Sincar Operasyonu ve Türkiye’nin Terörle Mücadele Stratejisi

Doç. Dr. SERHAT ERKMEN

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 25 Nisan 2017’de Suriye ve Irak’ta PKK’ya yönelik gerçekleştirdiği sınır ötesi operasyon, bölgedeki siyasi ve stratejik dengelerin ne kadar hassas olduğunu gösterdi. Türkiye’nin bu operasyonu yapmasının arkasındaki en önemli neden olarak, terör örgütü PKK’nın bu bölgeleri Türkiye sınırları içinde terör eylemleri yapma amacıyla kullanılması gösterildi. Ancak bu neden, muhtemelen operasyonun nedenlerinden sadece biri. Derinlemesine yapılacak bir değerlendirme, operasyonun tek nedeninin bu olmadığını ortaya koyabilir.

Terörle mücadele ve sınır ötesi operasyonlar

Dünyanın pek çok yerinde, terör örgütleri faaliyet gösterdikleri ülkelerin dışında da örgütlenebiliyor. Bu örgütlenme, sadece hedef aldıkları ülkelere sınır olan bölgelerde de olmuyor. Yaşam alanı bulabildiği farklı coğrafyalarda örgütlenerek finans, eğitim, uluslararası meşruiyet elde etme, adam toplama gibi faaliyetler yürütebiliyorlar. Hatta bazı dönemlerde terör eylemlerini yönelttikleri ülkede zayıfladıklarında dahi, diğer ülkelerdeki örgütlenmeleri, varlıklarını korumalarını sağlayabiliyor. Bu nedenle, terörle mücadelenin sadece ülke içinde yürütülebilecek bir süreç olmadığı genel kabul gören bir olgu. Ancak mücadelenin biçimi değişkenlik gösterebiliyor. Bazı örneklerde terörle mücadelenin sınır ötesi ayağında askeri/istihbari boyut, bazı örneklerinde finansal boyut, bazılarında ise diplomatik boyut ön plana çıkabiliyor. En gelişmiş terörle mücadele örneklerinde, bu boyutların her birinin içerildiği, kapsamlı, organize ve iyi planlanmış bir sürecin yürütüldüğü görülüyor.

Türkiye’nin PKK terör örgütüyle kendi sınırları dışında yürüttüğü mücadelede Suriye ve Irak nerdeyse tüm alanları içeren özgün bir yere sahip. PKK’nın uluslararası konjonktürün, bölgesel gelişmelerin ve bu ülkelerin iç siyasi yapılarının etkisiyle kendisine üslenme, eğitim, finans, eleman toplama gibi alanlarda önemli fırsatlar yakaladığı bir gerçek. Suriye özelinde ise bu alanlara ‘uluslararası meşruiyet’ boyutu eklenmeye çalışılıyor. Bu nedenle Türkiye’nin sınır ötesi operasyonu, sadece askeri gereklilikler değil, güvenliğin farklı boyutlarıyla değerlendirildiği bir bağlamda düşünüldüğünde anlam kazanıyor.

Operasyonun değerlendirilmesi

PKK’yla mücadele Türkiye içinde hızla devam ediyor. 2015 yılı sonlarında bazı il ve ilçe merkezlerinde yoğunlaşan operasyonlar, 2016’nın ikinci yarısından itibaren ağırlıklı olarak kırsal alanlara kaymış durumda. Kırsal alanlarda yoğunlaşan bu operasyonların baharla birlikte daha da genişlemesi bekleniyordu. Nitekim son dönemde bu beklenti hayata geçmiş görünüyor. Buna karşılık, PKK’nın Irak ve Suriye’deki örgütlenmesi, örgütün Türkiye içindeki kayıplarını telafi etmek için yoğun bir uğraş veriyor. Hatta son dönemde insansız hava araçlarıyla (İHA) yürütülen etkin operasyonlar sayesinde güvenlik güçlerinin kayıpları asgariye indirilmiş olsa dahi, PKK’nın sıklıkla sınırın öte tarafından sızma yoluyla terör eylemleri gerçekleştirmeye çalıştığı gerçeği atlanmamalı. Bununla birlikte, PKK’yla mücadelenin sadece teröristleri etkisiz hale getirmekle sınırlı olmadığı söylenmeli. Bunun yanı sıra örgütün finans, silahlanma ve özellikle meşruiyet sağlama çabaları dikkate alındığında, Irak ve Suriye’deki gri bölgeleri kullanma çabasında ciddi bir artış var.

Son operasyon neden önemli ve gereklidir?

İlk neden daha teknik ve taktik bir boyutta açıklanabilir: Uzun bir süredir, güvenlik güçlerinin Türkiye içinde yaptığı operasyonlarda, PKK’nın Irak ve Suriye’de elde ettiği silah ve mühimmatların yakalandığı görülüyor. Bu malzemelerin özellikle Türkiye-Suriye sınırında YPG’nin kontrol ettiği alanlardan Türkiye’ye sokulduğu ise yapılan operasyonlarla ortaya konulmuş durumda. Daha da geniş bir açıdan bakıldığında PKK, Irak-Suriye-Türkiye üçgeninde konumunu sağlamlaştırırken, bu bölgeyi kendisi için önemli bir lojistik ve ikmal hattına çevirmiş durumda. Bu nedenle, Türkiye’nin PKK’yla mücadelesinin sınır ötesi boyutunda sadece Irak’a odaklanarak sonuç alması mümkün görünmüyor. Son bir hafta içinde Kuzey Irak’ta Sinat-Haftanin, Metina, Gara, Kandil, Avaşin-Basyan, Zap ve Hakurk civarındaki kamplara ve değişik nitelikteki hedeflere yönelik hava harekatlarında gözle görülür bir artış vardı. Ancak PKK’ya yönelik askeri baskının tek bir alanla sınırlı tutulması, genel olarak sonuca ulaşılmasını tam anlamıyla sağlamıyordu. Bu nedenle PKK’nın daha önce hedef alınmayan bölgelerde de baskı altına alınması, güvenliğin sağlanması sürecine bir katkı olarak değerlendirilmiş olabilir. Fakat Suriye ve Irak’ta vurulan hedefler dikkate alındığında, güvenliğin sağlanmasını sadece taktik boyutuyla değil, bu askeri harekatın olası siyasi ve diplomatik sonuçları çerçevesinde değerlendirmek doğru olacaktır.

Operasyonun ikinci nedeni ise PKK’nın Suriye’nin kuzeyinde ve Irak’ın Sincar bölgesinde stratejik bir aktöre dönüşmesi. DEAŞ karşıtı koalisyonun bir parçası olarak ABD’yle girdiği işbirliğinin sonucunda PKK’nın önemli bir kazanım elde ettiği bir gerçek. Her ne kadar ABD PKK’nın terör örgütü listesinde olmasına rağmen YPG’nin olmadığını ve kendisinin de YPG ile işbirliği yaptığını iddia etse de, bunun sadece söylem düzeyinde bir anlamı olduğunu bölgeyi tanıyan herkes biliyor. PKK, YPG üzerinden ABD’yle girdiği ilişkinin kendisine stratejik bir koruma kalkanı sağladığını düşünüyor. Aslında bu düşüncesinde pek de haksız sayılmaz. Ancak dün gerçekleşen operasyon, bu koruma kalkanının aslında ne kadar kırılgan olabileceğinin de bir işareti.

Operasyonun ABD ve Rusya’ya haber verildiği basında yer alıyor. Zaten ABD de bunu reddetmedi, ancak onaylamadığını bildirdi. Bu noktada önemli olan husus şu: Türkiye’nin PKK’nın Suriye ve Irak’ta yaratmaya çalıştığı yeni oldubittiye izin vermeyeceğinin işaretini vermesi, askeri yöntemlerin kullandığı bir siyasi eylem biçimiydi. Şu ana kadar yaşanan süreç, bu operasyonun bir ilk olduğunu, fakat son olmayacağını gösteriyor.

[Ahi Evren Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi olan Doç. Dr. Serhat Erkmen aynı zamanda 21.yy Türkiye Enstitüsü Ortadoğu ve Afrika Masası’nın başkanıdır]