Menbiç mi, Rakka mı?

Prof. Dr. ÇAĞRI ERHAN
Kemerburgaz Üniversitesi Rektörü

Türk Silahlı Kuvvetleri ve onun desteğindeki Özgür Suriye Ordusu güçlerinin El-Bab’ı terör örgütü DEAŞ’tan temizlemesiyle Fırat Kalkanı harekâtında yeni bir aşamaya gelindi. Bundan sonra, harekâtın stratejik hedeflerine uygun yeni adımların atılması için hazırlıklar yapılıyor. Suriye’deki mevcut durum Türkiye’ye yönelik güvenlik tehditlerinin devamına yol açıyor. Dolayısıyla söz konusu tehditlerin bertaraf edilmesi ve Türkiye-Suriye sınırının terör örgütlerinin sızmalarına karşı güvenlikli hâle getirilmesi için harekâtın devamı zaruri.

Fırat Kalkanı’nın başlangıcından bugüne kadar geçen süre zarfında dile getirilen en önemli stratejik hedef, Çobanbey, Cerablus, El-Bab ve Menbiç arasında kalan alanın terör örgütlerinden tamamen arındırılarak, bir güvenli bölge oluşturulmasıydı. Böylece, bir yandan çatışma bölgelerinden kaçan Suriyeli sivillerin yerleştirilebileceği bir alan oluşturulabilecek, diğer yandan da Türkiye-Suriye sınırına yönelik terör örgütü tehdidi önlenecektir. Bunlara ek olarak, Ayn-el Arab’dan Afrin’e uzanan bir PYD/YPG koridorunun oluşmasının da önüne geçilecekti.

Bugün itibarıyla harekâtın en önemli hedeflerine ulaştığı görülmekte. DEAŞ için sembolik önem taşıyan Dabık’tan sonra, terör örgütünün stratejik kalelerinden El-Bab’ın da temizlenmesi son 3 yılda örgüte karşı elde edilen en büyük askerî başarı olarak kayda geçmiş durumda.

Bundan sonra hedefin ne olacağı konusunda ise iki farklı seçenek Ankara’nın masasında duruyor.

Birincisi, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde tesis etmeyi hedeflediği güvenli bölgenin güneydoğu köşesini oluşturan Menbiç’in terör örgütü PYD/YPG’den alınması. Burada da yine iki farklı seçenek var. Menbiç ya TSK destekli ÖSO güçleri tarafından -El-Bab’da olduğu gibi- terör unsurlarından temizlenecek, ya da ABD’nin telkiniyle terör örgütü PYD/YPG Menbiç’ten Fırat’ın doğusuna çekilecek.

Obama yönetimi çeşitli vesilelerle, terör örgütünün Menbiç’ten çıktığını açıklamış ama Türkiye kendi istihbarat kaynaklarına dayanarak bu bilginin gerçek dışı olduğunu ortaya çıkartmıştı. Trump yönetimi ise henüz terör örgütünün Menbiç’i boşaltması yönünde bir kararlılık sergilemiş değil.

Masada duran ikinci seçenek ise Rakka. ABD bir süredir Rakka’yı DEAŞ’ın elinden almak için hazırlıklarını artırdı. Fakat burada Türkiye ile ABD arasında anlaşmazlık söz konusu. Terör örgütü PKK’yla organik bağ içindeki PYD/YPG’nin yer alacağı Rakka’ya yönelik bir harekâta hiçbir şekilde destek vermeyeceğini Türkiye açıklamış durumda. Trump yönetimi ise PYD/YPG’ye askerî mühimmat desteği vermeyi sürdürdüğü gibi, Rakka saldırısının neredeyse tam merkezine bu terör örgütünü oturtmuş görünüyor.

Bütün bunları dikkate aldığımızda, Fırat Kalkanı’nın bundan sonraki aşamalarının Türkiye ve ABD arasındaki görüşmelerin ne sonuç vereceğine göre şekil alacağını söylemek yanlış olmayacaktır.

Dört ihtimal söz konusu olabilir.

Birincisi, Türkiye ve ABD anlaşırlar. PYD/YPG Fırat’ın doğusuna çekilerek Menbiç’i ÖSO’ya devreder. ABD Rakka harekâtına bu terör örgütünü karıştırmaz. Bu durumda TSK ve ÖSO, koalisyon güçleriyle birlikte yapılacak bu harekâta gerekli düzeyde destek verebilir.

İkincisi, Türkiye ve ABD kısmen anlaşırlar. PYD/YPG Menbiç’i boşaltır. Ama Rakka’ya yönelik harekâta da iştirak eder. Bu durumda Türkiye, Fırat Kalkanı’nın stratejik hedefi olan güvenli bölgeyi tesis ederek tamamen ÖSO denetimine sokar. Rakka harekâtına ise katılmaz.

Üçüncüsü, Türkiye ve ABD ne Menbiç ne de Rakka konusunda anlaşabilir. Bu durumda ÖSO, PYD/YPG terör örgütünü Menbiç’ten çıkartmak için yeni bir harekât başlatabilir.

Dördüncüsü, Türkiye ve ABD Menbiç ve Rakka konusunda anlaşamaz. Fakat iki ülke ilişkilerinde bir diğer önemli müzakere başlığı olan FETÖ elebaşının iadesi ve FETÖ’ye karşı alınacak tedbirler konusunda anlaşabilir. Bu durumda hâlihazırda terör unsurlarından arındırılmış alan, güvenli bölge olarak tescillenir. ABD de söz konusu alanın BM düzeyinde güvenli bölge statüsüne sokulması için destek verir…

Bu dört ihtimalden hangisinin gerçekleşeceğini ya da burada aklımıza gelmeyen bir başka durumun ortaya çıkıp çıkmayacağını önümüzdeki haftalarda göreceğiz.

PAYLAŞIN:
Şu anda Kemerburgaz Üniversitesi Rektörü olan Çağrı Erhan, 1993’te Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Aynı üniversitede, 1996’da uluslararası ilişkiler yüksek lisansını, “Türk-Amerikan İlişkilerinde Afyon Sorunu” başlıklı tezi savunarak tamamladı. 2000 yılında da, “Osmanlı-Amerikan Siyasi İlişkileri” başlıklı teziyle, Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümünde doktor unvanını aldı. 2003’te siyasi tarih doçenti oldu. 2009 yılnda profesör oldu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler ve Hukuk Fakülteleri ile TOBB ETÜ’de, “Osmanlı Diplomasi Tarihi”, “Türk-Amerikan İlişkileri”, “Siyasi Tarih”, “Uygarlık Tarihi”, “NATO” ve “Amerikan Diplomasi Tarihi” derslerini vermektedir. 2002′den itibaren, Stratejik Araştırma ve Etüd Merkezi (SAREM) Yürütme Kurulu, Stratejik Araştırmalar Merkezi (SAM) Yayın Kurulu, Türk Askeri Tarih Komisyonu Yürütme Kurulu, Tarih Yazıcılığı’nın Avrupa Boyutu Projesi Ulusal Komitesi, Avrupa Konseyi Tarih Eğitimi Projesi Yönetim Kurulu, Uluslararası Siyasi ve Ekonomik İlişkiler Merkezi Merkez Kurulu üyeliklerinde bulunan Çağrı Erhan, Uluslararası İlişkiler Dergisi ve Ankara Avrupa Çalışmaları dergilerinin kurucu editörlerindendir. Çağrı Erhan, Ekim 2000-Kasım 2003 arasında Ankara Üniversitesi Avrupa Toplulukları Araştırma ve Uygulama Merkezi müdür yardımcılığı görevini yapmıştır. Aralık 2005′te aynı merkeze müdür olarak atanmıştır. Şubat-Kasım 2008′de Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkan Yardımcılığı görevini yürütmüştür. Ocak 2009′da profesör olmuştur. Halen Mülkiye’de Ortadoğu, Osmanlı Diplomasi Tarihi, ABD Dış Politikası, NATO ve TOBB ETÜ’de Siyasi Tarih dersleri vermektedir.