‘Buharlaşmaya Başlayan’ Gülen-Darbe İlişkisi

Dr. NİHAT ALİ ÖZCAN
TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler

“Darbe”, tıpkı terörizm gibi “siyasi” bir hedefi gerçekleştirmek amacıyla başvurulan, temelde zor, korku ve şiddet içeren kısa metrajlı bir yöntem. Siyasi hedef çoğunlukla hükümeti alaşağı etmektir. Yaratacağı sonuçlar devletleri/devlet dışı aktörleri, bireyleri yakından ilgilendirir.

Bugünlerde 15 Temmuz’a dair “bilgi/propaganda” savaşında gözle görülür bir artış var. Özellikle istihbarat dünyasından ardı ardına açıklamalar geliyor. Her ne hikmetse Batılı istihbarat örgütleri “darbe ile Gülen arasında ilişkiyi gösteren yeterli kanıt göremediklerinde” ısrarcılar.

Konu Türkiye ve darbe olunca, İngiliz ve ABD istihbaratının ortak görüşe sahip olmaları sürpriz değil. Çünkü istihbarat piyasasında iki ülkenin çok özel ilişkileri var. Alman istihbaratı da bu kervana katılmış durumda.

Yine de ABD’nin işi daha zor. Darbenin FETÖ tarafından yapıldığına dair “güçlü delillerin” varlığını kabul ederse, liderini iade etmek zorunda. Çok şey bilen Gülen’in verilmesi halinde ise konu başka bir zemine kayabilir.

İstihbarat kitapları “darbeyi” örtülü operasyon çeşitlerinden biri olarak sınıflandırır. Yine kitap, söz konusu örtülü operasyon âleminin bir numaralı kuralının başarısızlık halinde “inkâr” olduğunu söyler. Başka bir ifadeyle “ölü taklidi yapmayı ” tavsiye eder.

Darbe planlamak, teşebbüs etmek dünyanın her yerinde ağır cezayı gerektiren bir suçtur. Başarısızlığın bedeli yüksektir. Bu nedenle darbecilerin en büyük kaygısı “sızıntıdır”. Artık biliyoruz ki 15 Temmuz darbesi en az iki yıl önce planlanmaya başlanmış ve “sızıntı” on iki saat önce gerçekleşmiş.

Son ana kadar sızıntının olmaması darbecilerin aldığı “tedbirin”, cemaatin “mahrem işler” kültürünün başarısıdır. Arka planında yılların sıkı kontrolü, güvensizlik, cemaat ve sadakat kültürü, hücre teşkilatı, denetim, homojen yapı ve suç ortaklığı vardır. Tıpkı, 1960’larda KGB’nin yol gösterdiği komünist veya CIA’nın rehberlik ettiği anti-komünist “yeraltı teşkilatlarında” olduğu gibi. Bu nedenle, darbe planlamasına, hazırlıklarına, icrasına “güvenilmeyenler” asla dâhil edilmezler.

Darbenin ve örgütün bu niteliklerini göz ardı edenler, “ölü numarası yapmakta ısrarlı olan” devletlerin değirmenine su taşıyorlar. Yazdıkları hikâyelerinin merkezine tali oyuncuları koyarak kafa karışıklığı yaratmaya devam ediyorlar. Özellikle darbe esnasında FETÖ’cü olmayan general/subay/astsubayların resimde yer almasını “ordu içi darbe ittifaklarına” kadar genişletiyorlar.

Tarihsel olarak generallik, sadece üst düzey askeri bir makamı değil aynı zamanda meşru düzenin, rejimin ordu içindeki en güçlü temsilcisi olmayı gerektirir. Darbenin organik parçası olmayan bir generalden beklenen, darbe gecesinin kaos ortamında bile, meşru iktidardan yana tavır koyarak kararlılık ve feraset göstermektir. Tarih, bazı generallerin sadece savaş alanlarında değil, bu konularda da “beceriksiz” olduklarını göstermiştir. Bu onların darbeci olduklarını değil “ehliyetsiz” olduklarını gösterir. Hikâyenin üzerine inşa edildiği diğer grup ise emirlere uyan küçük rütbelilerdir. Her iki tali aktörü birbirine yamayıp, darbeyi “ordu içi ideolojik ittifaklara” indirgeyenler, “ölü numarası yapmak isteyenlerin” değirmenine su taşımaya devam ediyorlar.

Taşınan su, işe yaramış olmalı ki İngiliz, Alman ve ABD istihbaratı “masum bir din adamının” darbeyle bağlantısını bulamamakta, iddialarını tescilli “sakalara” dayandırmaktadır. Önümüzdeki aylarda Gülen’in “bütünüyle” masum olduğu, darbenin birkaç meczubun işi olduğu ilan edilir ve algı inşasına girişilirse hiç şaşmamak gerekir. Kitabın ifadesiyle, etki ajanları işlerini iyi yaptılar/yapıyorlar. Çalışmaya ara verirlerse, “Hollywood” yapımı güzel ve heyecanlı bir darbe filmi seyrettiğimizin farkına varacağız.(Kaynak: Milliyet)

PAYLAŞIN:
Dr. Nihat Ali Özcan TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde öğretim üyesidir. Halen Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV)’da araştırmacı olarak çalışmaktadır. 1979 yılında Kara Harp Okulundan teğmen olarak mezun olmuştur. Mezuniyetinden sonra orduda değişik yerlerde ve rutbelerde görev almıştır. Subay olarak görev aldığı dönemde İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirmiştir. Dokuz Eylül Üniversitesi’nde “1919-1922 Yılları arasında Türkiye’de Milli Ordu, konulu tezi ile 1994 yılında yüksek lisans eğitimini bitirmiştir. Özcan; 1998 yılında keni isteği ile ordudan emekli olmuştur. Aynı Üniversiteden 1999 yılında doktora derecesini almıştır. Doktora tezi, PKK konusunda yapılan ilk akademik çalışmadır. Doktora tezi daha sonra (PKK Tarihi, İdeolojisi ve Yöntemi) ismiyle yayınlanmıştır. Bir süre serbest avukatlık yapmış, 1999-2002 arasında ASAM’da (Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi) terörizm konusunda çalışmıştır.