Madem Karar Milletin…

Yrd. Doç. Dr. İSMAİL KAPAN
Yeni Yüzyıl Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler

Toplumumuzun şöyle bir özrü var; önemli meselelerde orta yolu (itidali) yakalayana kadar ifrat ve tefrit içinde debeleniyor. Ortalığı toz dumana katıp zihinleri bulandırıyor. Bu da hasar bırakıyor!

Anayasa değişikliği için halk oylamasına elli gün kaldı… Hükûmet sistemi değişikliği için, halkımız sandık başına gidecek ve çok önemli bir karar verecek. Şimdi bu sistem değişikliğinin ne getirip ne götürdüğünü anlatmak için, başta Cumhurbaşkanı olmak üzere, taraflar lehte ve aleyhte propaganda çalışmalarında tempoyu yükseltmeye başladı. En çok tekrarlanan hususu şu: Halkımız hükûmet sistemi değişikliği konusunda, henüz yeterince bilgilendirilmiş değil… Daha açıkçası, vatandaş sandık başına gittiğinde ne için karar verdiğinin henüz tam bilincinde değil.

Şu hâlde bu meseleyi iyi anlatmak gerekiyor. 16 Nisan’a kadarki elli gün içinde, işte bu ‘ameliye’ yapılmaya çalışılacak!.. Ancak bu halka anlatma yönteminde, nedense her zamanki keşmekeş yaşanıyor. Halk deyişiyle, üzüm yemek yerine bağcıyı dövmeye kalkışmak gibi bir garabet sergileniyor. Bu tuhaflık esasen, anayasa değişikliğinin görüşülmeye başladığı Parlamento çatısı altındaki çalışmalarda, çok absürt boyutlara varmıştı. Medeni lisan yerine tekme ve yumrukların konuştuğu o safha nihayet tamamlandı. Lakin bu defa toplum nezdinde sinirleri ziyadesiyle geren malum üslup devam etti. Evet veya hayır denmesinde, sonuç olarak kan çıkacağından dem vuran siyasilerden tutunuz da, “iç savaş” gibi saçmalıkları telaffuz edecek kadar, sınırları zorlayan tipler gördük…

Bütün bu olumsuzlukları ika edenler, bazen siyasetçi (üstelik kimisi lider pozisyonunda!..), bazen sözüm ona sanatçı, bazen gazeteci-yazar-televizyoncu veya herhangi bir meslekte görünmekle birlikte, menfaat peşinde koşmaktan gayrı maksadı olmayan riyakâr ve “kraldan fazla kralcılardı”. Neyse ki, daha fazla gecikmeden sağduyu ve mantık yavaş yavaş hâkim olmaya başladı. Referandumda evet veya hayır çıkmasının dünyanın sonu olmadığı, olmayacağı anlaşılmaya başladı. Böylece kin ve öfke yüklü cümleler yerine, daha makul ve mutedil bir üslup kendini hissettirir oldu…

Şüphesiz memleket adına, toplumun barış ve huzuru adına bu durum ziyadesiyle sevindirici. Zira bizim ülke olarak şöyle bir problemimiz var: Önemli meselelerde, doğru çizgiyi yakalayana kadar fena hâlde yalpalıyoruz. İfrat ve tefrit arasında gelgitler yaşamadan orta yolu bulamıyoruz!.. Türkiye’de ilk defa halk oylaması yapılmıyor. O hâlde bunu mecrasından saptırmanın ne anlamı var? Şayet kendinizi doğru biçimde ve yeterli ölçüde halka anlatabileceğinize inanıyorsanız, neden telaş gösteriyorsunuz ki? Rüzgâr eken fırtına biçer, diye güzel bir atasözümüz var değil mi? Mantıklı olmamız ve 17 Nisan sonrasını da düşünmemiz lazım.

Her şeye rağmen, halkoylaması öncesinde hem evet hem hayır cephesinde karşılıklı olarak tansiyonu düşürecek tavır değişikliğinin hissedilmesi memnuniyet vericidir. Bundan topyekûn hepimiz kârlı çıkacağız. Hâlâ daha ortalığı bulandırmaya çalışan, tezvirat yapan ne idüğü belirsiz tiplere kulak tıkayıp yola devam etmek gerekiyor. Çarşamba günü Ankara’da gazete ve televizyon yönetmenlerini toplayan Başbakan Binali Yıldırım, CHP’nin propaganda yönteminde sertlik yerine daha makul bir üslubu benimsemesini olumlu bulduklarını söyledi. AK Parti’nin referandum sonucuna nasıl baktığını da değerlendirdi. Ve “Milletin kararı EVET de olsa HAYIR da olsa başımız gözümüz üstüne…” dedi. Hükûmet sisteminin değişmesini sağlayacak ‘EVET’ kararı için çalışan AK Parti ve MHP gibi, ‘HAYIR’ sonucunun çıkmasını isteyen CHP ve HDP de, milletin ortaya koyacağı iradeye saygı göstermelidir. Bu saygının ölçüsü, tabiatıyla önümüzdeki elli gün boyunca kendisini gösterecektir. Madem nihai karar milletindir, o hâlde herkes bunu kabul ve hazmetmek durumundadır.

Tekrar altını çizelim; 16 Nisan’da sandık sonucu ne olursa olsun herkes içine sindirmelidir. Millî birlik ve bütünlük, toplumsal barış ve huzur, ülke kalkınması ve medeniyet yarışında olmamız gereken noktaya ulaşmak için, kısır siyasi çekişmelerden kurtulup daha yüksek ideallerin peşine düşebilmemiz lazım. Milletçe asıl imtihanımız burada… Şimdiden belirtelim, yakın gelecekte bazıları ters köşe olabilir! Ama kendi düşen ağlamaz değil mi? Fazla söze hacet yok, atasözlerine candan kulak vermenin zamanıdır…

PAYLAŞIN:
Yrd. Doç. Dr. İsmail Kapan, Yeni Yüzyıl Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanıdır. 1956 yılında Malatya’nın Pütürge ilçesine doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde lisans; aynı üniversitenin İktisat Fakültesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Sosyal Yapı ve Sosyal Değişme Anabilim Dalında Yüksek Lisans ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde de doktora eğitimini tamamladı. 1978 yılında köşe yazarı olarak profesyonel gazetecilik hayatına başlayan Kapan, aynı meslekte yazı işleri müdürü, sorumlu müdür, genel yayın müdürü ve genel koordinatör olarak uzun yıllar yöneticilik görevlerinde de bulundu. Askerlik görevinden sonra, bir süre avukat ve hukuk müşaviri olarak serbest çalışan İsmail Kapan, tekrar gazetecilik mesleğine döndü. 1993 yılında İhlas Haber Ajansı’nı (İHA) kurdu ve bir buçuk yıl süre ile genel müdürlüğünü yaptı. Kapan, köşe yazarlığının yanı sıra 1993 yılından beri görsel medya alanında da çalışmalarını devam ettirmektedir. İsmail Kapan, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Basın Konseyi Yüksek Kurul üyesidir.