Muktedirlerin Korkusu

HİKMET KÖKSAL

1960 darbesinin ardından Yassıada’da “Bebek”, “Köpek” ve “Barbara”… gibi isimlerle yapılan yargılamalar aslında yargısız infazdı. Sanıklar sürekli aşağılanmış, duruşmalarda kendilerini savunmalarına bile izin verilmemişti.

Merhum Polatkan’ı “Öyle şey olmaz, kısa kes, az konuş!.. Sizi on beş dakikadan fazla dinleyemeyiz” diye azarlayan Mahkeme Başkanı Salim Başol’a Adnan Menderes itiraz edince, Başol “Sizi buraya tıkan kuvvet böyle istiyor” diyerek tarihe geçti.

Millet bu sözle darbenin ardındaki “Muktedirler” ile tanıştı.

Bugüne gelinceye kadar yapılan demokrasi mücadelesi millet ile muktedirler arasındaki iktidar kavgasından ibarettir.

Demokratik iktidar, Meclis’te çoğunluk partisi ve onun hükûmetidir. Seçimlerde sandalye sayısında lider olan iktidar olur zannedilir ama gerçek farklıdır ve Meclis dışı muktedir güçler her zaman siyaset üzerinde baskı kurmuştur. Onun için her iktidar muktedir olamaz.

Siyasi tarihimiz, iktidar olup da muktedir olamayan, muktedirlerin muhtıra ve darbelerine kurban giden partilerle doludur. Tarih, iktidar olup da rehavete kapıldığı için milletin sandıkta cezalandırıp, sildiği idare-i maslahatçı bir iktidarı henüz kaydetmedi.

İktidar olmadan muktedir olan, gücü her şeye yeten kuvvet sahibi olanlar, milletin iradesini gasbeden, siyaset lügatinde “vesayet odakları” denen bu vesayetçiler kimdir?

Bugüne kadar iktidara gelen muhafazakâr-liberalleri on yılda bir güç kullanarak sosyal demokrat-ulusalcılar karşısında eşitleyen muktedirler için, Mahir Kaynak, “Bu durum askerlerin tavrına bağlanır, başka güçlerin bu sonucu (Muhtıra ve darbeler) sağlamadaki rolleri göz ardı edilirdi. Oysa hem bürokratların, hem yargının büyük çoğunluğu iktidarla aynı görüşte değildi. Hayatım akademisyen ve bürokrat olarak geçti, çevremde iktidara yakın görünen kişiler dışlanırdı ve sayıları çok azdı” diyor.

Ama daha fazlası var. Bu güçlerden biri de, ülkenin iktisadi hayatına, bürokrasiye yön veren medyadaki mutlak egemenlikleriyle halkı yönlendiren, muhalefet destekli büyük sermayedir. İktidarlar aldığı kararlarda yargıyla, medyayla, iş dünyasıyla, akademik dukalıkla da iyi geçinmelidir. Aksi takdirde önce ikaz edilir, hizaya gelmeyince iş çığırından çıkarılır, sermaye, otel odalarında pazarlıkla indiremediği ve kendisi peşkir atmayan iktidarları askerî müdahaleye açık hâle getirirdi.

Türkiye’de bugüne kadar kurulan muhafazakâr-liberal ve milliyetçi hükûmetler hiçbir zaman devlet yönetiminde muktedir olamadılar. Çünkü vesayetçi elitler sermaye, medya, iş ve akademik dünyası ve yargı üzerlerine çökmüştü.

Geçmişten günümüze bütün iktidar liderlerinin birbirlerinden ayrı ama söyledikleri aynı bir şey vardı:

“İktidar olduk ama muktedir olamadık!..”

Demokrat Parti vesayetçilerle iyi geçinemediği için haklarında çıkartılan uydurma ve yalan haberlerle 1960 darbesinde kurban edildi.

Adalet Partisi, aynı hızla 1971 askerî muhtırasında görevden uzaklaştırıldı.

Muhtıralarla terbiye edilemeyen Süleyman Demirel 1980 askerî darbesiyle Kenan Evren cuntası tarafından iktidardan indirildi.

Turgut Özal’ın 8 yıllık iktidar döneminde muktedirlerin kapısını zorlasa da kurduğu ANAP kendi deyimiyle hayatının hatası olan Mesut Yılmaz eliyle parçalanıp yok edildi.

Bugün kuvvetler ayrılığını gerçekleştireceği umulan ve siyaset aktörlerinin yetki ve sorumluluklarının yeniden tanımlandığı anayasa değişikliği ile vesayet elitistlerin meclis-yargı ve bürokrasideki haksız hâkimiyetlerine ağır bir darbe indiriliyor ve her biri kendi demokratik sınırlarına çekiliyor.

MAK Danışmanlık tarafından 30 büyük şehir, 23 il 146 ilçede yapılan ankete göre anayasa değişikliğine “EVET” diyenlerin oranı yüzde 58,8, “HAYIR” diyenlerin oranı ise yüzde 41,2.

“EVET” diyenlerin oranının yüzde 60’ların üzerine çıkması güçlü bir beklentidir. Çünkü 16 Nisan referandum günü, milletin muktedirlere hiza, istikamet vereceği gündür…

PAYLAŞIN:
1950 Erzincan doğumlu olan Gazeteci-Yazar Hikmet Köksal Atatürk Üniversitesi İşletme fakültesini 1975 yılında bitirdi. 1979 yılında basın iş kolunda çalışmaya başladı ve bu tarihten itibaren Türkiye Gazetesinin Erzincan, Erzurum, Samsun ve İzmir Bölge müdürlüklerinde bulundu. Türkiye Gazetesinde köşe yazıları yayınlamakla birlikte, iş ve sosyal hayatta başarılı olmak üzerine dergilerde makaleleri ve kitapları yayınlandı. Eğitim Kurumlarında, kamu ve özel iş yerlerinde verdiği seminerlerde öğrenci, yönetici ve çalışanlarla tecrübelerini paylaştı. Erzincan ERT-TV’de “Açık Kürsü” Programını yaptı. Yurt içinde birçok dergi, yerel Gündem 24 Gazetesinde köşe yazıları ve makaleleri yayınlandı. Halen Türkiye Gazetesinde “Yerel Pencere” başlığı altında köşe yazıları hazırlamaya devam ediyor.