Suriye’de Tomahawklar’la Gelen Fırsat

Ağustos 2013’teki Doğu Guta saldırısından 1470 gün sonra Amerikan yönetimi Esed rejiminin kimyasal saldırılarına karşı ilk adımını attı. Amerika Akdeniz’den ateşlediği füzelerle rejimin ve Rusya’nın konuşlandığı ve Han Şeyhun’daki kimyasal saldırıyı düzenleyen uçakların havalandığı El-Şayrat üssünü Tomahawk’larla vurdu.

Amerika’nın Suriye’ye yönelik atacağı cezalandırıcı adımlardan sadece birisi ve hatta en risksiziydi bu. Malum Suriye’de konuşlu Rus hava savunma sistemleri var. Amerika’nın etkisi ve anlamı daha geniş olabilecek hava saldırılarına başvurmaması kısmen bu sebepten.

Rusya’yla sonu olmayan bir tırmanışa girmek istemiyor ABD. Ama benzer bir durum Rusya için de geçerli. Hava saldırısı bile yapılsaydı Rusların hava savunma sistemlerini kullanmak isteyeceğini tahmin etmiyorum. Belki taciz ederlerdi geçenlerde İsrail uçaklarına yaptıkları gibi; fakat ABD uçaklarını hedef alarak geri dönülmez bir yola da başvuramazlardı. Eğri oturup doğru konuşalım: Amerikan askeri teknolojisi Rusların fersah fersah önünde. En önemlisi de Rusların bunun farkında olması.

Rusya’dan gelen açıklamalar retorikten ibaret. Ruslar Suriye’de bu kadar rahat at koşturmalarının başlıca sebebinin Amerikan yönetiminin kendilerine açtığı alan olduğunu çok iyi biliyorlar. Haklarını teslim edelim, Ruslar Suriye’de en akıllı stratejiyi yürüttüler. Yine de 1470 gün önce ABD yapması gerekeni yapsaydı, Ruslar muhtemelen Suriye’de bu kadar nüfuzlarını tahkim edemezlerdi.

ABD, asgari müdahaleyle azami sonuç elde etme gayretindeydi ve Tomahawklar’la bunu başardı. Aslında durumdan herkes belli açılardan memnun. ABD uzaktan bir müdahaleyle oyuna geri döndü ve kimyasal silah kullanımına dair normu dayatmış oldu. İç politikada zor günler geçiren Trump için de bir nefes alma fırsatı doğdu. Ruslar ABD’nin oyuna girmesinden rahatsız ama müdahalenin oldukça sınırlı olmasından rahatsız değil. Kaldı ki saldırı öncesi kendilerine haber verildi ve hiçbir zayiat vermediler. Esed rejimi de Ruslara paralel düşünüyor. Saldırı El-Şayrat’a değil de başkanlık sarayına yapılsaydı halleri nice olurdu. Eminim ki hallerine şükrediyorlardır. Nihayetinde El-Şayrat hâlâ kullanımda, sahadan gelen bilgilere göre 13-14 tane jetlerini ve yakıt depolarını kaybettiler. Daha kötüsü de olabilirdi…

Müdahale tabii ki olumlu, bakmayın Esed severlerin ağlak yorumlarına. Fakat bu haliyle Suriye’de oyunu değiştirmesi çok zor. Ardı gelmeli, ek adımlarla kazanılan mevzi tahkim edilmeli, bu fırsat kaçırılmamalı. Bu da üç yolla olabilir: Ya hava üslerine yönelik saldırılar devam ettirilmeli. Ya muhalefete stinger tarzı yerden havaya füzeler verilmeli ki buna da Körfez ülkeleri öncülük etmeli. Ya da Suriye’nin kuzeyine hava savunma sistemleri yerleştirilmeli. Son seçenek en risksiz ve maliyetsiz olanı. Türkiye sınırına koyulacak hava savunma sistemleriyle Suriye’nin kuzeyindeki rejim ve Rus uçaklarının katliamları engellenebilir ve Türkiye’nin uzun süredir savunduğu bir güvenli bölge fiili olarak oluşur. Zaten katliamlar da havadan geliyor. Bu adım an itibarıyla işlemeyen ateşkese ve ilerlemeyen siyasi müzakerelere de yeni bir ivme kazandırır. Rejimin, İran’ın ve Rusya’nın ayak diremesinin en büyük sebebi, köpeksiz köyde değneksiz gezmeleri. ABD bu saldırıyı hangi sebeple yapmış olursa olsun ardını getirirse Esed ekseninin kabiliyetini sınırlandırmış, müzakere ihtiyacını da artırmış olacak.

El-Şayrat müdahalesi kimyasal silah kullanımını sınırlandırır ama Esed ekseninin diğer kitle imha silahlarını kullanmasına engel olmaz. Bundan sonra atılacak her adım Esed ekseninin kimyasal silah haricindeki toplu katliamlarını engellemeyi hedef almalı.

PAYLAŞIN:
SETA’da Dış Politika Araştırmaları direktörlüğü görevini yürüten Ufuk Ulutaş, Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünde lisans ve Ohio State Üniversitesi tarih bölümünde yüksek lisans derecelerini tamamladı. Ohio State Üniversitesi’nde doktora adayı oldu. Kudüs İbrani Üniversitesi’nde İbranice ve Ortadoğu politikası dersleri aldı. 2004-2009 yılları arasında Ohio State Üniversitesi’nde Dünya Tarihi dersleri verdi. Mershon Uluslararası Güvenlik Çalışmaları Merkezi’nde araştırma asistanı ve Melton Yahudi Çalışmaları Merkezi’nde önce “Samuel M. Melton” ardından “George M. & Renée K. Levine” araştırmacısı olarak çalıştı. SETA Washington DC’de Ortadoğu Programı Koordinatörlüğü görevini yürüttü. Ortadoğu siyaseti ve tarihi, İsrail ve Yahudi tarihi, Türk dış politikası ve ABD’nin Ortadoğu politikası üzerine çok sayıda akademik makale ve rapor kaleme aldı. Yerli basınının yanında Haaretz, Jerusalem Post, Al-Jazeera.net, Al-Arabiya, Al-Ahram ve Foreign Policy gibi yabancı yazılı basında çok sayıda ropörtaj ve makaleleri yayınlanırken, CNN International, BBC, Al-Jazeera İngilizce ve Arapça, Russia Today, France 24, CCTV gibi yabancı ve yerli görsel medyada yorumlarına yer verildi. Halen TRT Türk kanalında “Küresel Siyaset” isimli dış politika ağırlıklı bir program yapmakta ve Akşam Gazetesi’nde Pazartesi ve Cuma günleri köşe yazmaktadır. Ayrıca, Somali merkezli Heritage Enstitüsü’nün de yönetim kurulunda bulunmaktadır. Araştırma dilleri arasında İngilizce, Arapça, İbranice ve Fransızca bulunmaktadır.