Balkan Harbi ve Bulgar Mezalimi ile İlgili Birkaç Hatıra

Dr. İLKER ALP

Osmanlı Devleti’nin Rumeli toprakları asırlarca büyük devletlerin ilgi alanı içerisindeydi. Bu devletlerin politik oyunları neticesinde kurulan Balkan devletleri, (Sırbistan, Bulgaristan, Yunanistan ve Karadağ), istiklâllerini kazandıkları andan itibaren, Osmanlı ülkesine doğru yayılma siyaseti takip etmeye başladılar.

Meselâ Bulgaristan, Makedonya, Edirne ve hatta İstanbul ile ilgileniyordu.

Sırbistan, Makedonya, ve Arnavutluk da faaliyetlerini sürdürüp, buraları kendi sınırlarına dahil etmeye çalışıyordu.

Yunanistan, Girit, Adalar Denizi (Ege) Adaları, Paşaeli (Trakya) ve Makedeonya’nın bir kısmını almak isterken; Karadağ, Arnavutluk’a göz dikiyordu.

Birbirinin topraklarında da gözleri olan bu devletler, özellikle Rusya, İngiltere, Fransa gibi, büyük devletlerin kışkırtması ve Osmanlı Devleti’nin iç siyasî meselelerinden dolayı zayıf bir durumda bulunmasından faydalanarak, kendi aralarında ittifak kurdular.

Balkan devletleri arasındaki ittifakın tamamlanmasından iki gün sonra, 8 Ekim 1912 yılında, Karadağ’ın Türk topraklarına saldırmasıyla, Balkan Harbi başladı.

Osmanlı ordusu ancak Edirne, Yanya ve İşkodra’da düşmana karşı koyabildi. Diğer cephelerde ise bir iki hafta içinde ağır bir yenilgiye uğradı. Bunun sonucu olarak düşman orduları, Çatalca önlerine kadar geldiler.

Osmanlı Devleti, İkinci Balkan Harbi sırasında, Edirne ve Meriç nehrine kadar uzanan toprakları kurtardıysa da, yine de büyük toprak ve can kaybına uğradı. 500 yıllık Türk toprakları, düşman eline geçti ve buralarda yaşayan milyonlarca Türk, yabancı hâkimiyeti altına girmek zorunda kaldı.

Bu savaşlar sırasında, Türk milleti büyük maddî ve manevî zarara uğradı. Halk bir taraftan açlık ve bulaşıcı hastalıklardan dolayı kırılırken, diğer taraftan da sivil-asker ayırımı yapılmadan, binlerce Türk kadın ve çocuğu, hunharca katledildi.

Esir düşen Türk askerleri ise, akla hayale gelmeyen işkencelerle şehit edildiler. Yüz yıllarca Osmanlı Devleti’nin himayesinde refah ve mutluluk içinde bir hayat süren Bulgarlar, yabancı kışkırtmaları neticesinde Türk düşmanı haline geldiler ve Balkan Harpleri’ndeki Osmanlı mağlubiyetinden istifade ederek tarihte ender görülen bir soy kırımı hareketini gerçekleştirdiler.

Öyle ki. Edirne’de Sarayiçi’nde, sivil ve askerden 20 bin kişiyi; Habibçe, Harmanlı, Sinekli ve özellikle Eskizağra esir kamplarında, 15 binin üzerinde, esir Türk askerini şehit ettiler.

Bu gün ülkemizin bir çok kütüphane ve müzelerinde bulunan kitaplar, fotoğraflar, resimler, şiirler vs. gibi eserlerde, bu facianın izlerini görmekteyiz.

Serhat şehrimiz Edirne’nin Türk İslâm Eserleri Müzesi’nde bulunan değerli ve çok sayıdaki eserler, Balkan Harpleri’ni, bu harplerde çekilen acıları ve Bulgar mezalimini gözümüzün önüne sermektedir. Aşağıda, bu müzenin Balkan Harpleri ile ilgili bölümünde sergilenen eserlerden bazılarını sunuyoruz.

Bunlar arasında, Balkan Harpleri’nden kalma bayraklar, süpürge tohumundan yapılan ekmekler ve Edirne’de, Sarayiçi’nde Bulgarların yaptığı mezalimi gösteren (L’illustration dergisinde yayınlanan) bir tablonun fotoğrafları yer almaktadır.

Balkan harbi (1912-1913)’nden şanlı Türk bayrağı ile ilgili hatıralar:

Balkan Harbi’ne giden bir askerin çömlek Akpınar köyü imamına emanet ettiği bir sancak:

Sancak üzerinde:
“Allah, Vatan, Namus, İttihad” sözleri işlenmiştir. (Aslı Edirne’de Türk İslâm Eserleri Müzesi’nde sergilenmiştir).

Edirne müzesinde bulunan kanlı sancak: Balkan Harpleri’nde, 174. Alay’ın kullandığı kana bulanmış bir sancak: (Fotoğrafta, sancağın sağ tarafında görülen koyu gölge, Türk şehitlerinin mübarek kanıyla bulanmış bölümüdür). Sancağın üzerinde:

“Lailahe illallah Muhammedün resülullah inna fetehna leke fethan mübînen.” sözleri yazılıdır. (aslı Türk İslâm Eserleri Müzesi’nde bulunmaktadır).

Bu bayraklar, bize Türk milletinin ne kadar zor şartlar altında bulunursa bulunsun bayrak, tuğ, sancak gibi millî sembolleri kanının son damlasına kadar savunduğunu bir kere daha göstermektedir. Onun için bayrak, vatan, din, namus, hürriyet ve mukaddes olan her şeydir. Bu yüzden onu düşmana teslim etmektense ölmeyi tercih etmektedir.

Sarayiçi Faciasını Gösteren Bir Tablo

Bulgarlar Edirne’yi îşgâl ettikten sonra 15.000 Osmanlı askerini ve 5.000 sivil Türkü, sarayiçi denilen mevkiye götürmüşlerdi. Burada, bunlara çeşitli işkence yapmışlardı. Hatta yiyecek vermemişler, aç susuz bırakmışlardı. Ağaç kabuğu kemirmekten başka yiyecek bulamayan binlerce Türk, açlıktan, acılar içinde kıvranarak ölmüştü. Bulgarlar, bu barbarlıklarını, açlıktan ölmeyenleri, kurbanlık koyun gibi boğazlayarak veya kurşunlayarak tamamlamışlardı.

Edirne’de, Türk İslâm Eserleri Müzesi’nde sergilenen ve Sarayiçi’nde Bulgarların yaptıkları mezalimi gösteren bu tablonun altında ise şunlar yazılıdır:
“1913 Balkan Savaşları’nda Edirne Sarayiçi’ne kapatılan Türkler’in, açlıktan ağaçları kemirdikleri ve işkence ile öldürüldükleri anı tespit eden bu tablo, tarafsız gözlemci İngiliz gazetecisi Georges Scott tarafından 19.4.1913 tarih ve 3660 sayılı L’ıllustratlon’da neşredilmiştir.”

Süpürge Tohumundan Yapılan Ekmekler

Balkan Harbi yıllarında, özellikle Bulgar işgali sıralarında, Bulgarlar’ın yaptıkları yağmalar neticesinde, Edirne halkı büyük bir kıtlıkla karşı karşıya gelmişti. Bu yüzden, kıtlık sırasında, Edirneliler “süpürge tohumundan” yapılan “ekmeği”, yemek zorunda kalmışlardı. Nitekim, bu ekmeği dahi bulamadıkları günler olmuştu. Fotoğraflarda, (Edirne, Türk İslâm Eserleri Müzesi’nde sergilenen), sağda süpürge tohumundan yapılmış olan iki ekmek parçası ve solda eski Türkler’de bayrak ve hâkimiyet sembolü olarak kullanılan TUG görülmektedir.