Balkanlar ve Rumeli’de Ölüm ve Sürgün

ALİ SATAN

Balkanlar ve Yakındoğu tarih ve nüfus bilimi mütehassısı, ABD Louisville Üniversitesi’nde tarih profesörü Justin McCarty’in hazırlamış olduğu “Ölüm ve Sürgün” kitabı, bizim son yüzelli senelik tarihimizi en iyi anlatan bir eser. Bu yüzden olacak ki, bu devri inceleyen Amerikalı tarihçi kitabının ismini “Ölüm ve Sürgün” koymuş.

Prof. Justin McCarthy konuya ilgisinin nasıl başladığını şu çarpıcı cümlelerle ifade ediyor;

“Birinci Dünya Savaşı sırasındaki Osmanlı İmparatorluğu üzerinde yaptığım araştırmalar, beni, Müslümanlar arasındaki ölüm ve göçü konu alan bu çalışmaya götürdü. 0 zaman ilgi duyduğum sadece Anadolu’da kaç Müslüman yaşamakta olduğunu ve bunların nüfusunun 19. yüzyıl ile 20. yüzyılda hangi ölçüde değiştiğini belirlemekten ibaretti. Bu araştırmanın sonucu beni şaşkınlık içinde bıraktı; çünkü daha önce benim Osmanlı tarihi hakkında okuduklarım arasında hiçbir şeyi beni bu dönemdeki yüksek ölüm oranıyla karşılaşmaya hazırlamamıştı.

İstatistikler, Müslüman nüfusunun dörtte birinin yok olduğunu söylüyordu. Tarih kitaplarında böylesine bir nüfus kaybının es geçildiğine inanamıyordum; ama verileri tekrar tekrar gözden geçirdiğimde hep aynı sonucu veriyordu. Yalnız 1. Dünya Savaşı sırasında değil bütün 19. yüzyıl boyunca da Anadolu’nun, Kırım’ın, Balkanlar’ın ve Kafkaslar’ın Müslüman halkları inanılmaz yükseklikte bir ölüm oranına maruz kalmıştı. Onların kayıpları, araştırmaya değerdi.”

Araştırmacı, modern tarihçiliğin gereği olarak Amerika tarihi yazılırken Kızılderililer’e yapılan katliamların da zikredildiğini ancak Balkan milliyetçiliği yahut Rusya’nın güneye ilerleyişi anlatılırken tarih kitaplarında buna maruz kalan Müslümanlar’ın başına gelenlerin bugün hâlâ, gözden uzak tutulduğunu ifade ediyor. Bu kitabın da Müslüman halkların başına gelen ölümlerin ve zorla göç ettirmelerin tarihi niteliğinde olduğunu söylüyor.

Prof. Justen McCarthy, iki yüz yıl boyunca Balkanlar’dan ve Kafkaslardan Osmanlı ülkesine zorla çekilen Türk ve diğer Müslüman halkların göçünü tarihin en önemli olayları arasında sayıyor. Müellif, Avrupalılar’ın Amerika kıtasında yaptıkları ile Ruslar’ın Karadeniz’in kuzeyinde yaptıkları arasında paralellik kuruyor. Yazar Ruslar’ın bu zalim politikayı 150 sene dirençle uyguladığının altını çiziyor.

Kitaptaki verilere göre; toplu halde göçe zorlanan ilk Müslüman toplum 1772 yılında Kırım Tatarları olur. Bu uygulama hem Rus yayılmasında, hem de Balkan milliyetçiliğinde bir model oluşturur. Bu tarihten itibaren Müslümanlar’ın gidişatı gerçekten acınacak niteliktedir. Ya katledilirler ya herşeylerini geride bırakıp tek sığınacakları ülke olan Osmanlı topraklarına sığınırlar. Tatarlar önce Romanya’ya oradan Anadolu’nun muhtelif yerlerine göç ederler. Ruslar bir türlü durmak bilmez. Romanya’dan Bulgaristan’a, oradan Yeşilköy’e kadar gelir ve Berlin Kongresi’nde mülteciler meselesini soruşturan ingiliz subaya şu cümleleri söyletir; “Başka sonuca varmam imkansızdı. Ruslar Müslümanlar’ın soyunu kurutmak için kararlı bir politika izlemekte idiler.”

Kafkasya’da ise Türkler, Çerkesler, Abhazlar, Lazlar ve diğer Müslüman halklar Rus yayılmacılığı karşısında iki asır içinde etnik temizliğe tabi tutuldular. Bu Müslümanlar’ı Rus zulmünden deniz yolu ile Osmanlı gemileri Trabzon ve Samsun’a getirirken, karadan ise sınırları açıp bütün Anadolu’ya kabul ve iskân ederek kurtarmaya çalışıyordu. Kafkaslar’da 1 milyon 200 bin Müslüman göçe çıkmış ancak 800 bini Osmanlı topraklarına vasıl olmuşmuştu. Justin McCarty diyor ki; Ruslar yaptıkları etnik temizlikle hem Müslüman topraklarını Hristiyanlaştırıyorlardı, hem de gönderdikleri göçmenlerle Osmanlı ekonomisini zora sokmayı hedefliyorlardı. Araştırmacı, Osmanlı sanayisinin gelişmesine Rusya’nın fırsat vermediği tesbitinde de bulunuyor.

Eser mükemmel bir tarih araştırmasıdır ve bir tarihçinin ulaştığı bilgi kaynaklarını nasıl titiz bir tenkitten geçirmesi gerektiğini de öğretecek niteliktedir.

Ölüm ve Sürgün kitabında sabit bir bakış açısı da kökten değiştiriliyor. Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’dan çekilişi sırasında bu topraklarda savaş vermesi o topraklardaki Hristiyanlar’a karşı haksız ve sonucu belli bir savaş olarak kitaplarda yer alır. Prof. Justin McCarty, kitabının sonuna doğru, bu görüşün bir yanılgı olduğunu, Osmanlı Devleti’nin kendi tebasını soylu bir biçimde savunan savaşlar verdiğini yazıyor. Osmanlı’nın bu tarafını maalesef hepimiz gözardı ediyoruz.

“Ölüm ve Sürgün” bu tanıtım yazısının boyutlarını aşan bir eser. Her satırı dikkatle okunmayı hakediyor.