Romanya Türkleri

OSMAN HORATA

Rumeli deyince, yiğitlik, hüzün, hasret ve perişan bir hâlde göç akla gelir. Vatan belledikleri topraklardan sürekli doğuya yani “ak topraklar” dedikleri Ana Vatan’a doğru 17. asırdan itibaren başlayan bu göç hâlâ devam eder. Geride kalan, insanlığın, hoşgörünün en güzel örneklerini veren fatihlerin evlatları ise (evlad-ı fatihan), “insan” olarak kabul edilmenin mücadelesiyle uğraşırlar.

Balkanlar’ın biraz daha kuzeyinde kalan ve eski bir Türk yurdu olan Dobruca bölgesi de Rumeli coğrafyasının parçalarından biridir. Bu bölge, Kuzey ve Batı Türklüğü’nün bir kesişim noktası; “evlad-ı fatihan” la Tatar Türkleri’nin bir arada yaşadıkları yer olması bakımından daha farklı bir özellik arz eder.

Bu yazımızda, Köstence (Constanta) Ovidius Üniversitesi’ndeki görevim sebebiyle, iki yıla yakın bir süre aynı havayı teneffüs ettiğim Romanya Türkleri, geçmişi ve bugünüyle tanıtılmaya çalışılacaktır. Önce birkaç tespit…

Türk azınlığın en yoğun olarak yaşadığı bir liman şehri olan Köstence o gün sıradan bir kültür faaliyetine sahne oluyordu. Romanya Türk azınlığının önemli şairlerinden birinin ağzından dökülen sözler karşısında, salonda bulunanlar buğulu gözlerinden birkaç damla gözyaşının akmasına engel olamıyordu:

“- Azınlık, ömür boyu nişanlı kalan, hiç evlenemeyen insan demektir… Sevginin en kutsalını beslemek fakat ümitsizlik içinde kavuşmayı değil ölümü beklemek!..”

Okuduğum eserlerdeki, günlerce hafızamdan çıkmayan tablolara karşılık, azınlık olmanın psikolojisini bu kadar acı bir şekilde ifade eden bir söz hatırlamıyorum.

Ardından bir başka araştırmacının seslendirdiği bir halk türküsü, onların “her lahza duyduğu alev gibi hasreti” gönlümüzün ta derinliklerinde hissettiriyordu.

Sibirya dünyanın en uzak colı (yolu)
Onda da Tatar-Türk Müslüman tolu

Ey Allah ‘ım Sen kurtar şu zalimin kolından
Hiçbir vakit çıkmam senin togru colından

Bugünkü Dobruca Türklüğü’nün, çok eskilere uzanan tarihî bir geçmişi vardır. Düz, verimli, sulak bir yer olması sebebiyle, tarih boyunca birçok Türk kavminin yerleşim merkezi olan Dobruca bölgesi, dört buçuk asra yakın bir süre devam eden Osmanlı idaresiyle de, adeta bir Türk yurdu hâline gelmiştir. Bugün gerek Osmanlı gerekse Osmanlı öncesine ait arkeolojik tarihî birçok eserle, çeşitli yer adları (II. Dünya Savaşı’na kadar yüzlercesi değiştirilmekle birlikte) hâla varlığını korumaktadır.

Osmanlılar, Rumeli’ye ayak bastıklarında, buradaki Kuman, Peçenek, Oğuz Türkleri’yle karşılaşırlar. Bunlar, Osmanlılar’ın Rumeli’deki ilerleyişlerinde ve bölgede uzun süre kalabilmelerinde önemli bir rol oynamıştır.

Beyazıt Han, Dobruca’yı fethettikten sonra Karadeniz’in kuzeyinden çağırdığı Tatarlarla, Anadolu’dan getirdiği çoğu konar-göçer (yörük) olan Türkler’i Dobruca’ya yerleştirir. 1783’te Kırım’ın Ruslar’a bağlanmasından sonra da bir kısım Kırım Türkü Dobruca’ya göç eder.

Ak Topraklara Göç

1877-78 Osmanlı-Rus savaşından sonra Romanya bağımsızlığını kazanır. Bu tarihten sonra ise Dobruca Türkleri akın akın “Ak Topraklar” dedikleri Anadolu’ya göçe başlarlar. Göçler 1910’a kadar yoğun bir şekilde devam eder. Bundan sonra 1935-37 yıllarında yapılan göçlerle de Dobruca, Türkler tarafından adeta boşaltılır.

23.08.1944’te başlayan komünizm döneminde de, bilhassa varlıklı ve aydın kişilere karşı yapılan baskılar sonucu bir kısım Türk Anadolu’ya göç eder. Bütün bu göçlere karşılık 1920’lerde 250.000 civarında olan Türk nüfus, azala azala bugünkü sayıya düşmüştür.

Görüldüğü gibi Dobruca, birçok Türk boyunun uğrak yeri olmuş; bunların bir kısmı Hristiyanlığı kabul ederek Romenler’e karışıp gitmişler; bir kısmı da kendi aralarında karışarak varlıklarını devam ettirmişlerdir. Romen milletinin meydana gelmesinde, eski Türk kavimlerinin önemli rol oynadığı kaynaklarda belirtilmektedir. Romenler arasında bugün bile varlığını koruyan birçok Türkçe isim bunun canlı bir göstergesidir.

Bahçesaray civarından gelen ve şiveleri Anadolu Türkçesi’ne yakın olanlara Tat; Dobruca’ya ilk yerleşen, şiveleri Kuzey Türkçesi’ne benzeyenlere Nogay; 1860’lardan sonra gelen ve Dobruca’daki Kırım Türkleri’nin çoğunluğunu teşkil edenlere ise Keriç-Çongar denilmektedir.

“Evlâd-ı fatihan” dediğimiz Türkler ise, tipik bir Rumeli Türkçesi konuşmaktadırlar. Bunların yanında, Türkçe’yi canlı bir şekilde yaşatan ve millet adı verilen Çingeneler de vardır. Bunlar, Osmanlılar döneminde İslamiyet’i kabul ederek Türkçe’yi öğrenen bir topluluktur. Kendilerini Türk kabul eden bu topluluk, Türk milletvekilleri için oy kullanmaktadır.

Tarihi Eserler

Eski bir Türk yurdu olan Dobruca’da, asırlarca devam eden Türk hakimiyeti, ardında büyük bir tarihi miras bırakmıştır. Arkeolojik tarihî birçok eser bugün Romen müzelerini doldurmaktadır. Yüzlerce camiden bugün 70 kadarı kalmıştır. Yeni dönemde bunların pek çoğu tamir edilerek ibadete açılmıştır. Babadağ, Mecidiye, Köstence, Tulça, Çernovoda gibi yerlerde Osmanlılar’dan kalan büyük camiler, bugün de Müslüman azınlığa hizmet vermektedir.

Bunların en eskisi olan, 15. yüzyıldan kalma Gazi Ali Paşa (Babadağ) Camii ve türbesi ise oldukça harap iken, iki ülke arasında 5.09.1995’te imzalanan bir protokolle, bu eserler ve Sarı Saltuk Türbesi aslına uygun bir şekilde Türkiye tarafından restore edilmiştir.