El-Bab’da İşimiz Zor!..

Yrd. Doç. Dr. İSMAİL KAPAN
Yeni Yüzyıl Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler

Fırat Kalkanı harekâtının üzerinden 172 gün geçti… Bu zaman zarfında onlarca şehit verdik. Çok zor bir coğrafyada sürdürülen bu askerî harekâtta, en çetrefil mesele; sahadaki dost-düşman unsurların fena hâlde birbirine karışmış olması ve burada açık veya örtülü operasyon yapan diğer bölgesel ve küresel güçlerin kirli iş birlikleri ve tuzaklarla ortalığı daha da bulandırmasıdır.

Esad rejimine bağlı katil sürülerinin bir taraftan İran milisleri ve Rus güçlerinin desteğinde devam ettirdiği vahşet, diğer taraftan kimi zaman PYD/YPG ile kimi zaman da DEAŞ militanlarıyla girdiği iş birliği, Suriye’de her şeyi kördüğüme çeviriyor…

Bakınız TSK’nın destek verdiği Özgür Suriye Ordusu, DEAŞ’ın Rakka’dan sonra en güçlü biçimde konuşlandığı EL-Bab kasabasını kuzeyden kuşatmış bulunuyor. Fakat rejim güçleri de güneyden El-Bab’a doğru ilerliyor. DEAŞ temizlendikten sonra burada yeni ve değişik bir çatışmanın olma tehlikesi belirdi! Zira El-Bab ve çevresinde çok farklı dengeler var.

Rusya havadan rejim güçlerine destek veriyor. Bir yanlışlık veya yeni çatışma olmasın derken Rusya önceki gün askerlerimizin bulunduğu binayı, kendi ifadelerine göre YANLIŞLIKLA vurdu. Üç askerimiz şehit düştü. Biri ağır 11 askerimiz de yaralı. Olaydan hemen sonra Putin’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı arayarak üzüntülerini bildirmesi ve hadisenin yanlışlıkla vukua geldiğini belirtmesi, en azından yeni bir krize mahal bırakmamak adına isabetli olmuştur. Ne var ki, bu olayın gerçekten yanlışlıkla olup olmadığı konusunda soru işaretleri de fazla!..

İnsanın aklına ister istemez çeşitli ihtimaller gelmiyor değil. Acaba Rusya fırsattan istifade, Kasım 2015’te düşürülen uçağının misillemesini mi yaptı? Yoksa Suriye rejim askerlerinin işini kolaylaştırmak için mi böyle bir atraksiyonda bulundu? Veya tam da CIA Başkanının Ankara’da önemli temaslarda bulunduğu ve ABD ile yeni bir sayfa açma gayretlerinin hız kazandığı bir sırada, Rusya daha değişik bir mesaj mı vermek istedi?.. Bu ve benzeri sorular konu ile ilgili herkesin aklına gelebilir… Umalım ki bu elim hadise hakikaten yanlışlıkla meydana gelmiş olsun!

Yanlışlıkla çatışmalar ve yanlış anlaşılmalara bu dönemde özellikle çok daha dikkat etmek gerekiyor. Erdoğan ile Trump’ın telefon görüşmesinden sonra, Başbakan Binali Yıldırım ile ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence de, bir telefon görüşmesi yaptı. Ve bu mükâlemede Türkiye ile ABD arasında, müttefiklik konumuna göre ilişkilerin güçlendirilmesi ve yanlış anlaşılmaların giderilmesi hususunda mutabakat sağlandığı bildirildi. ABD’nin yeni yönetimi ile temaslar bir anda hız kazandı. Böylece Obama döneminin son demlerinde iyice sarpa saran ilişkilerin onarılması ve ciddi pürüzlerin giderilmesi mümkün olabilecek mi? Bu daha çok ABD Yönetiminin tutumuna bağlı.

Mesela bu Obama zamanında alınmış bir karar, biz de uyguluyoruz diyerek; şayet PYD/YPG’ye günden güne daha ağır ve sofistike silahlar verilmeye devam edilirse ne olacak? Bu durumda Türkiye, ABD’nin müttefiklik ve bizim tarafın ifadesiyle (Çünkü Amerikalılar bunu pek telaffuz etmiyorlar), stratejik ortaklığına ne denli güvenebilir? Aynı şekilde FETÖ elebaşı Pensilvanya’da hiçbir şey olmamış gibi, konfor içinde ülkemiz aleyhine fitne dolaplarını çevirmeye devam ederse ne olacak? ABD Yönetimi FETÖ elebaşını iade etmese bile, bulunduğu yerde hareketlerini kontrol altına alsa ve örgütün diğer elemanlarının serbest hareket etmesini önlese en azından iyi niyet belirtmiş olur. Trump ve ekibi bunu ne kadar yapacak?

Suriye meselesinin çözümünde Trump’ın tam olarak ne yapmak istediği henüz belli değil. Mesela güvenli bölge/lerin kurulmasına, Türkiye ile görüş birliği ne ölçüde sağlanabilecek? DEAŞ’la mücadelede Obama Yönetiminin ortaya koyduğu basiretsiz politikaları sürdürüp, bir terör örgütüyle ortaklık durumunu aynen koruyacak mı? Yoksa Türkiye ile samimi olarak iş birliğine girip yeni ve reel bir formülün oluşması için yardımcı olacak mı? Görüldüğü gibi sorular uzayıp gidiyor…

Bu arada Fırat Kalkanı harekâtı da tam gaz devam ediyor. Allahü teala Mehmetçiklerimizi muhafaza eylesin. Şehitlerimize rahmet, gazilerimize de şifalar diliyoruz. Kederdide ailelere sabır ve metanet niyaz ediyoruz. El-Bab’da hakikaten işimiz zor. Bu zorluk sadece savaş şartlarından kaynaklanmıyor. Daha ziyade oradaki karışık siyasi ve askerî dengelerden ileri geliyor. Türkiye ABD ve Rusya ile dengeli bir siyaset geliştirmek mecburiyetinde…

PAYLAŞIN:
Yrd. Doç. Dr. İsmail Kapan, Yeni Yüzyıl Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanıdır. 1956 yılında Malatya’nın Pütürge ilçesine doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde lisans; aynı üniversitenin İktisat Fakültesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Sosyal Yapı ve Sosyal Değişme Anabilim Dalında Yüksek Lisans ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde de doktora eğitimini tamamladı. 1978 yılında köşe yazarı olarak profesyonel gazetecilik hayatına başlayan Kapan, aynı meslekte yazı işleri müdürü, sorumlu müdür, genel yayın müdürü ve genel koordinatör olarak uzun yıllar yöneticilik görevlerinde de bulundu. Askerlik görevinden sonra, bir süre avukat ve hukuk müşaviri olarak serbest çalışan İsmail Kapan, tekrar gazetecilik mesleğine döndü. 1993 yılında İhlas Haber Ajansı’nı (İHA) kurdu ve bir buçuk yıl süre ile genel müdürlüğünü yaptı. Kapan, köşe yazarlığının yanı sıra 1993 yılından beri görsel medya alanında da çalışmalarını devam ettirmektedir. İsmail Kapan, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Basın Konseyi Yüksek Kurul üyesidir.