Sel Yatağını Hatırladı

Bu satırları yazarken sandıkta oy verme işlemi devam ediyordu. Bugün açıklanmış olan referandum sonuçları, darbeler ve müdahalelerle devletin kurumsal yapısına musallat olmuş bürokratik vesayetçilerin tasfiyesini mümkün kılacaktır.

Böylece millet iradesi iktidarın merkezinde yer alırken bürokratik kurumlarda meşruiyet alanları içinde konumlandırılmış olacaklar. Millete rağmen, dayatmalarla topluma istikamet vermekte ısrar etmek, dere yatağına mahalle kurmaya benziyor. Eninde sonunda sel yatağını hatırlar.

Bu büyük değişimi tetikleyen en önemli hamle 15 Temmuz darbe girişimine karşı milletin gösterdiği duruş olmuştur. “Yeter” artık demeden hiçbir kişi ve toplum kendini değiştiremez. Rahatsızlıklar sorgulamaya yol açar. Hükûmet etme sisteminde bugün yaşanan değişimin kamuoyu önünde tartışılması Merhum Turgut Özal’ın 1993 yılında “… Tarih bu işi nasıl bu kadar yanlış yapabilir, bu suali sormamız lazım…” dediği muhteşem konuşması ile başladı.

Ne demişti Özal:

“1930’lu yıllar, ben ilkokuldayım, son sınıfta. Tabii o zaman bizi bambaşka yetiştiriyorlar. Benim yaşıma yakın olanlar hatırlayacaklar. Dış dünya ile hiçbir alakamızın olmadığı kendi küçük dünyamızda öğrendik. Dış dünyayı değil İstanbul’u bile bilmiyorduk… İyi bir talebeydim. Rahmetli dedem o sırada bize misafir gelmişti, o da gençliğinde Sultan Abdülhamid zamanında İstanbul’da bulunmuş. Okuduğum tarih kitabında ‘Kızıl Sultan’ diyorlar Sultan Abdülhamid’e. Ben okuyorum o da dinliyor… Döndü ‘Bunların hepsi yalan… Size yanlış şey öğretiyorlar’ dedi. ‘Dede! Sen mi iyi bileceksin, kitap mı iyi bilecek?’ dedim… Biz böyle büyüdük… Aradan seneler geçti, yurt dışına gittik, yurt dışında çok kaldım. Orada bazı kitaplar elime geçti, bu konularda bazı araştırmalar yaptım. Yurt içinde de ufak tefek, kenarda köşede kırıntı gibi gelen. O sırada çok sarih değil, bilgiler var… Baktım ki dedem haklı, dedem haklı. Onun üzerine dedim ki: Yani şu tarihi anlatmanın tersliğine bakın, bu zata ‘Kızıl Sultan’ dediler. Devrine bakıldığı zaman hemen hemen hiç toprak parçası vermemiş, siyaseten fevkalade iyi idare etmiş. Demir yollarını yapmış, okullar yapmış birçok şeyler var. Bunları görüyorsunuz. Ondan sonra İttihat Terakki gelmiş, birlik ve gelişme (diye).. Öyle mi? 1909-1918’de koskoca İmparatorluk bozuk para gibi harcanmış. Doğru mu, değil mi? Şimdi, birisi ‘Kızıl Sultan’ öbürleri ‘Hürriyet kahramanı’… Öyle mi? Tarih bu işi bu kadar nasıl yanlış yapabilir, yani bu suali sormamız lazım, diye düşündüm… Zannediyorum bu sualler soruluyor artık Türkiye’de… Başka suallerin de sorulması lazım. Toplumların, ülkelerin ilerlemesinin sırrı nedir?..”

Merhum Özal’ın düşünce ve düşünceyi ifade hürriyeti, din ve vicdan hürriyeti ve teşebbüs hürriyeti olarak açıkladığı kalkınmadaki sırrın bu ülkede uygulanmasının önündeki engel nedir?

Bu sorunun cevabı ise bugün milletin sandıkta ait oldukları yere gönderdiği; “Darbeler ve müdahalelerle devletin kurumsal yapısına musallat olan” vesayetçileridir…

PAYLAŞIN:
1950 Erzincan doğumlu olan Gazeteci-Yazar Hikmet Köksal Atatürk Üniversitesi İşletme fakültesini 1975 yılında bitirdi. 1979 yılında basın iş kolunda çalışmaya başladı ve bu tarihten itibaren Türkiye Gazetesinin Erzincan, Erzurum, Samsun ve İzmir Bölge müdürlüklerinde bulundu. Türkiye Gazetesinde köşe yazıları yayınlamakla birlikte, iş ve sosyal hayatta başarılı olmak üzerine dergilerde makaleleri ve kitapları yayınlandı. Eğitim Kurumlarında, kamu ve özel iş yerlerinde verdiği seminerlerde öğrenci, yönetici ve çalışanlarla tecrübelerini paylaştı. Erzincan ERT-TV’de “Açık Kürsü” Programını yaptı. Yurt içinde birçok dergi, yerel Gündem 24 Gazetesinde köşe yazıları ve makaleleri yayınlandı. Halen Türkiye Gazetesinde “Yerel Pencere” başlığı altında köşe yazıları hazırlamaya devam ediyor.