Merkantilizm

AŞKIN BULUT, KTÜ, Tarih

Batı Avrupa ülkelerinde ortaçağın sonu ile endüstri devrimi arasındaki dönem feodal sistemin yıkılışı ve merkezi devletlerin ortaya çıkmasına bağlı ekonomik sonuçlar kapitalizmi doğurmuştur. Batı Avrupa da 16. Yüzyıldan 18. Yüzyıl’a kadar geçen süreçte merkantilizm uygulanmıştır.

Merkantilizm’in kökeni merkant kelimesinden gelmekte olup Latince tüccar anlamına gelmektedir. Merkantilizm’e alman iktisatçı F.k. Menn karşı çıkmışsa da, merkantilizm kelimesini ilk kullanan kişi olan A. Smith bu sistemin gerekliliğini vurgulamıştır. Bu kişi hatta merkantilist görüşe sahip olanların parayı kapitalizm ile eşdeğer sayacak kadar önemsediklerini söylemiştir.

Merkantilizm, 16. Yüzyılda Batı Avrupa da ortaya çıkmış ekonomik bir terim olup, devletin zenginliğini madene bağlamıştır. İktisat alanında ilk sistematik düşünceye sahip olanlar merkantilist görüşü benimsemiş olanlardır. Yeniçağ ile birlikte feodal sistemin ziraat ve zanaata dayanan ekonomisinin yerini genişleyen ve önem kazanan ticaret almaya başlamıştır. Ekonomik olayları açıklamaya çalışırken ahlaki ve dinsel yetkilerden etkilenmemişlerdir. Merkantilist düşünce para, faiz, dış ticaret, devletin iktisadi yaşama müdahaleleri, himayeci ekonomik politika ve büyük pazarlarla ilgili olarak yeni görüşler ortaya koymuştur. Bu makalede de merkantilizm, merkantilist devletler ve onların Osmanlı devleti ile ilişkilerini açıklamaya çalışacağız.

MERKANTİLİZM HAZIRLAYAN ETKENLER

Feodalizm halkı yağmacılardan koruma amacı gütmekteydi.  Avrupa’da düzenli bir hayat kurulduktan sonra ( ticaret kara ve deniz yoluyla daha güvenli bir şekilde yapılmaya başlanıldı. ) Derebeylerinin etkisi azaldı. Bu gelişme ulusal devletin kuruluşuna olduğu kadar

İktisadi alanda da ulusal ekonominin oluşmasına fayda sağlamıştır. İktisadi açıdan ulusal bir durum göstermesi devleti ister istemez müdahaleci bir görüme büründürmüştür.[1]

Bir çok alanda yapılan değişiklik bilhassa tarım üretiminde yapılan değişiklik şehir ekonomisinin yıkmış, elinde fazla ürün bulunan mal sahibi fazla olan ürünü satabilir veya ürüne karşılık olarak başka bir ürün alabilmektedir. Reform ve Rönesans hareketleriyle bireycilik gelişmiştir.

Nüfusun artması, ticari faaliyet sınırlarını genişletmiştir. Nüfusun çoğalması, ülkenin emek ihtiyacının karşılanmasında önemli bir rol oynar. Zaten merkantilistler de ülke nüfusunun artmasından yana bir görüş sergilemektedirler.

Merkantilizm klasik çağda doğa tarihi ile genel dilbilgisinin önünde açılan alanların yanında bir servet alanının açılmasını sağlamıştır.[2] Ticari faaliyette gelişmeler yaşanırken, ticari faaliyete yönelik dini tavırlarda da değişiklik olmuştur. Calvin bir eylemi değerlendirirken kıstas olarak faizi ve ticareti meşru kılmıştır. Kalvenizm ticareti hoş görmekle kalmamış ticaret etkinliğini yücelterek, ermişliğin bir işareti olarak saymıştır.

MERKANTİLİZM’İN DAYANDIĞI İLKELER ve MİLLİ SERVET ANLAYIŞI

Batıda milli devletlerin doğuş yıllarına rastlayan bu dönemde merkezi hükümetlerin gücünü arttırmak, endüstriyel ve ticari sektörleri hızla büyütmek ve savaş anında gerekli silahları temin etmek için devletin gelirlerini arttırmak temel amaç olarak belirlenmiştir.[3] Krizohedonizm yani değerli madenlere karşı bağlılık ilkesi getirmiştir. – bilhassa altın ve gümüş’e karşı bir sempati vardır.-

Merkantilistler, altın ve değerli madenleri servetin kaynağı olarak görmüşler.[4] Serveti, devlet ve siyasi iktidarın görüş açısından ele alırken, klasikler birey yönünden incelemişlerdir. Paranın hızlı ve muazzam bir şekilde dolaşımını öngörmüşlerdir. Birey değil devlet önemlidir.

Müdahalecilik; temel amaç devlet ve ulusun çıkarları olduğu için ekonomide ve diğer bütün alanlarda devlet müdahaleci yani olaylara karışabilir.

Kolonyalistlik; bu dönemde sömürgecilik yaygın ve denizcilik faaliyetlerinde ön planda olmuştur. Amaç değerli madenleri toplamak, ülkeye getirmek olduğunu belirtmiştik.  Bu duruma göre korsancılık yasal sayılmıştır. Sömürge, kölecilik açısından önemlidir. Çünkü ucuz iş gücü daha fazla üretim avantajı sağlamaktadır. Hollanda korsanlığı iyi bir şekilde kullanarak yabancı gemileri sömürerek gemideki değerli madenleri ülkesine götürmüştür.

Ülkedeki madenlerin devletin elinde olması devletçilik ilkesinden doğmaktadır. Değerli madenlerin ülkeye getirilmesi otoriter bir devlet sağlayabilirdi. Merkantilizm’e göre karşı ülkeler zarar gördüğü, gerilediği taktirde o ülkelere karşı bir avantaj sağlanmış olunurdu. Devlet avantaj sağlarken yapacağı mücadele sağlam olmalıdır çünkü devletin sağlam bir orduya ihtiyacı olacaktır.

Merkantilistler her alanda nüfus artışını her alanda özendirmişlerdir. Merkantilistlerin nüfus politikası ortaçağ düşüncesiyle özdeşleşmiştir. Yani her alanda nüfusun artmış olması gerektiğini vurgularlar. İktisadi ve üretim artışı da nüfusla ilgilidir. Merkantilistler nüfusun artışı için teşvik edici yollara başvurmuşlardır. Bekarları evlenmeye teşvik etmiş, bekarlara ceza vermişler. Evli olanları vergilerden muaf tutmuşlar, ülkeye göç ile gelenlere de kolaylıklar sağlayarak ülke nüfusun artmasına destek vermişlerdir.

Merkantilist politikanın milli servet anlayışı tüccarların çıkarlarını ön planda tutmuştur. Buda bağlı olarak da ticaret devlet için olumlu yönde gelişecektir. Devletin gücü milli servette bulunmuştur.(Milli servet olarak ülkeye giren değerli madenlerden bahsetmekteyiz.)  Devletin güç kaynağı olarak nitelendirdiğimiz değerli madenler, özel ayrıcalıklarla donatılmış tüccarların ve üreticilerin serveti demektir.[5]

MERKANTİLİZM’İN UYGULAMALARI

Merkantilizm’in bu özellikleri ve dayandığı temeller farklı ülkelerde muhtelif şekilde uygulanmıştır. Şimdi bunlardan birkaç tanesini inceleyelim.

İspanyol Merkantilizmi

İspanyol merkantilizmine “külçeli” ya da “bülyonist” merkantilizmde denir. Çünkü İspanyollar metal para darbını biliyorlardı. İspanyollar sömürgelerinden ülkelerine akan madenlerin biriktirilmesini temel amaç olarak görülmüştürler.[6] En önemli amaçlarından biride merkantilistlerin genel amacı olan ülkeye giren bu değerli madenlerin dışarıya çıkmasını önlemektedir. İspanyol merkantilistlere göre bu madenler 3 şekilde biriktirilebilirdi.  1)değerli madenlerin çıkışını önlemek 2) ülkede faiz haddini yükseltip yabancı paraları çekmek, ardından paraların ayarını bozmak. 3) ticari anlaşmalar yapmaktır.

16. yüzyılın başında ispanya, sömürgelerinden gelen değerli madenler sayesinde güçlü devletlerarasında olmuştur. Fakat bu güç fazla sürmemiş ülkeye gelen değerli madenlerin dışarıya çıkmaması için içeride alınan önlemler İspanyol ekonomisini çıkmaza sokmuştur. Şöyle ki madenlerin dışarıya çıkarılmaması için yasaklar konulunca bu önlemler geri tepmiştir. Eşya fiyatları yabancı ülkelere göre çok yüksek bir düzeye ulaşınca mal ithali yoluna gidilmiştir. Buda ekonomiyi çökertmiş, devlet ihracat yapamamış ve buna bağlı olarak dış ticaret kötüleşmiştir. Fiyatlar devamlı olarak artmıştır. İspanyol merkantilistlerinden Ortiz ve Mariana külçeci bir amaca yönelen himayeciliği eleştirmişlerdir. Mariana, özel ekonominin gelişmesine engel olan finansal yasaların ve ağır vergi uygulamasına karşı çıkmış, bülyonist fikirleri eleştirmiştir.

Sonuç olarak İspanyol ekonomisi çökmüş, altın ihraç etmeye başlamıştır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi 16. Yüzyılın başlarında dünyanın en zengin ülkelerinden olan ispanya, bu yüzyıl sonlarında ülkeye gelen değerli madenleri ihraç etmeye başlamıştır.

İspanyanın komşusu Portekiz ise ispanyanın aksine zıt bir politika izlemiş, geniş çapta deniz ticareti ile uğraşmış ve bunu kendine yararlı görmüştür. Portekiz ülkesine gelen değerli madenlerin dışarıya çıkmasına izin vermiş böylece ispanyanın içine düştüğü durumla karşı karşıya gelmeyeceğini düşünmüşlerdir.

Fransız Merkantilizm

İspanya’nın yanı sıra, Belçika ve İtalya’nın da sanayi alanında gerilemesi, Fransa ‘da sanayinin gelişmesini kolaylaştıracaktır[7]. Fransa ne kendi ülkesinde ne de sömürgelerinde işletebileceği değerli madenlere sahipti. Buna rağmen merkantilizmin uygulandığı ülkelerden biride Fransa’dır. Fransız merkantilizmin temsilcisi “ devlet demek ben demek” sözü ile tanınan “güneş kral” 14. Loui’nin maliye bakanı J. B. Colbert’dir.  Yabancı ülkelere satışları geliştirmek için ticari şirketler ve fabrikalar özendirilmiş, dış ticaretin bunlar tarafından yapılması için her türlü önlem alınmış, sanayi kurularak devlet himayesi altına alınmıştır. Bu sanayi kuruluşlarının dışarıya sattıkları ürünlerin karşılığı altın ülkeye girecek ve böylece altın stoku arttırılacaktır.

14. Louis devrinde Fransa büyük bir koloni imparatorluğu haline gelmiştir. Fransız malları özellikle ipekli dokumalar hemen hemen bütün Avrupa ülkelerinde aranır olmuştur. Bunun yanında oldukça sıkı önlemler alınmıştır. Himaye unsuru kapsayan gümrük tarifeleri yürürlüğe konmuştur. Fransa bunun yanında tahıl ihracatını yasaklamıştır. Fransız merkantilizminde başrolü Colbert oynamıştır. Colbert uzun bir çalışma süresi sonunda Fransa’yı endüstri devleti haline getirmiştir.

Fransız merkantilizmi ve düzenlemesini tam anlamıyla uygulamıştır[8]. Fransız merkantilistlerinden başka kişiler ise: Jean Bodin’dir. “Reponses aux” adlı kitabında fiyat hareketlerinin ayrıntılı analizini yapmış, fiyat yükselişlerinin en önemli nedenlerinden biride ticari faaliyetlerin genişlemesi ve yapılan maden akışıydı demiştir. Devletin müdahalesini gerekli görmüştür[9]. Diğer bir kişi olan Antoine de montchretien ise ulusal ekonominin önemini ilk kez açık bir şekilde ifade etmiştir. Bunun yanında insan emeğinin de önemini vurgulamıştır.

İngiliz Merkantilizm

Endüstri İngiltere’ye daha geç gelmiştir. İngilizler 15. Yüzyıl sonlarına kadar tarımla ilgilenmiştir. İngiliz merkantilizmin diğer bir ismi de “ticari merkantilizm”dir.  Bu tip sistemde özellikle ticaret, kredi ve para sorunlarıyla ilgilenmiş, gereken kararlar ve önlemler alınmıştır. Bu ticari doktrinde amaç; ülke zenginliğini arttırmanın temel yolu olarak dış ticaretin, diğer ülkeler aleyhine olumlu yönde gelişmesidir.  Borçlu ülkeler borçlarını altın ile ödeyecek ve böylece İngiltere zengin olacak. Ülkeye olumlu bir dış ticaret dengesi sağlanmaya gayret edilmiştir. Bütün bunların yanında Crowwel’in gayretleri unutulmamalıdır ki hatta bazı iktisatçılar İngiliz merkantilizmini Crowwel’in kişiliğinde bütünleştirmektedirler.

İngiltere, 1664 yılında Kuzey Amerika’daki Hollanda sömürgesini New- Amsterdam’ı da ele geçirecektir. Böylece deniz üstünlüğü İngilizlere geçmiş bulunmaktadır[10]. İngiltere’de denizciliğin gelişmesi Crowwel’in düzenlemiş olduğu “denizcilik kanunları” ile sağlanmıştır. Kanunlara göre İngiltere’den Avrupa dışı kıtalara yapılacak taşımaların tekeli İngiliz ticaret filosuna verilmiştir. İngiltere, önce İspanyol donanmasına, sonra Hollanda deniz gücüne üstünlük sağlamış daha sonrada Fransa’nın genişlemesini durdurmuştur[11]

Alman Merkantilizmi

Alman merkantilizmi “kamerilizm” olarak da bilinmektedir. Almanlarda, Fransızlar gibi ulusal endüstrinin gelişmesiyle ilgili önlemler almıştır. Üretim ve tüketim düzenlenmiş, uluslar arası ticaret ön plana çıkmıştır. Bununla birlikte tarımı da göz ardı etmemişlerdir.  Alman kameristleri birkaç istisna dışında dış ekonomik ilişkiler, ticaret ve ödemeler dengesi gibi sorunlarla çok az ilgilenmişler, ağırlığı yurt içi tarım ve sanayi faaliyetlerine vermişlerdir. Almanlar diğer ülkeler gibi, nüfus konusunda geniş davranmışlar ve nüfus artması için çözümler aramışlardır. Özellikle göçmenlerin nitelikli olmalarına özen göstermişlerdir.

Hollanda Merkantilizmi

Hollanda, İspanyol merkantilizmin tersine devlet güdümlülüğüne başvurmayan liberal merkantilizmi uygulamıştır. Kişinin özel girişimlerini frenleyen devlet söz konusu değildir.

MERKANTİLİSTLERİN YÖNTEMİ

Merkantilist düşünceye sahip olanlar önceleri kilise öğretisinin ve daha sonraları ise liberal öğretinin uygulamış olduğu tümdengelim yöntemi ile beraber tümevarım yöntemini de kullanmışlardır. İstatistiklerin incelenmesiyle ilgilenmişlerdir. Merkantilistlerin politik aritmetik dedikleri rakamlarla çalışma bugünkü ekonometrinin atası olduğu söylenebilir[12]. Sir William Petty’de politik aritmetikle uğraşmış, “Political Arithmetick”[13] adlı eserinde karşılaştırma kullanmak yerine ölçüler kullanmıştır.

William Petty bu yöntem ile her türlü hesabın yapılabileceği inancındadır. Merkantilist düşünürler para, servet, nüfus gibi ölçülebilir büyüklüklerle uğraşmışlardır.  Merkantilizm, Avrupa’nın her ülkesinde farklılık gösteren iktisat politikası olmuştur. Devletlere göre değişen bu sistem dört sınıfta toplanmıştır.

  • Hollanda ve İngiliz Okulu serbest ticarete yönelmiştir.
  • Fransız Okulu devlet eliyle sanayileşmeyi desteklemiştir.
  • Alman okulu devlet maliyesi konularına önem vermiştir.
  • İspanyol ve İtalyan Okulu parayla ilgili konular üzerinde durmuştur.

MERKANTİLİZM VE OSMANLI İMPARATORLUĞU

Başlangıçta İtalya, Portekiz, ispanya dünya ticaretinde Akdeniz de hâkimiyet mücadelesi verirken, ekonomik merkezin Akdeniz den Atlantik’e kayması ile İngiltere, Hollanda ve Fransa bu mücadelede ön plana çıkmıştır. Akdeniz de güçlü devletlerden biride Osmanlı devletiydi.

Merkantilist dönemde Osmanlı- Avrupa ilişkilerinde yeteri kadar araştırma yapılmamıştır. 17. Yüzyıl’da merkantilizm Avrupalılar için diğer devletlerle ticari yaklaşım oluşurken, Osmanlı için farklı olmuştur. Osmanlı ekonomik sistemi merkezi otoriteye bağlı olmuş ve geleneksel toplum yapısından kaynaklanmıştır. Osmanlı da sultanın görevi toplumda güvenliği sağlamak ve diğer alanlarda adaleti sağlamaktır. Sultanın bunu yapması devletin geliri ve mali gücü ile doğrudan alakalıdır. Buna göre devlet ekonomiyi kontrol etmekle yükümlüdür. Zaten Osmanlı devleti 14. Ve 16. Yüzyıllardaki inkişafı ortaya koyan vasıfları 19. Yüzyılın ilk yarısına kadar değiştirmemiştir.

Osmanlı ekonomik mantalitesi hakkında önemli araştırmalar yapmış olan Mehmet genç bu konuda yani Osmanlı devletinin merkantilizm karşısında ki duruş ve şekli üç temel dayanağa dayandırmıştır[14]. Provizyonizm(iaşecilik), tradisyonalizm(gelenekçilik) ve fiskalizmdir. Bunlar Osmanlının ekonomik olarak dünya görüşünü oluşturmuştur.

Provizyonist yaklaşıma göre piyasada mümkün olduğu kadar bol, ucuz ve kaliteli mal bulundurmaktadır. Üretici için mal ve hizmetin kalitesi birinci sırada değil de pahalı satmak birinci sıradadır. Merkantilist dönemde Osmanlı devletinin politikası provizyonist yaklaşım olmuştur. Bunun içinde devlet gerektiğinde ekonomiye müdahale edebilmektedir.

Tarımsal alanda maksimum üretim için topraklar sürekli ekilmelidir. Ülke içindeki üretim yetersizse dış alım teşvik edilir. Bu anlayışla merkantilizmin tersine, yurt içi ihtiyacın karşılanmasıdır. Devlet iktisadi hayatı düzenlemekte iaşe ilkesine dayanmaktaydı. Bu ilkeyi sağlıklı bir şekilde uygulayabilmek için Osmanlı devleti müdahaleciliği benimsemiş bulunmaktadır. İaşe ilkesi için ihracat, üretim faaliyetinin hedefi değildir. Üretimin hedefi yurt içi karşılanmasıdır[15].

Gelenekçilik ise var olan ve işleyen sistemi muhafaza etmektir. Amacı insanların ihtiyacını karşılamaktadır.

MERKANTİLİST AVRUPA İLE OSMANLI TİCARİ İLİŞKİLER

Devletin kurulmasından itibaren Venedikliler[16], 16. Yüzyıldan itibaren Fransa ve İngiltere; 16. Yüzyıl sonuna doğru ise Hollandalılar Osmanlı sınırlarına gelmeye başladılar. 16. Yüzyılda özellikle Güney Avrupalılarla daha sıkıydı. Daha sonra ise kuzey batı Avrupalılar ile ilişkiler daha sıkı olmuştur. Osmanlı 158’de İngilizlere, 1612’de ise Hollanda ya kapitülasyon vermiştir. Osmanlı imparatorluğu bu kapitülasyonları boş yere vermemiş kendine müttefik edinmeye çalışmıştır.

Venediklilerle tekstil ürünleri üzerine ticari ilişkiler kurulmaktaydı. Hasat’ın bol olduğu zamanlarda ise buğday ticaretinden söz edilmektedir. 16. Yüzyılın sonlarına doğru Hollanda bölgesindeki buğdayları güneye taşımaya başlamalarından sonra Osmanlı devletinin buğdayına olan talep azalmıştır. Bu yüzyılda merkantilist devletlerarasında Osmanlı ticaretine hâkim olma meselesi yüzünden sorunlar yaşanmıştır.

Bu devletler için Osmanlının en önemli ticaret merkezi Halep idi. ( bu bölge ipek ve baharat ticareti açısından önemliydi.) daha sonra bu önemlilik İzmir’e geçecek ve 17. Yüzyılda Osmanlı ticaretinde Hollanda üstünlük kurmuştur[17].

SONUÇ

Yukarıda da belirttiğimiz gibi merkantilizm, 16. Yüzyılda Batı Avrupa’da feodalizmin çökmesiyle başlayan ve 18. Yüzyıla kadar devam eden bir dönemi kapsadığını söylemiştik. Merkantilist düşünce yapısında paraya ve dış ticarete önem verilmişti. Merkantilizmde iktisadi temeller daha rasyonel temellere oturtturulmuştur. Bu yönüyle kendilerinden sonra gelecek olan fizyokratlara öncülük etmiştirler.

Altın ve gümüşü ise paranın tek zenginlik kaynağı olduğunu belirtmişler ve devleti ön planda tutmuşlardır. Devlet elinde bulunan altın ve gümüş kadar güçlüydü. Bu yönden devlet ekonomide müdahaleci davranmıştır.

Asıl önemli olan düşünce ise dış ticarettir. Yani ülkede maden üretilmediği zaman maden stokunu dış ticaret yoluyla yapmaktı. Dışarıdan içeriye ne kadar altın ve gümüş sokulursa o kadar iyi sayılırdı. Devlet zaten dışarıya değerli maden satmayı yasaklamıştı.

Merkantilizm Avrupa Ülkerlerinde değişik şekillerde karşımıza çıkmaktadır. İspanya, Hollanda, Fransa, İngiltere ve Almanya’da merkantilizmin farklı şekillerde uygulandığını görüyoruz. Henri Denis Ekonomik Doktrinler adlı eserinde bu uygulamaların eleştirisini vermiştir.

Merkantilizmin, Osmanlı ile olan ilişkisini de yukarıda belirtmiştik. Başlangıçta Osmanlı devleti ve merkantilizm hakkında pek fazla bilgi yoktur zaten Osmanlı devleti farklı bir yaklaşımla yaklaşmıştır. Avrupa’da merkantilist düşünce hâkim iken bu devirde Osmanlı devletinin iktisadi yaklaşımı için Mehmet Genç’in “ Osmanlı İmparatorluğunda Devlet ve Ekonomi” adlı kitabına bakabiliriz.  Osmanlı devleti merkantilist düşünürlerin aksine mal bolluğuna önem vermiş ve ithalatı teşvik etmişlerdir.

Fizyokrasi, merkantilizme karşı olarak ortaya çıkmış ve bununla birlikte dünya ticaretinin genişlemesi, keşifler ve farklı alanlarda yeni akımların ortaya çıkması merkantilizme eleştiriyle bakılmasına neden olmuştur. Merkantilizmin çöküşünü hazırlayan nedenler aynı zamanda sınaî kapitalizminde doğuşunu hazırlamıştır.

 Sonnotlar

[1] Gülden Ürgen, “ Merkantilizmden Liberalizm’e Geçiş ve Piyasa Ekonomisi”, İ.Ü Maliye Araştırma merkezi Konferansları dergisi, İstanbul 2000,  c. 40, s. 85-99

[2] Veli Urhan , “19. Yüzyılda Klasik Servet Analizinden Modern İktisat Politikasına Geçiş”, Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi, c.3, 2011 Ankara.

[3] Mehmet Bulut, “17. Yüzyılda Osmanlılar ve Merkantilistler”, Ekonomik Yaklaşım Dergisi, C. 11, , 2000 Ankara, S. 39.

[4] Kenan çelik,  Uluslar Arası İktisat, Trabzon 2008, s.6-7.

[5] Gülten kazgan, İktisadi Düşünce veya Politik İktisadın Evrimi, İstanbul 1997, s.38.

[6] Mehmet Bulut, “17. Yüzyılda Osmanlılar ve Merkantilistler”, Ekonomik Yaklaşım Dergisi”, c. 11, s.39, 2000 Ankara.

[7] Henri Denis, Ekonomik Doktrinler Tarihi, çev. Atilla Tokatlı, İstanbul 1973, S. 139.

[8]  Ülgen, a.g.m, s. 87

[9] Cahit Talas, Ekonomik Sistemler Dayandıkları Düşüncelerle, Ankara 1969, S. 29

[10] Dennis, a.g.e. S.139

[11] Nazif Kuyucuklu, İktisadi Olaylar Tarihi, Kırklareli 1982, S.21

[12] Kazkan, a.g.e, s. 38

[13] Ahmet Arif Eren, “Sir William Petty Merkantilist Bir Düşünür mü?”, Ekonomik Yaklaşım Dergisi, c. 22, S.79, 2011 Ankara

[14]Bulut, S. 27.

[15] Mehmet Genç, Osmanlı İmparatorluğunda Devlet ve Ekonomi, Ankara 2007, S. 9

[16] Immanuel Wallerstein, çev. Faruk Tabak, Osmanlı İmparatorluğu, Akdeniz ve Avrupa Dünya Ekonomisi”, Osmanlı, cilt 3, S.206

[17] Mehmet Bulut,” 17. Yüzyılın İlk yarısında Hollandalı Tüccarların Osmanlı Bölgesinde ki Faaliyetleri”, Osmanlı, cilt 3, S. 212