İstanbul, İnsanlığın Başkenti

Prof. Dr. YASİN AKTAY
Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, Sosyoloji

Aralarında dünyanın her yanından ve her dinden insanın bulunduğu Uluslararası İnsani Forum isimli bir oluşum dün düzenlediği basın toplantısıyla İstanbul’u İnsanlığın başkenti olarak ilan etti. İstanbul, tabii ki Türkiye’yi temsilen unvana layık görüldü. Forum, İngiltere, ABD, Kanada, Avrupa ve Körfez ülkelerinden, Yeni Zelenda ve Avusturalya’dan katılımcıların olduğu bir forum.

BM insani yardım endekslerine bakarak, belirlenmiş nesnel kriterlere göre ülkelerin insani yardım ve siyaset alanındaki faaliyetlerine bakarak tespit edilen kriterlere göre bir tür “insaniyet ölçme ve derecelendirme kuruluşu” olarak faaliyet gösteriyorlar. Bu objektif kriterlere göre Türkiye geçtiğimiz son altı yıl içinde dünyanın en zengin ülkesi olmadığı halde, gayrı safi milli hasılasına nispetle dünyada en fazla insani yardım yapan ülke olarak tespit edilmiş.

3 milyon sayıyla dünyada en fazla mülteci barındıran ülkesi ama bundan daha önemlisi bu mülteciler için açmış olduğu 25 kampta sergilediği kalite ve genel olarak sergilediği insani tavır. Kendilerini evlerinde hisseden mülteciler sadece devletten değil, aynı zamanda halktan da bu misafirperverliği görüyorlar. Türkiye halkı gelenleri mülteci değil, ya misafir veya muhacir olarak görüyor ve onlara nispetle Ensar seviyesine yükselme ihtimalini bir fırsat addediyor.

Türkiye bu mültecileri kabul ederken başka ülkelerin yaptığı gibi asla seçici davranmıyor. Dine, dile, renge, eğitim seviyesi ve mesleğe bakmadan sadece mazlum ve mağdur olma niteliğine bakıyor. Ne yazık ki başka ülkeler bu süreçteki insani yükü paylaşmak zorunda kaldıklarında bile bütün bu alanlarda seçici davranarak en yetişmiş insan kaynağını alarak hem vicdanlarını rahatlatıyor hem de bu konudaki sorumluluklarını geçiştirmiş oluyorlar.

Türkiye’nin mültecilerin geldikleri ülkelerde, bu iltica dalgasına yol açan çoğu siyasi nitelikli olan krizlerde hiçbir rolü yok.

Göçlere sebep olanlar hiçbir sorumluluk almadıkları halde Türkiye bu sorumluluğu yüklenmekten geri durmuyor, çünkü ortada bir insani durum var, tedavisi ertelenemez. Ayrıca bu ülkelerdeki krizlerin en insani şekilde çözülmesi ve kimsenin ülkesinden kaçmak zorunda kalmayacağı bir ortamın yerinde oluşturulmasına gayret ediyor. Türkiye bunu yapıyor, Suriye’de, Afganistan’da, Myanmar’da, Somali’de, Libya’da, Suriye, Yemen, Irak ve Mısır’da.

Türkiye sadece kendi ülkesine sığınanlara yardım etmiyor, dünyanın her yanında insani kriz bölgelerine hem her biri birer marka haline gelmiş AFAD, Kızılay, TİKA ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi gibi devlet kurumlarıyla hem de İHH, Yeryüzü Doktorları, Deniz Feneri gibi sivil kuruluşlarıyla yetişmeye çalışıyor. Bu itibarla Türkiye hem devlet olarak hem halk olarak bu insani yardım öncülüğü şeref payesini birlikte taşıyorlar. Altı yıl içinde yüz kadar ülkeye yaklaşık 2 milyar dolarlık bir Türkiye yardımının ulaşmış olduğu tespit ediliyor. Bu süre içinde bütün BM’in Suriyeli mültecilere ulaşan yardımları sadece 418 milyon dolar.

Türkiye’nin bir çok ülkeden öğrencilere özellikle Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluğu eliyle veya başka kanallarla vermekte olduğu öğrenci bursları da Türkiye’yi insanlığın merkezi olarak ilan eden forumun baz aldığı verilerden.

Türkiye bunu sadece günümüzde yapıyor da değil. Aslında tarih boyunca Türkiye bu rolü hep tekrarlamıştır. 1492 yılında İspanya’dan kaçan Yahudiler kendilerine güvenli bir sığınak ararken İstanbul kapılarını açmış ve yüzyıllarca sürecek belki de tarihlerinin en rahat ve güvenli hayatlarını yaşayabilecekleri imkanları sunmuştur. Anadolu bilhassa Osmanlı döneminde dünyanın her yanından insanın akıp geldiği ve yerleştiği bir yurt olmuştur.

Dünyamızın küresel bir dünya olduğundan bir gurur vesilesi olarak çok söz ediliyor. Ne yazık ki bu dünyanın küreselleşmiş olduğundan çok söz edip onun küresel niteliğinden en fazla faydalananlar, bu küreselleşmenin doğurduğu sorumlulukları yüklenmeye hiçbir şekilde yanaşmıyor.

Oysa komşusu açken tok yatmamak hepimize yüklenmiş insani bir sorumluluk ve küreselleşme komşuluğun niteliğini de değiştirmiş, kendine özgü hale getirmiştir. Bugün madem gurur duyduğumuz ve imkanlarından her türlü faydalandığımız bir küresel dünyada yaşıyoruz, şu halde dünyanın en ücra köşesinde (ki, küresel dünyanın tabiatı gereği ücra bir köşesi yoktur) yaşanan her açlık, her insani dram bize bir sorumluluk yükler. En çok da daha fazla küreselleşenlere, küresel dünyadan en fazla nemalananlara yükler. Ne yazık ki, küresel dünyadan en fazla nemalananlar aynı zamanda yaşanan bütün açlıkların, bütün savaşların ve insani krizlerin de bizatihi faili veya sebebi. Bu durumda da insani yardım veya siyasetin ortada kalmaması adına bu konuda sorumluluk yüklenenler apayrı bir değer kazanıyor. Türkiye, yüklendiği bu sorumlulukla aslında insanlığı kurtarmış oluyor.

Öncülüğünü geçtiğimiz yıl yine “Teşekkürler Türkiye Platformu”nun başkanı olan Yemenli Nebil Ğanim, merkezi Londra’da bulunan Kurtuba Vakfı başkanı Anas al Tikriti, Kuveytli İnsan Hakları aktivisti Fatıma Ayed al Rashidi ve Kerküklü Mithat İbrahim’in yaptığı forum önümüzdeki beş ay içinde, toplantı, turnuva, sergi, konferans gibi bir dizi etkinlikle Türkiye’nin bu yanına uluslararası platformlarda dikkat çekecek. Finali de İstanbul’da Ağustos ayında düzenleyecekleri bir büyük etkinlikle yapacaklar.

Forum üyeleri İnsanlığın Başkenti İstanbul’un belediye başkanı olarak Kadir Topbaş’ı ziyaretlerinde sadece İstanbul Büyükşehir Belediyesinin bile dünyanın birçok yerinde imza attığı sayısız insani yardım çalışmalarını kendisinden duyduklarında, insani yardım ve siyasetin Türkiye için bir toplumsal kültür ve karakter haline gelmiş olduğu izlenimi biraz daha pekişmiş oldu.

PAYLAŞIN:
1966 Siirt doğumlu olan Prof. Aktay, ODTÜ Sosyoloji Bölümü’nde 1990’da lisans; 1993’te yüksek lisans; 1997’de de doktorasını bitirdi. 1999 yılında Uygulamalı Sosyoloji Anabilim dalında doçent, 2005 yılında da Kurumlar sosyolojisi Anabilim dalında profesör oldu. 1992 Eylül’ünde araştırma görevlisi olarak girdiği Selçuk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde 2012 Eylül’üne kadar öğretim üyesi olarak çalıştı. Eylül 2012 tarihinde Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nde çalışmaya başladı. 2001 ve 2004 yıllarında ABD’nin değişik üniversitelerinde araştırtmalar yapıp ders veren Aktay, 1991 yılında bir grup arkadaşıyla birlikte çıkarmaya başladığı Tezkire dergisinin ve 2002 yılında yayımlanmaya başlanan Sivil Toplum dergisinin editörlüğünü yaptı. 2008 Şubat – 2011 Şubat yılları arasında Mehtap TV’de Ferhat Kentel ile birlikte Tersi ve Yüzü Programını yaptı. 2011 yılında TV Net’de başladığı Bakışaçısı programını hazırlamaya devam ediyor. Aynı zamanda TRT Arapça’da da Beyne’turas ve’l Hadasa programını da sundu. Yurt içi ve yurt dışında birçok dergide makaleleri yayınlanan ve birçok araştırma projesinde yer alan Aktay halen Yeni Şafak Gazetesinde de köşe yazısı yazmakta, aynı zamanda AK Parti İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevini yürütmektedir.