Yeni Dönem Siyaseti: Partili Cumhurbaşkanı

Türkiye, yeni bir demokratik siyasal sistem paradigması üzerinden sistem dönüşümünü gerçekleştirmiştir. Bu sistemsel dönüşüm; devlet-toplum ilişkisinden sivil siyaset-bürokrasi ilişkisine; hukuk sisteminden ekonomi düzenine; sivil toplumdan siyasal iktidara kadar oldukça geniş bir düzlemde köklü bir reform sürecini başlatmıştır. Hiç kuşkusuz bu sistemsel dönüşümün temel unsurlarından birisini, partili Cumhurbaşkanlığı meselesi oluşturmaktadır.

Cumhurbaşkanının partisi ile ilişiğini sürdürülebilmesine dair anayasal düzenlemeyle sağlanan imkân doğrultusunda, Sayın Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan kurucu lideri olduğu AK Parti ile organik bağını yeniden tesis eden adımı atarak partisine üyeliğini gerçekleştirmiştir. Böylece, ‘mükemmelliğe yönelik bir beklentinin ifade edilmesinden ziyade kusurlu bir gerçekliğin perdelenmesine hizmet eden Cumhurbaşkanının tarafsızlığı miti’, sona ermiştir. Siyasi pratiklerimizin tarihsel gerçekliğini göz önünde bulunduran bu yeni durum, ‘yeni dönem siyaseti’ olarak nitelendirilebilecek bir dönemi başlatmıştır.

Kavramsal olarak ‘yeni dönem siyaseti’, hem siyasi partiler açısından hem de ‘siyasi özne, dil, söylem ve eylem’ düzeylerinde bütünlüklü dönüşümü ve reformu tanımlamak amacıyla kullanılabilir. Yeni dönem siyasetinde siyasi partiler, bizatihi kendi ideolojik bünyesine hitap eden içe dönük yapısını kırmak zorunluluğu ile karşı karşıyadır. Zira ancak bu surette partiler, yeni sistemin öngördüğü siyasal iddiaları taşıyabileceklerdir. Siyasal özne fikri de bu gereklilik doğrultusunda yeniden yapılandırılmak durumundadır. Çünkü yeni siyaset dönemi, rasyonel ve karizmatik otoriteyi birlikte temsil edebilme kapasitesini ifade eden güçlü politik liderliği gerekli kılan bir ‘siyasal özne’ tasavvuruna dayanacaktır. Artık siyasi parti genel başkanlığı, parti içi rekabet dengeleri üzerinden değil, ülke siyasetinin çok boyutlu dinamikleri üzerinden belirlenecektir. Bu dönüşüme ayak uyduramayan siyasi partiler ve politik özneler/aktörler ise sistem dışında kalmaya mahkûm olacaklardır.

Yeni dönem siyasetinde, politik söylem ve eylem düzeneği itibarıyla da zorunlu bir dönüşüm yaşanacaktır. Bu dönüşümle birlikte, üretilen siyasi söylemler politik merkezi eksen almak suretiyle yapılandırılmak durumunda kalacaktır. Millî demokratik yurtseverlik zemininden uzak marjinal politik söylemler ile ötekileştirici politik söylem düzenekleri, ülkenin kamusal siyasi bünyesi tarafından dışlanacaktır.

Politik projeksiyonları ve projeleri üzerinden siyasilerin iddiaları ve söylemsel inandırıcılıkları kamuoyu nezdinde sınanacaktır. Siyasi pratikler de bunlar üzerinden kamuoyu denetimine tabi olacaktır. Siyasiler pozitif bir dil üzerinden oyun kurucu aktör olabildikleri ve siyasi pratik üretebildikleri ölçüde kendilerine güçlü bir politik zemin bulabileceklerdir. Yeni dönem siyaseti, proaktif ve prospektif siyasetin dönemi olacaktır. Artık, vesayet hegemonisi altında dar alanda icra edilen politiğimsi siyasi performanslar miadını doldurmuştur.

Politik figürler, etkinlik düzeylerini performans siyasetine dönüştürebildikleri ölçüde siyasal alanda iddia sahibi olabilecekler ve kalıcılıklarını sürdürebileceklerdir. Artık, ortalama parti siyaseti ve siyasi parti dinamiği dönemi sona ermiştir. Artık, sorumsuzluk üzerine kurulu sanal siyasetin ve denge siyasetinin imkânı ortadan kalkmıştır. Bu dönüşümle birlikte, hamle siyaseti üretemeyenlerin devri sona ermiştir. Değer merkezli bir rasyonellik üretemeyen kamusal siyaset, değerini yitirmiştir. Bu yüzden artık siyasi partiler daha yüksek profilli siyasal elitler üretmek durumundadırlar.

Doğrudan demokratik meşruiyetle kurulacak olan yürütme erkinin, sorumluluk ve yetki dengesi üzerinden etkinliği ve yeknesaklığı temin olacaktır. Cumhurbaşkanının siyasi partisi ile olan organik ilişkisi, toplumsal taleplerin daha doğrudan ve etkin sosyo-politik mecralar üzerinden siyasal partiler aracılığıyla yürütmeye aktarılmasını sağlayacaktır. Yönetsel etkinlik ve yeknesaklık, yalnızca iç politik düzlemde değil, uluslararası siyaset arenasında daha güçlü bir siyasal temsiliyeti de mümkün kılacaktır.

Sonuç olarak, sistemsel dönüşümle birlikte hayata geçecek olan reformların her biri yeni dönem siyasetinde demokratik konsolidasyonu derinleştirecek bir politik hattın inşasını mümkün kılacaktır. Bu, yeni bir durum; yeni bir siyaset aklı ve pratiği anlamına gelmektedir. Bu duruma ayak uyduramayan siyasi partilerin kurumsal varlığı devam etse bile, sosyo-politik meşruiyeti sona erecektir. (Türkiye)

PAYLAŞIN:
Hukuk öğrenimini Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde tamamlamıştır. 2011 yılında profesörlük kadrosuna atanan Dr. KILIÇ halen Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi, ‘Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi’ Anabilim Dalında öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi, Karşılaştırmalı Hukuk Kuramı, Hukuk Metodolojisi ve İnsan Hakları Hukuku konuları akademik ilgi alanlarını oluşturmaktadır. Akademik ilgisi doğrultusunda çok sayıda bilimsel yayınları ile ulusal ve uluslararası kongrelerde sunulmuş bildirileri bulunmaktadır. Prof. Dr. Muharrem KILIÇ, halen Türkiye Gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır.