimler, bazen yerini daha iyimser bir havaya bıraksa da, temelde problemler, bir türlü kalıcı çözüme kavuşmadı. ABD ve İngiltere’nin Irak işgali öncesinde yaşanan “1 Mart Tezkeresi” krizinden sonra, iki müttefik arasında cereyan eden bir kısım olayların, müttefiklik kavramıyla bağdaştırılması kabil değil. Ancak denge siyaseti çerçevesinde, taraflar kendilerince uygun gördükleri adımları atmak suretiyle, ilişkileri olabildiğince korumaya çalıştı…

G. W. Bush zamanında hayli hasar gören ilişkilerin, Obama döneminde onarılabileceği beklenmişti. Obama’nın ilk dış gezisinde, Mısır’dan sonra Türkiye’ye gelmesi ve buradan verdiği mesajlar, bu istikamette olumlu işaretler olarak değerlendirilmişti. Ancak zaman içinde, bu yöndeki beklentinin gerçekleşmediği görüldü.

Vaka buna benzer olumsuz dönemler, 1960’lardan beri pek çok kez yaşanmadı değil. Mahut Johnson Mektubundan tutunuz da, Haşhaş ekimi ihtilafının bir askerî muhtıraya dayanak teşkil edecek boyutlara varması ve Kıbrıs Harekâtından sonra Türkiye’ye uygulanan silah ambargosu… Buna tepki olarak Türkiye’deki Amerikan üslerinin kapatılması… 90’lı yıllarda “Çekiç Güç” kılıfı içerisinde, Kuzey Irak’ta yuvalanan terör örgütüne verildiği iddia edilen lojistik destek… Bu konuda dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş’in ifşaatı arşivlerde mevcuttur!..

Yani Türkiye’nin Amerika ile ilişkileri, hiçbir zaman serapa güllük gülistanlık olmadı. Olması da uluslararası ilişkilerin tabiatı icabı mümkün değil. Gerçekçi olmak lazım… Dış politikadaki dostluk ve düşmanlıklar, ülkelerin millî gücüyle paralellik arz eder… Karşı tarafın size ne kadar ihtiyacı vardır yahut olumsuzluk dönemlerinde, sizden gelebilecek riskin büyüklüğü ne kadardır. Hesaplar buna göre yapılır.

Türkiye bu coğrafyada, dostluğuna mutlaka ihtiyaç duyulacak bir ülke konumundadır. Yalnız Amerika, son on – on beş yılda, bu hususta muhtemelen realiteye uymayan hesaplar yaptı. Belki de Türkiye’nin stratejik önemini, hâlâ eski kriterlere göre değerlendirdi. Daha açık ifade ile eski ve yeni Türkiye’yi birbirinden tefrik etmedi veya etmek istemedi… Sanki Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, her seferinde kendi tezlerini kabul ettirebilecek sandı. Aksi takdirde, Türkiye’nin bunca itirazlarını duymazlıktan gelmenin izahı kolay değil.

Oğul Bush dönemindeki hoyratlıklar (askerlerimizin kafasına çuval geçirilmesi vb.) ile Obama döneminde bizzat ABD yönetiminde yaşanan ayrışmalardan (CIA – Pentagon görüş ayrılıkları vs.) kaynaklanan sonuçlar, ilişkilere fazlasıyla hasar verdi. ABD’nin Irak, Mısır ve Suriye politikaları çok net biçimde, Türkiye’yi hayal kırıklığına uğrattı. Üstüne üstlük ABD’nin PYD/YPG’ye verdiği askerî destek ve bu yolla kazandırmak istediği meşruiyet, tek kelimeyle skandal niteliğinde! FETÖ elebaşının bu denli himaye görmesi, başlı başına bir konu.

Obama yönetimine bir türlü anlatılamayan meseleler, acaba Trump ve ekibine anlatılabilecek mi? Daha doğrusu anlatılanlar ne derece kabul görecek? Önceki gece yarısı telefonla sağlanan ilk temasın olumlu bir havada gerçekleştiği ifade ediliyor. FETÖ’nün iadesi meselesini ciddiye alacağını ifade eden Trump’ın, hemen örgüt elebaşını teslim etmesini tabii ki kimse beklemiyor. Ama en azından, bu teröristbaşının orada bundan böyle göreceği muamele önemli…

Aynı şekilde PYD/YPG terör örgütüne karşı takınılacak tavır, iki ülke ilişkileri açısından çok çok önemli. CIA Başkanı Mike Pompeo’nun Ankara’ya gelmiş olması önemli bir gelişme. DEAŞ ile mücadelede yeni bir sürecin başlayabilmesi, Suriye’de mültecilerin barınması için güvenli bölge teşkili ve diğer ilgili konularda, şüphesiz önemli müzakereler yapılacak. Fakat çok fazla da iyimser olmak için ortada bir tablo yok. Trump’ın kişisel karakteri, genel olarak Müslümanlar hakkındaki yaklaşımları, çeşitli dünya meselelerine dair düşünceleri, ucu birbirine bağlı çok sayıda soru işareti doğuruyor. Öyle ki, kendi ülkesi içinde, bu yönlerden şimdiye kadar görülmedik boyutlarda tepkiler görüyor. Bu konumdaki bir ABD Başkanı, dünya sulhu için ne derece formül üretebilir?

Her şeye rağmen, meseleleri sadece Trump’ın şahsına bağlamadan; ABD’nin resmî dış politika mekanizmalarının ortaya koyacağı yeni tavırların, olabildiğince yakın geçmişteki hata ve acizliklerden arınmış olması, herhalde dünya için daha olumlu bir gelişme olacaktır. Bu çerçevede Türkiye’nin de arzusu bu olsa gerek!..

PAYLAŞIN:
Yrd. Doç. Dr. İsmail Kapan, Yeni Yüzyıl Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanıdır. 1956 yılında Malatya’nın Pütürge ilçesine doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde lisans; aynı üniversitenin İktisat Fakültesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Sosyal Yapı ve Sosyal Değişme Anabilim Dalında Yüksek Lisans ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde de doktora eğitimini tamamladı. 1978 yılında köşe yazarı olarak profesyonel gazetecilik hayatına başlayan Kapan, aynı meslekte yazı işleri müdürü, sorumlu müdür, genel yayın müdürü ve genel koordinatör olarak uzun yıllar yöneticilik görevlerinde de bulundu. Askerlik görevinden sonra, bir süre avukat ve hukuk müşaviri olarak serbest çalışan İsmail Kapan, tekrar gazetecilik mesleğine döndü. 1993 yılında İhlas Haber Ajansı’nı (İHA) kurdu ve bir buçuk yıl süre ile genel müdürlüğünü yaptı. Kapan, köşe yazarlığının yanı sıra 1993 yılından beri görsel medya alanında da çalışmalarını devam ettirmektedir. İsmail Kapan, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Basın Konseyi Yüksek Kurul üyesidir.