Avrupa’da İslam’ın Hayaletleri Dolaşıyor

Prof. Dr. YASİN AKTAY
Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, Sosyoloji

”Avrupa’da bir hayalet dolaşıyor: Komünizm hayaleti” diyordu Marx, Komünist Manifesto’nun girişinde.

19. Yüzyıl’ın ilk yarısında, bütün Avrupa’da, aslında bir gerçeğe karşılık gelmediği halde, komünizm korkusunun her yanı sarmış olduğu, herkesin Godot’yu bekler gibi komünizmi beklediği bir ortam oluşmuştu.

Korkular azımsanacak şeyler değil. Kendi realitesini oluşturacak bir gizemli kudreti olabiliyor. O kadar ki, bu korkuları defetmek için alınan tedbirler kendi kendini doğrulayan kehanetlere dönüşür. Firavun’u tahtından eden şey nihayetinde bir rüyasına dayandırdığı kaçınılmaz son korkusudur. Bu korkuyu defetmek için o yıl doğan İsrailoğullarının bütün erkek çocuklarını yok etmeye kalkıştı ki, onun sonunu bu çaresiz strateji hazırlamış oldu.

Marx, Papa’dan Çar’a, Metternich’ten Guizot’ya Fransız radikallerinden Alman polis ajanlarına kadar eski Avrupa’nın bütün güçlerinin bu hayaleti defetmek üzere kutsal bir ittifak içine girdiğini anlattıktan sonra, bir hayalete dönüşmüş olan komünizm konusunda işin aslını anlatmak üzere manifestonun gerekçesini böylece ortaya koyar.

Ölümünün 100. yılında ünlü Fransız Postyapısalcı felsefeci Jacques Derrida bu başlığa atıfla Marx’ın Hayaletleri başlıklı bir kitap yayınladı. Başlığında hayaleti çoğul olarak kullanma gereği üzerine ayrıca durdu tabii. Postmodern Avrupa’da herşey gibi Marx’ın da artık farklı tezahürleri ve etkileri olduğu ama yine de bir zamanlar komünizm hayaletinin Avrupa’da dolaştığına benzer bir biçimde şimdi, yani Berlin Duvarı’nın yıkılmış olduğu ve sosyalist bloğun çözülmüş olduğu yıllarda bile, Marx’ın hayaletlerinin Avrupa’da gezindiğini anlatıyordu. Bunun içerdiği ironiye de dikkat çekiyordu tabii.

Marx’ın hayaletleri o yıllarda Avrupa’da ne şekilde geziyordu? Neden geziyordu? Bunları kim ciddiye alıyordu? Doğrusu çok da önemli değil bu saatte. Komünizm hayaletini büyük ölçüde def etmiş bir Avrupa, bilakis, bir zafer sarhoşluğu içinde kendi zimmetine geçirmiş olduğu “insanlık değerlerini” “Avrupa değerleri” olarak satma zevkinin doruğundaydı.

Oysa şimdi Avrupa’da gerçekten bir hayalet, hatta hayaletler dolaşıyor ve bu hayaletler tam da insanlarda bıraktıkları gerçek etkiyi bırakıyor. Çanakkale ve Kurtuluş savaşında erkek çocuklarının büyük çoğunluğu katledilmiş ve tarihe usulsüzce gömülmüş bir kavmin çocuklarının hayaletleri. Türk’ün hayaletleri, Müslümanın hayaletleri.

Avrupa’da bir nebze vicdan kırıntısı varsa, kendi sömürgelerinde vahşice sömürdükleri, aşağıladıkları, katlettikleri insanların hesabının yavaş yavaş uykularına sökün etmeye başladığını hissediyorlar. O yüzden bütün köhnemiş Avrupa güçleri tekrar ortaya çıkıp İslam’a karşı, yani aslında öldürmüş olduklarını zannettikleri gücün tekrar ortaya çıkmasına karşı birleşiyorlar. Ama bu hayaletlere karşı birleşirken bir o kadar da düştükleri telaşla darmadağın oluyorlar. Önceden şımarıkça zimmetlerine geçirmiş oldukları bütün insanlık değerlerini yerlere düşürüyor üzerinde tepiniyorlar.

Avrupa, İslam’ın hayaletleri karşısında en demokratik, en insan haklarına saygılı ülkelerinden başlayarak aşırı sağa tehlikeli bir biçimde savruluyor. Son yıllarda Avrupa’da yaşanan seçimlerin en önemli konusu Türkiye ve diğer yabancılar, yani İslam. Bunlara kapıları kapatma, hatta bunlardan içerde olanlara karşı tedbirler alabileceği yönünde maharet vaat edenlerin oylarında bir artış oluyor.

Avrupa’nın seçimlerinde revaç bulan değer ırkçılık, yabancı düşmanlığı Türk ve İslam düşmanlığı yani. Bunlar Avrupa’nın sonu mu, yoksa gün geçtikçe dökülen ağır makyajının altında saklı gerçek yüzü mü? Bilemiyoruz, ama bu seferki hayalet ne komünizm hayaletine benziyor ne de Marx’ın hayaletlerine.

Aslında Avrupa’yı tarihinde her zaman birleştirmiş olan ve ona bir anlamda kimlik kazandırmış olan tarihsel korku hep İslam ve Türk korkusu olmuştur. Bir görüşe göre Avrupa’daki ilk parlamento deneyimi bile Müslümanlara karşı alınması gereken tedbirler için toplanan Avrupa derebeylerinin ve kilise mensuplarının toplantılarıyla oluşmuştur.

Avrupa Türk’ü de, İslam’ı da I. Dünya Savaşı’nın sonunda öldürmüş olduğunu düşünüyor rahat ediyordu. Bugün öldürmüş olduğunu bildiği o gücün ayak seslerini yakınında duyuyor ve korkuya kapılıyor. Bir hayalet, bir hortlak görmüşçesine bütün ayarlarını, bütün ölçü ve standartlarını bozarak, askıya alarak reaksiyon veriyor bu duruma.

Önce Almanya Türkiye Cumhuriyeti’nin bakanlarına, milletvekillerine kendi ülkesinde toplantı yapmayı yasaklıyor. Böylece demokratik bir ülkede sıradan insanların ifade özgürlüğü için şimdiye kadar attığı bütün söylevlerdeki sahteliğini açığa vuruyor. Ardından aynı yola daha aşırı bir biçimde Hollanda sapıyor. Her ikisi şimdiye kadar Türkiye’yi hangi konuda eleştirdilerse o konularda Türkiye karşısında imtihan oldular ve fena halde kaybettiler.

İfade özgürlüğü dediler, sıradan insanlar bir yana, bakanların ifade özgürlüğünü kısıtladılar. Toplantı ve gösteri özgürlüğü dediler, ikiyüzlü bir biçimde toplantı özgürlüklerini en faşizan şekilde engellediler. Türkiye’nin binlerce can alan terörü karşısında bile ilan edilmediği halde darbe girişimi karşısında ilan edilen olağanüstü halini “demokrasiden sapma” saydılar, Hollanda hiçbir şiddet veya şiddet ihtimali bile içermeyen gösteriyi engelleyebilmek için “olağanüstü hal” ilan etti.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’nın konsolosluğa ulaşmasını engellemek için akla karayı seçip nihayetinde “olağanüstü hal”de karar kılan Hollanda’nın yaptığını akılla, bir devlet olmanın ciddiyeti ve niteliğiyle izah etmek mümkün değil.

Açıkçası Avrupa’ya bir haller oluyor ve bu hal, akılla, siyasetle, stratejiyle izah edilebilir değil. Bu ancak hayalet görmekte olan veya gördüğünü zannetmekte olan birilerinin verebileceği bir akıl dışı tepkiler cümlesi.

Avrupa Birliği’ne yazık oluyor, her şeye rağmen fena bir fikir değildi.

PAYLAŞIN:
1966 Siirt doğumlu olan Prof. Aktay, ODTÜ Sosyoloji Bölümü’nde 1990’da lisans; 1993’te yüksek lisans; 1997’de de doktorasını bitirdi. 1999 yılında Uygulamalı Sosyoloji Anabilim dalında doçent, 2005 yılında da Kurumlar sosyolojisi Anabilim dalında profesör oldu. 1992 Eylül’ünde araştırma görevlisi olarak girdiği Selçuk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde 2012 Eylül’üne kadar öğretim üyesi olarak çalıştı. Eylül 2012 tarihinde Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nde çalışmaya başladı. 2001 ve 2004 yıllarında ABD’nin değişik üniversitelerinde araştırtmalar yapıp ders veren Aktay, 1991 yılında bir grup arkadaşıyla birlikte çıkarmaya başladığı Tezkire dergisinin ve 2002 yılında yayımlanmaya başlanan Sivil Toplum dergisinin editörlüğünü yaptı. 2008 Şubat – 2011 Şubat yılları arasında Mehtap TV’de Ferhat Kentel ile birlikte Tersi ve Yüzü Programını yaptı. 2011 yılında TV Net’de başladığı Bakışaçısı programını hazırlamaya devam ediyor. Aynı zamanda TRT Arapça’da da Beyne’turas ve’l Hadasa programını da sundu. Yurt içi ve yurt dışında birçok dergide makaleleri yayınlanan ve birçok araştırma projesinde yer alan Aktay halen Yeni Şafak Gazetesinde de köşe yazısı yazmakta, aynı zamanda AK Parti İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevini yürütmektedir.