Münbiç’te Düzenbazlık!

RAHİM ER
İstanbul Üniversitesi, Hukuk

Münbiç’teki “taraflar” değil de varlıklar şunlardır:
Suriye, “Suriye muhalif kuvvetleri” denen Hür Suriye Ordusu, Türkiye, Rusya, ABD ve Bölücü Kürt Unsurlar ki bunlar, PKK’ya bağlı olan PYD/YPG’dir.

Suriye iç savaşından sonra palazlanan PYD, fırsattan istifade Washington desteğiyle Irak hududundan başlayarak Akdeniz’e kadar uzanan ve bizim bütün güney sınırlarımızı kapatan bir devlet kurmak için faaliyete geçti. Bu sözde Kürt devleti esasında bir terör koridoruydu. Kendisine “devlet” denecek bir petrol boru hattı olacaktı. Afrin, Fırat’ın batısında hazır bölgeydi. Yapılacak olan Fırat’ın doğusuyla batısını birleştirmekti.

Bu projeye Obama ABD’si tam destek verdi. Veya onlar derpîş etti/öngördü. Devrin Amerikan sözcüleri PYD’yi stratejik ortak sayarak ona silah yardımı yapmaya başladılar. “Stratejik ortak”lık böylesine ayağa düştü. Bu kapı el’an açıktır ve silah yardımı, zırhlı yardımlarıyla tehlikeli tırmanışa girmiştir. Ankara’nın bu riyâkârlığa karşı ikazları “kem-küm” politikasıyla hep oyalandı. Türkiye’nin böyle bir “intihar saldırısı”na tahammül etmesi ve rıza göstermesi mümkün değildi. Diğer taraftan Obama hariciyesi Türkiye’nin “Güvenli Bölge” teklifini de aynı “kem-küm politikasıyla un misali ipe sermeye devam etti.

Böylece “PYD” etiketli PKK Afrin’le el-Bâb, Çobanbeyli, Rakka ve Münbiç’i bütünleştirmenin eşiğine geldi. PYD’ye alan kazandırılıyordu. Washington’un süslü tanımıyla “DSG/Demokratik Suriye Güçleri” DEAŞ’la mücadele ediyor, Amerika’ya “kara askeri” vazifesi yapıyordu. Bu oyunla Münbiç, PYD/YPG’nin eline teslim edildi. Buranın tesliminden sonra sıra diğerlerine gelecek ve rüya, hakikat olacaktı.

Ankara, baktı ki olacak gibi değil, kolları sıvadı ve 24 Ağustos 2016’da el-Bâb’da mücadeleye başladı. TSK ve onun sevk ve idaresindeki HSO ile kararlı ve cesur bir mücadeleyle 6 ay sonra el Bâb, işgalci düşmandan istirdat edildi/geri alındı. Yerli halk, hürriyetine kavuştu. Hatırlatmak lâzım ki bu mücadeleyi yapan Türk ordusu ve Türk siyasi iradesi 15 Temmuz 2016’da büyük bir ihanete maruz kalmıştı. Buna rağmen bu adı geçen sivil ve askerî varlık 39 gün sonra el-Bâb’da büyük bir mücadele başlattı ve bu savaşı kazandı. İşte bu mücadele seyrederken Amerika, PYD’nin Fırat’ın doğusuna geçeceğine dair bize kat’i teminat verdi. Ne var ki aynı “kem-küm politika” devredeydi. Sürekli oyalandık. Hariciyemiz, TSK ve istihbaratımız elbette bu olanların farkındaydı. Ama el-Bâb, bir neticeye bağlanmadan ikinci bir cephe açmak yanlış olurdu. Türkiye, bu yanlışlığı yapmadı. El-Bâb, istirdat edildikten sonra PYD’ye “tasını-tarağını topla ve Fırat’ın doğusuna savuş! yoksa vururum!!!” dedi. Bu kararlı ihtar en üst seviyede yapıldı.

PYD, pabucun pahalı olduğunu görüp Amerikan bayrağına sarılmanın da kendini kurtarmadığını anlayınca Washington’dan sonra Moskova’nın da kapısını çaldı. Moskova, bunun üzerine Esad’ın eski planını devreye aldırttı. Beşar Esad, iç harp zuhur ettiğinde Kuzey Suriye’yi daha evvel kendilerine nüfus kâğıdı bile vermeyip insan yerine koymadığı Kürtlere bırakmıştı. Onları Türk Ordusuna karşı kum çuvalları olarak kullanacak ve ileride vaziyeti kurtardığında Kürt milisleri yeniden dağıtacaktı. Bunu yapamadığı takdirde ise Türkiye’nin yolunu kapatmış olacaktı.

Moskova, eski “yoldaş”ı PKK/PYD’ye “Münbiç’i rejim kuvvetlerine devredin!” dedi. Bunun üzerine, bölücü Kürt unsur, rejimi davet etti. Amerikan bayrağı yerine vesayet bayrağı olarak Suriye bayrağını çeker oldular. Görüldüğü gibi PKK/PYD için hem Washington ve hem Moskova “üst akıl” rolü oynamakta ve her ikisi de “stratejik ortak” muamelesi yapmaktadır.

Bunlar, her iki devlete de yakışmayan nâfile gayretlerdir.

Türkiye, böylesi orta oyunlarına metelik vermez.

Bizim için önemli olan, ülkemize kasdeden PKK/PYD’nin Münbiç’te mevcut olup olmamasıdır. Evet; PKK/PYD verilen tahliye sözlerine rağmen bugün Münbiç’te aynen mevcuttur. Türkiye’ye, huzurumuza ve Türk vatandaşlarına zarar verecek yoğunlukta Münbiç’e dolmuşlardır. Kirli bir varlıkla dolan bu bölgeyi temizlemek Türkiye için vazgeçilmez bir zarurettir.

Bu sebeple orada ister ABD bayrağı, ister Rus bayrağı ve isterse rejim bayrağı asılsın. Bu gizlemenin Türkiye bakımından hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur.

PAYLAŞIN:
Rahim Er, 1950 yılında Harput’ta doğdu. 1969 yılında Adana Erkek Lisesi’nden mezun oldu. 1970’de Türkiye gazetesine girdi. 1974’te İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. 1976’dan itibaren Türkiye gazetesinde, ‘Pırıltı’, ‘Yorum’, ‘Tahlil’ sütun başlıkları ile günlük yazılar yazdı. 15 Kasım 1979’da Türkiye Çocuk dergisi, 15 Şubat 1989’da TGRT, 24.11.1994’te şimdiki adı ihlas.net olan İhlas Databank, 13.11.1999’da, BKY – Babıali Kültür Yayıncılığı çalışmalarını başlattı. İhlas Holding Genel Yayın Danışmanlığı’nda bulundu. 1996’dan itibaren TGRT ve TGRT FM’de programlar yaptı. ‘Sevgili Peygamberim’, ‘İmparatorluk Coğrafyasında Diplomasi Koşturmak’, ‘Örsteki Ülke Türkiye’ ve ‘Hayatın Rengi İnsan’ adlı kitapları bulunan Rahîm Er’in, Türkiye gazetesinde şimdiki köşesinin adı Entellektüel Boyut’tur.